Kelâmbaz

Satır Arası Mesajlar

Asıl mesajlar satır aralarında gizlidir

Hem kitap literatürünü hem de Youtube özelinde sosyal medya literatürünü iyi takip ettiğimi düşünenlerden sık sık sorular alıyorum:

“Şu hoca dinlenir mi?”, “falan akademisyeni tanıyor musun, nasıl biri?”, “bu kitabı tavsiye eder misin?”, “filan hoca ehli sünnet mi?” vs..

Bildiklerime cevap veriyorum, bilmediklerime de haliyle “bilmiyorum” diyorum.

Peki çok sayıda insan tarafından takip edilen, tabir yerindeyse fenomen veya kanaat önderi denilen insanları doğru tanımak nasıl mümkün?

Eski hali yeni hali

Bahsettiğim insanların umumiyetle hem birkaç tane kitabı hem de epey videosu oluyor. Aynı zamanda bütün sosyal medya platformlarını da aktif kullanıyorlar. Bütün bu neşriyatlarında bazı mevzuları açıktan dillendirirlerken bazı mevzularda satır aralarında sübliminal mesajlar veriyorlar.

Ben burada en çok şuna dikkat ediyorum; Bu hocaları dinleyen, takip eden insanların eski halleri ve yeni halleri. Yani bu takipçiler mezkur isimleri takip etmeden önce fikrî olarak nasıl bir çizgideydiler, dinlemeye başladıktan sonra onlarda nasıl değişim oldu?

Az veya çok ne yöne doğru bir kayma oldu? Dinleyen kişideki bu kayma, dinlediği kişinin rengini belli eder. Bu şekilde dinleyen kişiye bakarak dinlenilen kişi hakkında tesbitler yapmak zor değildir. Bunu da ya takipçilerinden birkaç tanesiyle bizzat konuşup muhabbet ederek veya onlarca takipçisinin yorumlarını okuyarak yapabilirsiniz. Nasıl ki bir insanın kan testine bakarak boğazından geçenler hakkında yorum yapabiliyorsak, ağzından çıkanlara bakarak da kulağına girenler hakkında yorum yapabiliriz. İnsan kulağından zehirlenir panzehiri de kulağından alır. Eskiden “bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” derlerdi, bu söz günümüzde sanki şuan evriliyor “Bana sosyal medyada kimleri takip ettiğini söyle, sana kim olduğunu söyleyelim”. Mesela tasavvufi eserleri çok okuyanlar ibadetlerini daha bir hulus-u kalp ile icra etmektedir. Bu bir hakikattir. Konuştuğunuz veya yorumlarını okuduğunuz takipçi sayısı arttıkça tesbitlerinizin hata payı düşer. Bunu çok iyi biliyorum çünkü aynısını ben de yapıyorum.

Mesajı doğru vermek

Derslerimde veya sohbetlerimde muhtelif sebeplerden ötürü bazen herşeyi direkt anlatamıyorum. Bu durumda dolaylı yoldan veya ima yoluyla anlatmayı tercih ediyorum. Verilmek istenen mesaj zaten bu şekilde verilirse karşı taraf tarafından benimsenme ihtimali artıyor. 

Mesela Osmanlıların iyi insanlar olduğu, onları sevmeyenlerin sıkıntılı insanlar olduğunu anlatmaya çalışırken “Osmanlıyı sevmeyenler sıkıntılı insanlardır” demiyorum.  Osmanlıların iyiliklerine müşahhas misaller veriyorum. Beni dinleyenler Osmanlıların iyi insanlar olduklarını anlıyor. Şuuraltında da Osmanlıyı sevmeyenlerin yanlış yolda olduğunu kodluyor.

Tv ve sosyal medyadaki reklamların da ekseriyeti bu şekilde mesajlardan oluşuyor. Herhangi bir şampuan markası bu şampuanın hammaddesinde şu şu mineraller vardır, şöyle kalitelidir vs deyip uzunca anlatmıyor. Meşhur bir futbolcuyu veya yakışıklı bir artisti o şampuanı kullanırken gösteriyor, tamam.

Aynı şekilde İslamiyete saldıracakları zaman da açıkça İslamiyet kötü bir dindir demiyorlar. Dizilerde, filmlerde kötü ahlaklı, sevilmeyen bir karakteri İslamî bir kisve ile gösteriyorlar, böylelikle seyircilerin zihnine dindar insanların tehlikeli olduğu kodlanmış oluyor. Kemal Sunal filmlerini dikkatlice incelerseniz imamların veya din adamlarının paraya düşkün, yalancı, dolandırıcı şahsiyetler olduğu bariz belli oluyor. Bunu gören genç dimağlar da haliyle bundan az veya çok tesir görüyor.

Acem oyunları

Açıktan değil de dolaylı yoldan mesaj vermenin bir de şöyle bir avantajı var. Size konuşmalarınızda satır arası bir mesajınızdan dolayı “sen burda bunu mu demek istedin?” şeklinde sert bir ikaz geldiğinde ben onu demek istemedim, şeklinde savunma yapmanız kolaylaşır ve başınıza gelecek zararlardan korunmuş olursunuz. Ama mesajınızı açıktan vermişseniz, tevil şansınız kalmıyor. Bu metodu pek çok etki ajanı olarak isimlendirilen kişi veya gruplar tatbik ediyor.

Türkiye gibi Ehli sünnet ananenin kuvvetli olduğu bir ülkede İrancı propagandacılar şiiliği açıktan savunmak yerine farklı söylemler geliştirerek, dolaylı yoldan Şii propagandası yapıyorlar.

Mesela ümmetin birliği, vahdeti gibi kavramları sık gündeme getiriyorlar. Filistin davasını ve İran’ın İsrail’e karşı yaptığı -sözde- mücadeleyi dillerine doluyor devamlı bunu anlatıyorlar. Sürekli Kerbela ajitasyonları ve Hazreti Muaviye düşmanlıkları kendilerini ele veriyor. Hazreti Ayşe, Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer gibi sahabilere açıktan birşey söyleyemedikleri için ilk planda Hazreti Muaviye düşmanlığıyla başlıyorlar. (Bu arada Hazreti Muaviye çok mühim bir kıstastır. Onun için “Hazret” diyemeyen herhangi bir hoca için direk mim konur.)

Anahtar kelimeleri bilmek

Aynı şekilde Selefi – Vehhabi propagandacılar da benzer metotlar takip ediyorlar. (İçlerinde selefiliği direkt olarak açıktan savunanları da var, onları ayrı tutuyorum.)

Mesela selefilerin içinde açıkça selefiyim diyemeyen grupların da bazı operasyonlarına misal vereyim; Ehli tarik cemaat ve gruplardaki istenmeyen münferid hadiseleri devamlı büyüterek anlatırlar. Birkaç su-i misali göstererek “Tarikatlarda şeyhe tapılıyor” gibi söylemler kullanırlar. İbnül Arabi’den bahsederken, imam-ı Rabbani de ona muhalif, düşman derler. (Halbuki düşman değildir. Büyüklüğünü kabul etmekte, sadece belli birkaç meselede tenkid etmektedir.) Biz tasavvufa karşı değiliz, ama bazı tarikatlarda bidatler yerleşmiş durumda derler.

Selefiler tevhid kavramını çok kullanırlar, Şiiler Ehli beyt kavramını, İttihadçılar vatan, millet kavramlarını, İslamcılar cihad kavramını. (Bu kavramları her kullanan bunlardandır demek istemiyorum. Sadece bu grupların bu kelimelere takık olduklarını ve bu kelimeleri kendi ideolojilerine paravan olarak kullandıklarını söylüyorum.)

Selefiler kendi ideolojilerine ters gördükleri insanlar için müşrik, Şiiler Yezid veya Ehli beyt düşmanı, İttihadçılar hain, İslamcılar tağut veya tağutun askerleri gibi ifadelerle suçlarlar.

Selefiler ile İslamcılar pek çok konuda uzlaşırlar, İrancılar ve İslamcıların da çok ortak noktası bulunmaktadır. Fakat gündeme göre bu ortak noktalar değişebilir, azalabilir, artabilir veya üstüne bir sünger çekilebilir.

İdeolojik hareketler tarih içinde kesişme ve ayrışma kümeleri oluşturdukları gibi şekillenen yeni dünya düzeninde kendilerini devam ettirecek farklı pozisyonlar oluştururlar.

Turnusol kağıdı

Bu noktada turnusol kağıdı dediğimiz mevzuları bilmek burada işe yarar. Herkes için bu kıstaslar değişebilir tabi.

Mesela bir vaizi dinleyenlerde Osmanlıya karşı bir soğuma başlıyorsa ben o konuşan şahsa açık bir mim koyarım. İbni Teymiyye’ye karşı kalbinde bir sevgi başlıyorsa mim koyarım. Hazreti Muaviye’ye ve Emevilere bir düşmanlık oluyorsa mim koyarım. Tarih boyunca yaşamış İslam alimlerine bir soğukluk oluyorsa mim koyarım. Misaller çoğaltılabilir.

Hakkında fikir söylediği tarihi şahsiyetlerden de nasıl bir itikada sahip olduğu kolayca ortaya çıkabilir. İbnül Arabi’yi öven birisi selefi olamaz. Yavuz Sultan Selim’i veya Hazreti Muaviye’yi öven birisi Şii olamaz (eğer takıyye yapmıyorsa). İmam-ı Rabbani gibi, Mevlana Halid-i Bağdadi gibi, Seyyid Abdülhakim Arvasi gibi alimleri medhediyorsa Ehli Sünnet olduğunu anlarız.

Bir insanı anlamak için ona sorulacak en temel soru belki de şudur; “Dinimizi nereden öğrenmeliyiz?”. Eğer “sadece meal okumak yeter” diyorsa mealci olduğunu anlayabiliriz. “Sadece meal ve hadis kitapları” diyorsa o zaman mezhepleri inkar ettiğini çıkarabiliriz. Misaller çoğaltılabilir. 1400 yıl boyunca yaşamış Ehli sünnet alimlerinin kitaplarından veya onların kitaplarına referans verilerek yazılmış kitaplardan şeklinde bir cevap gelirse, bu cevabı verenin Ehli sünnet olduğu anlaşılır.

Susmak da aslında bir mesajdır

Yeri geldiği zaman susmak da aynı zamanda birşey söylemektir. Mesela sosyal medyayı aktif kullanan bir hesap kandil gecelerinde hiç kandil tebriği paylaşmıyorsa kandillere pek iyi bakmadığını belki söyleyebiliriz.

Hemen bütün cemiyetin o günde o tip bir paylaşımı yaptığı, yapmayanlara iyi gözle bakılmadığı bir yerde paylaşım yapan bir kimse için de onu %100 kendi iradesi ile paylaşmıştır, demek ki öyle düşünüyor diyemeyiz.

Temkinli olmak

Bunlar bazı iyi ipuçları olmakla birlikte ilk etapta farkedilmeyebilir ve her zaman net bir şekilde görülmeyebilir. Bu nedenle iyi tanınmayan dini şahsiyetleri takip ederken temkinli olmakta ve eleştirel bakış açısı ile yaklaşmakta fayda vardır. Tabii bunun için evvela ehl-i sünnet itikadının usül ve esaslarını iyi öğrenmek gerekir. Doğruyu bilmek insana bir ölçü kazandırır ve doğru yoldan ayrılanları temyiz etmek kolaylaşır.

Ahmet Faruk Şenkaya

İlahiyat fakültesi mezunu,
Yazı yazmasının sebebi; yazarken hem kendisi birşeyler öğrenmek hem de öğrendiklerini başkalarıyla paylaşmak,
Herhangi bir iddiası yok.

1 yorum

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

  • […] Genç âlim, hocasının haklı olduğunu anlamış ve geri dönmüş. Altı ay kadar ilm-i siyâseti öğrendikten sonra aynı yoldan köyüne gitmek üzere yola koyulmuş. Gene bir cuma namazı vakti, yolu aynı köy câmisine düşmüş. Kıyafetini ve görüntüsünü değiştiren âlimimiz, bu sefer vaizi hiç ses çıkarmadan sonuna kadar dinlemiş. Vaaz bitince ayağa kalkmış: “Ey cemaat-i müslimîn! Ben bir seyyahım, çok memleket gezdim, çok vaaz dinledim. Sizin bu hocanız kadar âlim, bu hocanız kadar fâzıl, bu hocanız kadar mübârek bir vaiz görmedim. Bu hocafendinin saçından- sakalından bir tüy, bir kıl taşıyan kişi mutlaka cennetliktir” deyip oturmuş. Bu fetvayı duyan cemaat, “hurraa” deyip hocanın üstüne çullanmış! Bir dakika içinde hocayı yolunmuş tavuğa çevirmişler. Taze âlim, ilm-i siyâsetin ne kadar lüzumlu ve mühim bir ilim olduğunu bizzat tecrübe etmenin rahatlığı ile yoluna devam etmiş! Bugün için de ilm-i siyaset bilen bir insan hemen her ortamda usulünce emri maruf yapabilir. Verilmek istenen mesajların satır aralarında verilmesi de tavsiye edilen bir metottur. (Tavsiye yazı: Satır Arası Mesajlar) […]