Bulunduğum bazı ortamlarda “Hangi takımlısın?” şeklinde sorulara muhatap oluyorum. “Takım tutmuyorum” deyince de duyanlar şaşırıyorlar.
İlkmektepte okurken çok fanatiktim. Tuttuğum takımın bütün maçlarını seyrederdim. Hatta o yaşlarda arkadaşlarla beraber yanımıza paramızı alıp kahvehaneye maç seyretmeye giderdik. Maçların gösterildiği şifreli kanallar evlerimizdeki televizyonlarda yoktu. Sadece birkaç kahvehanede vardı. Çocukların oraya girmesi yasak olduğu için dışarıdan polis görmesin diye kalabalığın arasına dışardan görünmeyecek şekilde otururduk. Kahvehanenin sahibi girişte maçı seyredeceklerden paraları toplardı.
O zaman internet, sosyal medya vs imkanları yok. Bir tane gazeteye aboneydik, her gün eve gelirdi. Gazetenin arkasındaki 4 sayfalık spor kısmını baştan sona okurdum, bir de yarım sayfalık bulmacasını çözer bitirirdim. Diğer sayfalara hiç bakmazdım. Salı günü spor sayfasında ekstra panorama sayfası olurdu, Haftanın en iyi 11’i, gol krallığı listesi, asist krallığı listesi vs. tam sayfa böyle istatistiklerle dolu olurdu. Bu sebeple Salı gününü heyecanla beklerdim. Hatta bazı cumartesi, pazar ve pazartesi günleri gider bayiden ekstradan Fanatik, Fotomaç gibi muhtevasında sadece futbol haberlerinin olduğu gazeteler alırdım. Pazar akşamları Trt’de Stadyum isimli programı takip ederdim, maç bittikten bir müddet sonra burada özetler yayınlanır ve maçlar yorumlanırdı. Bazen babam “yat uyu artık yarın sabah okul var” deyip, baktırmazdı Tvye. Maç olduğu zaman eve misafir gelip de kumandayı alıp haberleri veya pembe dizileri açmalarına ayar olurdum. Pazartesi günü okulda ise bütün gün arkadaşlar arasında maçların kritiği yapılırdı.
Liseye kadar biraz azalsa bile hep devam etti futbol merakım. Lisenin ilk yıllarında hem ben biraz olgunlaştım hem de tuttuğum takım hem Avrupa kupalarından elendi ve süper ligde şampiyon da olamadı. Çok üzüldüm. Sonra oturup kendi kendime düşündüm. Bu futbolu takip etmemin bana ne faydası var, durduk yere hem vaktim gidiyor hem param gidiyor hem de moralim bozuluyor dedim. Çok sayıda akademisyen ve fikir adamı futbolun insanların beyinlerini uyuşturan, onların düşünmelerine ve pekçok şeyi sorgulamasına mani olan bir afyon olduğunu söylemektedir. Sonra tamamen bıraktım takım tutmayı. Kendim takım tutmuyordum ama kimin tuttuğu takım kaybederse ertesi gün gidip dalga geçiyordum, çok keyifli oluyordu 🙂
Futbol takımı tutmayı bıraktım ama halısaha maçı oynamayı bırakmadım. Üniversitenin 2. yılına kadar haftada 1 veya 2 haftada 1 halısaha maçı yapardım. Sonra biraz da okuduğum kitapların tesiri ve o zamanki psikolojimle kendimce halısahanın da malayani olduğuna hükmettim ve bir daha oynamama kararı aldım. Birkaç sene hiç oynamadım. 2 sene önce ise bu kararımdan rücu ederek tekrardan Şer’i sınırlar dahilinde oynamaya başladım. Oynama sebebim ise hem talebelerimle sosyalleşmek hem de gün içinde evde hantallaşan, hareketsiz kalan vücudu spor yaparak diri tutmaktı. Halısahaya haftaiçi öğleden sonra gidiyorduk ve bizden sonra oynayan grup olmadığı için genelde 1-2 saat daha oynamaya devam ediyorduk. 2-3 saat boyunca sürekli koşup terlememin ve yorulmamın hem vücuda hem de beyne faydası olduğunu düşünüyorum. Çocukların da mahallede kendi aralarında zaman zaman top oynamasını hem sosyalleşme ve kaynaşma cihetinden hem de mücadele etmeyi öğrenme cihetinden faydalı buluyorum.
Bazıları da şöyle soruyor “Sen bu kadar iyi futbol oynuyorsun, niçin takım tutmuyorsun? Bu bir tezat değil mi?” Hayır, bence bu bir tezat değil. Kendisi muhtelif faydalardan ötürü oynamak farklı şey, tanımadığı başkalarının oynadığı oyunu vaktini ayırıp seyretmek ve bunlardan birini desteklemek farklı şey. Bu ayrımı yapabilmek zor olmasa gerek.
Suni Gündem: Siyaset
Lisedeyken futbolu bırakınca kendime yeni meşguliyetler buldum. Bunlardan biri siyasetti. Hangi parti olduğu fark etmeksizin bulunduğum şehirde bütün partilerin mitinglerine, gençlik kollarının konferans vs organizasyonlarına gidiyordum. Lisedeyken defalarca internet cafeye gidip YouTubedan birkaç saat miting videoları veya siyasi programlar seyrettiğimi hatırlıyorum. Birkaç senede birkaç parti değiştirdim. Bazı siyasi hareketlerin gençlik teşkilatlarında birkaç hafta veya birkaç ay düzenli takıldığım oldu. Çok çeşitli insan tipleri görme imkanım oldu.
Sonra ilerleyen senelerde siyaseti de bıraktım. Siyaseti bırakmak derken herhangi bir siyasi partiyi desteklemeyi kastediyorum yoksa zaman zaman siyasi analiz yazıları ve videoları seyretmeye devam ediyorum. Siyasi partileri bırakma sebeplerimden birisi siyasi parti liderlerinin bugün beyaz dedikleri şeye birkaç sene sonra siyah demeleri, bugün dost olduklarıyla menfaatleri çekilince birkaç sene sonra düşman olmaları, bugün düşmanı olduklarıyla birkaç sene sonra menfaatler birleşince dost olmaları gibi hadiseleri fark etmemdi. Bir başka sebep ise üniversiteye başladığımda senelerde kitap okuyan, kültürlü, entellektüel bir arkadaş ortamına girmem, bununla birlikte kendim de ciddi kitap okumamdı. Böylelikle kendimi ülkedeki suni gündemlerden elimden geldiğince uzakta tuttum. Vaktimi daha faydalı gündemlere sarf etmeye başladım.
O siyasi lider buna şunu dedi, bu siyasi lider ona şöyle cevap verdi, şu şunla görüştü, bu bunu ziyaret etti, falan partiden şu milletvekilleri, şu belediye başkanları şu partiye geçti vs magazin haberlerinin farklı bir versiyonu olan siyasi gündem çok çabuk değişiyor. Uzun bir müddet siyasi gündemi aktif takip eden birisi, mesela 1 ay hiç takip etmese sonra tekrar birkaç program seyretse hiçbir şey kaybetmediğini, aynı veya benzer didişmelerin devam ettiğini görür. Halbuki kendini bu gündemin dışına atan ve kendi gündemini oluşturup o yolda kendisi yetiştiren bir insan aradan ciddi bir vakit geçtikten sonra pekçok siyasi meseleye çok daha derinden nüfuz edebilir.
Birbirini Tekrar Eden Türk Dizileri
En büyük pişmanlıklarımdan biri de çocukluk yıllarımdan başlayarak üniversite yıllarıma kadar yüzlerce saatimi heba ettiğimi düşündüğüm sıradan Türk dizileri.
Küçüklüğümde Arka sokaklar, Çiçek Taksi, Cennet Mahallesi, Çocuklar Duymasın, Akasya Durağı, Hayat Bilgisi, Arka Sıradakiler, Koçum Benim vs dizilerin herbirinden onlarca farklı bölümü seyrettim. Yüzlerce saatimin bu şekilde boşa geçtiğini düşünüyorum. Bu tip dizilerde herhangi bir bölümü kaçırdığınız ve sonraki bölüme geçtiğiniz zaman bir şey kaçırmadığınızı anlıyorsunuz ve bağlamdan kopmuyorsunuz. Bugün hala seneler evvel izlediğim bu saçma dizilerdeki sahnelerin, diyalogların, karakterlerin çoğu hatırımda. Beynimde gereksiz yer işgal ediyorlar. Gerek bu diziler gerek daha sonraki onlarca dizide aynı veya benzer senaryolar çevrilip, hafif değişiklerlerle tekrar yayına koyuluyor. Bu saatleri verimli kullanıp birkaç lisan öğrenebilirdim veya mesleki eğitim alabilirdim. Hadi bunları yapmak bir çocuk için kolay şeyler değil, en azından belgeseller veya faydalı filmler seyredebilirdim. Burada kendi içimizde şöyle bir muhasebe yapmamız gerekir; “Ben falan diziyi 60 bölüm seyrettim, bu diziye 120 saatimi ayırdım. Bu diziyi eğer hiç seyretmeseydim, hayatımda şuankinden ne eksik olurdu?” Bu soruya verdiğimiz cevap eğer 120 saatten değerli ise diziden istifade etmişiz diyebiliriz. Yok eğer sadece hoşça vakit geçirdim diyorsak, başka faydalı aktiviteler yaparak çok daha hoşça vakit geçirebileceğimizi hatırlatırım. Bu gibi diziler seyredileceğine sokakta akranları ile geleneksel çocuk oyunlarımızı oynamak çok daha iyidir. Ayrıca hat, ebru, ahşap işlemeciliği gibi kurslara da gidilip bedenî ve zihnî inkişaf sağlanabilir.
Not: Kurtlar vadisi ilk 97 bölümünü diğer Türk dizilerinden istisna tutuyorum. Bu dizinin ilk 97 bölümünü kesinlikle ve kesinlikle malayani olarak görmüyorum. Belki de malayani olmayan tek Türk dizisi olabilir. Bu dizi gerek oyuncu kalitesi, gerek senaryo kalitesi olarak tam bir şaheser. Türk edebiyatının en sağlam romanları ile edebi kalite olarak rahat yarışabilecek diyaloglar mevcut. Dizinin her bölümü bir film kalitesinde hatta daha da fazlası. Diziyi zaten youtube’da izlerken altta yorumları okursanız izlerken fark etmediğiniz pek çok ince detayın yorumlara yazıldığını fark eder, hayret edersiniz. Ama onu da seyretmek için ciddi bir fikrî altyapı gerekir. Bu altyapıya sahip olmayanlara bu diziyi tavsiye etmem. Eğer ciddi bir fikrî altyapınız yoksa dizinin çok usta bir şekilde kurgulanmış ideolojik telkinlerinden kurtulmanız nerdeyse imkansız olur. Dizide çok sağlam bir şekilde izleyiciye İttihad terakki ideolojisi empoze ediliyor. İttihad terakki cemiyeti ve bunun ideolojisi hakkında ciddi okumalar yapmamışsanız ve hisleriniz aklınızın önünde ise Kurtlar Vadisi’ni izlemeyin. [İttihadçı ideolojiye dair tavsiye bir yazı: Hamaset Girdabı]
Yukardaki sözler diziler için geçerli idi. Filmler içinde gerçekten emek verilmiş ve seyirciye bir şey katan, 2-3 saatlik vaktini boşa geçirten değil de belli bir mesaj veren yerli filmler vardır. Bu mesajların bazıları faydalı mesajlardır, bazıları ise zararlı mesajlar. Eğer seyreden kişinin altyapısı varsa zararlı filmden bile istifade edebilir.
Mesela bir örnek vermek gerekirse; Zübükzade isimli meşhur bir yeşilçam filmi var. Çocukluğumda defalarca keyifle seyrettim. Ama sonradan büyüyüp de aklım başıma gelince, belli bir mantık ve muhakeme seviyesine ulaşınca bu filmin şuuraltıma yerleştirdiği İslam düşmanlığını kolaylıkla fark ettim. Geçenlerde ibret nazarıyla tekrardan seyrettim. Orada Zübükzade rolünü oynayan şahsı, seçim zamanı sıksık camilere gelen, seçimden sonra pek uğramayan, söz verdiği hiçbir vaadi yerine getirmeyen bir büyükşehir belediye başkanına çok benzettim. Kemal Sunal’ın seyrettiğim filmlerinin nerdeyse tamamında İslam düşmanlığı propagandası görüyorum, Buna onlarca bariz örnek verebilirim. Ayrıca dikkat ederseniz, bütün ev sahipleri kötü insanlar, bütün kiracılar iyi insanlardır. İşçiler, emekçiler dürüst insanlar; işverenler ve zenginler ise zalim insanlardır. Halbuki zenginin de fakirin de iyisi var, kötüsü var. Burada tipik bir komunizm propagandası olduğu açıktır. Ama filmlerin senaryoları çok profesyonel yazıldığı için ve sağlam bir mizah anlayışı bulunduğu için kitap okumayan ve herhangi bir altyapısı bulunmayan seyirci, burada verilen mesajlara kolayca tav oluyor. Ustalıkla çekildiği için bugün dahi internette vs platformlarda hala alaka görüyor. Bu tür filmlerin diğerlerine nazaran çok daha zararlı olduğunu düşünüyorum. Defalarca bu tip propagandalara maruz kalan yurdum insanının şuuraltında ise -kendisi bunu fark etsin veya etmesin- az veya çok bir İslam düşmanlığı beliriyor.
Maalesef bizim cenahta bu kalitede filmler yapan çıkmıyor. Mesut Uçakan gibi kıymetli yönetmenlerimiz elinden geldiğince birşeyler yapmaya çalışıyor ama zenginlerimiz bu sektörün kıymetini anlayamadıkları için paralarını başka yerlere sarf ediyorlar. İFPAŞ şirketi 90lı yıllarda çok güzel film ve diziler hazırladı, bu filmler o zaman milyonlarca eve ulaşarak gençlerin fikir dünyasının sağlıklı bir şekilde oluşmasında ciddi faydaları oldu ama maalesef kendisine kasıtlı olarak vurulan ekonomik darbelerle ciddi bir finans krizine girdi ve devamı gelmedi.
Yabancı sinemalardan da seyredince fayda sağlayacak filmler mevcut. Die Welle, 12 Kızgın Adam, Deli ve Dahi, Snowden, Esaretin Bedeli, Ölü Ozanlar Derneği gibi ehline çok faydalı filmler vardır. Bu faydalı filmlerden bazıları hakkında kelambaz.com adresinde inceleme yazıları bulunuyor. Bunun yanında Yüzüklerin Efendisi, Hobbits, Matrix, Mumya, Godfather gibi farklı perspektiflerden çekilmiş filmler Türk dizilerine göre çok daha faydalıdır. Üniversitede iken bir arkadaşımı Yüzüklerin Efendisi seyrederken gördüm. Şakasına “hayırdır abi niye malayani işlerle meşgulsün” dedim. “Malayani değil, buradaki yüzük insanın nefsini sembolize ediyor. Yüzük, takan kişinin iradesini menfi yönde zorluyor” demişti. Düşündüm hakikaten bu tasavvufi tevil bana da çok makul geldi. Nefse bir de bu perspektiften baktım. Kitap okuyarak öğrenemeyeceğimiz veya tam idrak edemeyeceğimiz bazı meseleleri görselliğin yardımı ile faydalı filmler ve belgeseller vasıtasıyla kavrayabiliriz.
Bazı film ve diziler faydalıdır, içinde faydalı bilgi ve mesajlar vardır, zararlı ve müstehcen sahneler yoktur. Böyleleri yok denecek kadar azdır. Bazıları ehline faydalıdır, temel islami metinleri okumamış, ölçüsü henüz oluşmamış birisine tavsiye edilmez. Böyle film ve diziler vardır ama diğerlerine nisbetle oldukça azdır. Bazıları ise malayani veya zararlıdır. Zaten malayani olması muhteva cihetinden olmasa bile vakti ziyan etme ve beyni boş bilgilerle doldurma cihetinden zararlıdır. [En faydalı filmlerden birisi olarak tarif edilen Çağrı filminde bile bazı sakıncalı taraflar vardır. Çağrı filmi hakkında şu inceleme yazısını okuyabilirsiniz: Çağrı Filmi (Tahlil)]
Vakit Keskin Bir Kılınç Gibidir
İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat’ının en kısa mektubu olan 134. mektupta şöyle buyuruyor; “Hak teâlâ, kendine yaklaştıran derecelerde ölçüsüz yükselmenizi ihsân eylesin! Bizi seven kardeşim! Vakit, keskin bir kılınç gibidir. Yarına çıkacağımız belli değildir. Mühim işleri bugün yapmalı, mühim olmayanları yarına bırakmalıdır. Aklı olan böyle yapar. Doğru düşünen akıl, (Akl-ı mu’âd)dır. (Akl-ı me’âş) değildir. Dahâ ne yazayım? Vesselâm.”
Yıllar önce yazılımcı bir abi anlatmıştı. Meşhur bir iş adamı için 15 sene kadar önce hususi bir aplikasyon yapmışlar. Program sadece o iş adamının telefonda yüklü imiş. Vazifeli personeller gündemi sıkı şekilde takip edip iş adamının alakasını çekecek haberleri ve bilgileri aynı bir haber sitesi formatında programa yüklüyorlar. Böylelikle 1 dakikası bile kıymetli olan bu iş adamı gündemi takip ederken kendisiyle alakası olmayan haberleri ve bilgileri görüp de vakit kaybetmiyor. Hatta haberler hazırlanırken gereksiz cümle ve kelimeler de atılıyor.
Bir de kendi vaziyetimize bir bakalım. Gün içinde telefon, pc ve tv’de ne kadar gereksiz bilgi ve haber bombardımanına maruz kalıyoruz. Hem kıymetli vaktimiz gidiyor hem de beynimiz gereksiz çöp bilgi ile doluyor. Bizim uygulama yaptıracak ve personel istihdam edecek maddi kaynağımız yok. Peki ne yapabiliriz? En azından evimize TV almayabiliriz. Benim evimde yok mesela, ihtiyaç da duymuyorum. Bütün tv kanallarının YouTube canlı yayınları var, çok mühim bir program olursa o şekilde bakıyorum veya zaten birkaç saat sonra YouTube’a programın tamamını yüklüyorlar.
Sosyal medya için de gereksiz paylaşımlara maruz kalmamak, sadece istifadeli paylaşımları takip etmek için öncelikle faydalı paylaşımlar yapan hesapları takip etmek ve sadece takip ettiğin hesapların paylaşımlarını görecek şekilde ayarlama yapmak lazım. Twitter önceden böyle değildi, önüme sadece takip ettiğim hesapların attığı kaliteli tweetler ve bu hesapların favladığı tweetler düşüyordu. Elit bir gündem vardı yani. Son birkaç senedir, Twitter’ın sisteminde de değişimler oldu, çok fazla saçma sapan tweetler düşmeye başladı önüme. Eskiye nazaran daha az bakıyorum artık. Twitter yine ehven olanı. Diğer platformlar zaten çok daha kötü. Bunlara hiç bakmıyorum bile. Sadece Instagram’da mesaj geldiği zaman girip mesaja cevap veriyorum o kadar.
Gazete okuduğum zaman 3.sayfa haberlerinin olduğu kısmı atlarım. Ama sosyal medyada ister istemez böyle haberlere maruz kalıyoruz. Normalde hiç duymamamız gereken -bence kasıtlı olarak medyaya servis edilen- bu haberler cemiyetin ahlakını bozuyor ve insanları tedirgin ediyor. Kötü bir fiilin şüyuu, vukuundan beterdir. Yani haberin yayılması, o işin gerçekleşmesinden daha kötüdür. Böyle haberler arttıkça istenmeyen fiiller normalleşir. Anadolu’nun bilmem ne köyünde falan hadiseden benim haberim olmamalı. O ilçenin polisi müdahale edip meseleyi çözmeli, adliye teşkilatı da suçlulara cezasını vermeli, bu kadar! 85 milyonluk ülkede her gün, hatta her saat belki onlarca canice suç işleniyor. Bunların hepsi tek tek haber yapılsa, okuyup bitirmeye 24 saatimiz yetmez. Üstelik sosyal medyaya düşen video ve resimlerde kimin gerçek suçlu olduğunu da tam bilmiyoruz. Meselenin öncesine ve sonrasına hakim değiliz. Kur’an-ı kerimde “Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurât, 6) buyuruluyor. Suçun tesbiti ve cezalandırılmasında işin yetkili mercii emniyet ve yargı. Onlar da işini doğru yapmazsa bizim elimizden birşey gelmez. O sebeple böyle gündemlerle vakit kaybetmemelidir. Yaşanan hadise hazin ve acıklı olabilir, ama bunu bizim bilmemiz meselenin çözümüne bir katkı sağlamaz, aksine bize hem vakit olarak hem de psikolojik olarak zarar verir.
Menkıbe: Sermayesi Eriyen Adam
Bir adam, çok sıcak bir yaz günü hem buz satıyor hem de, “Sermayesi tükenen adama, ne olur yardım edin!” diyerek çevresindeki insanlara yalvarıyordu. Yardım talebinde haklıydı. Buzları eriyordu çünkü. Oradan geçmekte olan bir mübarek zat, bu sözü işitince bir an durakladı. Sonra düşüp bayıldı. Kendine geldiğinde: “Size ne oldu böyle?” diye sordular. Mübarek cevap verdi: “Eriyen buzu görünce, kendi sermayem olan ömrüm aklıma geldi. Eriyen buz değil, sanki ömrümdü! Ömür sermayemi eğer Allahü tealanın rızasına uygun işlere sarf etmedi isem, böyle eriyip giderken beni de felakete sürükleyecek. Bunu düşününce kendimden geçtim.”
Netice
Bir gün 24 saatten oluşur. Biz istesek de bunu 25 saate veya 24 saat 10 dakikaya çıkaramayız. Ama şunu yapabiliriz; Bu 24 saatin içinde malayani (faydasız) işlerimizi azaltırsak, başka gerekli işlere otomatik olarak vakit ortaya çıkmış olur. Bünyesinde onlarca şirket veya ünite barındıran bir holding idaresinin zarar eden şirket veya üniteleri kapatması, kar edenlere daha çok odaklanması aklın gereğidir. Malayani, “mâ”, “lâ” ve “ya’ni” ifadelerinin birleşmesinden oluşur. “Yani”si olmayan manasına gelir. Dini eserlerde ise “kişinin ne dünyasına ne de ahiretine faydası olan işler” olarak kastedilir. Hadis-i şerifte “Bir kimsenin malayani ile uğraşması Allahü tealanın onu sevmediğinin alametidir” buyuruluyor.
Bu yazıda yazdıklarımdan daima evde oturup kitap okumalıdır, asosyal olmalıdır, sporla uğraşmamalıdır, hayattan zevk almamalıdır gibi manalar çıkmamalı. Aksine insan, sosyal bir varlıktır. Zaman zaman arkadaşları ile bir araya gelir, güler, eğlenir. Fıtratı gereği -özellikle de çocukluk ve gençlik çağlarında- oyun oynamak, eğlenmek de ister. Bunlar birer ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı daha faydalı alternatifler ile sağlamak varken malayanilere yönelmek bana mantıklı gelmiyor. Yüzme gibi, savunma sporları gibi, doğanın içinde kamp yapmak gibi, balık tutmak gibi aktiviteler spor olmasının yanında dünyevi faydaları da olan faaliyetler, Spor yapmak için bunları tercih etmek çok daha mantıklı. 30 bölümlük vakit israfı, saçma bir yerli dizi seyretmektense 10 tane faydalı yabancı film seyretmek belki çok daha faydalıdır.
Geçmişte yapılan hataları sürekli anlatarak ahlanıp, vahlanmak hiçbir problemi çözmez. Arkasına çok bakan önünü göremezmiş. Zararın neresinden dönülürse kardır. İnşallah en kısa zamanda malayaninin hemen her çeşidinden kurtulur ve vaktimizi daha faydalı işlere sarf ederiz.





"Genç Vicdânın Sesi"
Yorum Yaz