Bütün dünyada meşhur olan ve seyreden hemen herkesin zihninde mühim bir yer işgal etmiş bir film “Çağrı filmi”. İslamiyetin ilk yıllarında ne zorluklarla yayıldığını anlatıyor. Bu dünyaca meşhur film için çok mühim gördüğüm bazı noktalara temas etmek istiyorum. Öncelikle bu film çok zor zamanlarda ve mekanlarda, müslüman ve halis niyetli bir yönetmen tarafından çok ciddi emek verilerek titizlikle çekilmiş. Her türlü imkanın ve teknolojinin devasa nisbette arttığı bir devirde daha iyisinin veya benzerinin çekilememesi filmin kıymetini daha da artırıyor. Seyreden çocuklara ve gençlere İslami bir şuur aşılamasının yanında pekçok gayrimüslimin de İslamiyet ile şereflenmesine vesile olması ayrıca takdire şayan. Peygamber efendimizin “aleyhisselam” ve hulefa-i raşidinin “radiyallahu anhüm ecmain” yüzlerinin gösterilmemesi de güzel bir incelik örneği. Bunlar gibi cemiyet tarafından medhüsena edilen pekçok hususiyetleri var. Bütün bunlar pekçok platformda zaten defalarca tekrar edildiği için bu yazıda bunlara değinmeyeceğim. Daha çok filmin bütün bu meziyetlerinin yanında seyredenlerin zihninde yanlış anlaşılmalara mahal verebilecek birkaç noktasına temas etmek istiyorum.
Dikkat Edilmesi Gerekenler
Gördüğümüz kadarıyla filmde önceden müşriklerin arasında iken daha sonra müslüman olan bazı eshab-ı kiramın, Müslüman olmadan önceki müslümanlara yaptıkları zulümler sıklıkla sahnelenmektedir. Filmde gösterildiği kadarıyla Vahşi, Hazreti Hamza’yı öldürmüş; Ebu Süfyan, Mekke’nin reisliğini yaparak müslümanlara çok zulmetmiş; hanımı Hind, Hazreti Hamza’yı şehid etmesi için Vahşi’ye talimat vermiş ve Uhud’da müşrik ordusunu cesaretlendirmiş; Amr bin As, Habeşistan’a hicret eden müslümanları ordan tekrar zorla Mekke’ye getirmek için uğraşmış; Halid bin Velid ise Uhud’da harbin seyrini değiştirerek Mekkeli müşriklerin mağlubiyetini önlemiştir. Bunlardan Halid bin Velid dışındakilerin müslüman olmalarına filmde pek yer verilmemiştir. Bu sahneleri seyredenlerin kalbinde yukarda isimlerini zikrettiğim sahabilere karşı bir soğukluk meydana gelebilir. Halbuki bir kimse kelime-i şehadet getirip müslüman olunca onun geçmiş bütün günahları silinir. Bu sebeple Vahşi, Ebu Süfyan, Hind, Amr bin As, Halid bin Velid gibi sahabileri sevmemiz ve onlar için “radıyallahu anh” ifadesini kullanmamız icab eder. Doğuştan Müslüman olan insanların bile bir sürü hatalarına hüsnü zan ederken, sonradan Müslüman olmuş insanlara -üstelik sahabeden- hüsnü zan etmemek insafsızlık olur ve ulemamızın yolundan ayrılmak olur.

Vahşi Kimdir?
Vahşi bin Harb Habeşi, hazret-i Hamza’nın Bedir gazasında öldürdüğü Tuavme adındaki kâfirin kardeşinin oğlu Cübeyr’in kölesi idi. Uhud gazasında, Cübeyr, buna, Hamza’yı öldürürsen azad ol demişti. Hind de babasının ve amcasının intikamı için, Hamza’yı öldürene çok altın vaat etmişti. Vahşi de bu vaatlerden sonra hazret-i Hamza’yı Uhud’da şehit etti. Ciğerlerini çıkarıp Hind’e götürdü. Her ikisi de, dünya ziyneti için bu işi yaptı. Uhud’da, Resûlullah, birkaç kâfire beddua etmişti. Vahşi’ye niçin lanet etmiyorsun dediklerinde, “Miraç gecesi, Hamza ile Vahşi’yi kolkola, birlikte Cennete girerlerken görmüştüm” buyurdu. Mekke’nin fethinden sonra, Vahşi, Taiflilerle birlikte Medine’de mescide gelip, îman etti. Afva kavuştu. Fakat, Yemame tarafına gitmesi emrolundu. Resûlullaha karşı çok mahçup olup başı önünde yaşadı. Bir daha Medine’ye gelmedi.
(Muhammediye) kitabında “Adı da Vahşi, kendi de vahşi” yazısı, müslüman olmadan önce Vahşi olduğunu bildiriyor. İman edince, tertemiz oldu. Bütün Evliyâdan yüksek oldu. Hicretin 11. senesi Yemame’de mürtedler ile çok şiddetli harp oldu. Müseyleme ordusundan 20.000 kişi öldü, Hâlid ibni Velid askerinden 2.000 kişi şehid oldu. Önce müslümanlar bozuldu. Sonra, Vahşi hazretleri kahramanca saldırıp, hazret-i Hamza’yı şehit etmiş olduğu kılınç ile Müseyleme-tül-kezzabı öldürdü. Bunu gören müslümanlar hücum edip, zafer elde edildi. Resûlullahın vaktiyle, Vahşi’yi Yemame tarafına göndermesinin, büyük mucize olduğu böylece meydana çıktı. Yermük gazasında da bulunup, rumlara karşı çok kahramanlıkları görüldü. Humus’ta yerleşti. Hazret-i Osman zamanında orada vefât etti.
Her müslümanı ve eshâb-ı kirâmın hepsini iyilikle yad etmemiz emrolundu. Büyük âlim ve 13. asrın müceddidlerinden Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî, Adab-ı Tarika-i Aliyye kitabında buyuruyor ki “Velînin Mâ’sûm olması şart değildir. Eshâb-ı kirâm arasında had cezası verilen ve eli kesilen oldu. Halbuki Sahabenin en aşağı derecede olanı da Velî idi. Hepsi, Sahabi olmayan Velilerin hepsinden daha yüksek idiler. Velilerin hepsi, günaha devam etmekten mahfuzdurlar. Hepsi tövbe ve istiğfar eder. Belki bâzen günah işlediği için pişmanlıkları, ağlamaları, Allahü teâlâya yalvarmaları daha çok olur. Dereceleri artar. Bu sebeple, Hikem-i Ataiye’de, “Zillet ve inkisara sebep olan günah, izzet-i nefse ve kibre sebep olan taatten daha hayırlıdır” denilmiştir. Amelleri ve sıfatları müsavi olan iki veliden, tövbesi daha çok olanın, Mâ’sûm olandan daha üstün olduğu bildirildi.”
Merecü’l-bahreyn kitabında, Ahmed Zerruk’tan alarak diyor ki “Mâ’sûm olmak, kusursuz olmak, Peygamberlere mahsustur. Velînin Mâ’sûm olması şart değildir. Israr ve devam olmadan, büyük günah işlemek, velâyeti bozmaz. Velî, günahından vazgeçer ve tövbe eder. Günah işlemek, insanı helak etmez. Günaha devam etmek, tövbeyi terk etmek, helak eder. Âdem aleyhisselâmın zellesi ile İblisin isyanı, bundan dolayı farklı oldular.” Eshâb-ı kirâmın hepsini sevmekle ve hepsine saygılı olmakla emrolunduk. Sevilmeleri az veya çok olabilir. Fakat, hiçbirine dil uzatmamız, kötü bilmemiz câiz değildir. Kendi kusurlarımıza bakmamız, hiçbir müslümanı gıybet etmememiz lâzımdır.
Filmde yine iman etmeden önceki halleri gösterilen Ebu Süfyan ise Hazret-i Muaviye’nin babasıdır. İslâmın büyük düşmanı idi. Kureyş ordusunun baş kumandanı olup çok müslüman şehit etti. Resûlullahın kayın pederi idi. Mekke fetholunacağı zaman İslam ordusuna gelip müslüman oldu. İslam ordusunda bir nefer olarak savaştığı Taif gazasında bir gözü, Yermük harbinde ikinci gözünü kaybetti ve şehit oldu. Çocukları da gerek Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer devirlerinde gerek daha sonra hemen hemen bütün gazalarda bilfiil bulundular.
Filmi seyreden nerdeyse herkesin nefret beslediği Hind ise Mekke kâfirlerinden Utbe bin Rebia bin Abd-i Şems bin Abd-i Menaf kızı, Ebû Süfyan’ın zevcesi idi. Uhud gazasında düşman askerlerine cesaret veriyordu. Hazret-i Hamza’nın şehit edilmesine sebep oldu. Mekke fethinde ise müslüman oldu. Kadınlar adına Resûlullah ile sözleşme yaptı. Hayırlı duaya mazhar oldu. Hicrî 11 senesinde yapılan Yermük gazasında, İslam ordusunda bulunup, askeri harbe teşvik etti. Hazret-i Muaviye’nin annesidir.
Filmde Habeş kralı Necaşi’den Müslüman muhacirlerin iadesini isteyen Amr bin As ise eshâb-ı kirâmın meşhûrlarındandır. Hicretin 8. yılı, Mekke’nin fethinden, 6 ay önce Hâlid bin Velîd ile Medîne’ye gelerek müslümân olmuşlardır. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Ummân’da vâlîsi olup, hiç azl buyurmadı. Hazret-i Ebû Bekir tarafından Şâm’ın fethine gönderildi. Halîfe Ömer tarafından Filistin vâlîsi yapıldı. Mısır’ı fethetti. Mısır’a vâlî yapıldı. Sıffîn muhârebesinde, ictihâdı, hazret-i Muâviye’nin ictihâdına uygun oldu. Yeniden Mısır’a vâlî olup, ölünceye kadar bu vazîfede kaldı. Çok zekî, meşhûr dâhîlerden idi. Cesur, edîb ve belîg idi.
Peygamber efendimizin “aleyhisselam” affettiği, muhtelif vazifeler verdiği, daha sonra gelen raşid halifelerin de taltif ederek yüksek makamlara getirdikleri ve müslüman olduktan sonra gerek malları ile gerek canları ile İslamiyete elinden geldiğince hizmet etmiş bu insanlara kötü gözle bakmaya, haklarında kötü düşünceler beslemeye hakkımız yok. Youtube’da “Harp Tarihi” isimli kanalda gerek Osmanlı tarihi gerek İslam tarihi harita üzerinde çok güzel işleniyor. Buradan Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer devirlerinde olan gazaların videoları seyredilirse, Amr bin As, Ebu Süfyan, Yezid bin Ebu Süfyan, Muaviye bin Ebu Süfyan, Vahşi gibi sahabilerin bu devirde yaptıkları cihad hizmeti daha iyi idrak edilir.
Eshab-ı Kiramı İstisnasız Sevmek
Görüldüğü üzere yukarda isimleri yazılı eshab-ı kiramın tamamı İslamiyeti kabul ederek eshab-ı kiram olmakla şereflenmişlerdir. Ehli sünnet olmanın başlıca alameti eshab-ı kiramın istisnasız tamamını sevmektir. İmam-ı Rabbani hazretleri Mektubat’ta “Eshâb-ı kirâmın birini dahî kötülemek, dîni kötülemek olur.” buyurmaktadır. Bu sebeple onların “radıyallahu anhüm ecmain” tamamını hayırla yad etmeliyiz. Ve gerek peygamber efendimizin hayatını gerek din büyüklerimizin hayatını öğrenmek için en sahih kaynağın Ehli sünnet alimlerinin muteber kitapları olduğunu bilmemiz gerekiyor. Peygamber efendimizin hayatını okumak için Ahmed Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbiya ve İmam Kastalani’nin Mevahib-i Ledünniye gibi kitaplarını okumalıdır.
Dijital Neşriyatın Önemi
Geçmiş asırlarda yaşayan büyüklerimiz “Kalem, kılınçtan keskindir” buyurarak bilgiyi ve fikri farklı coğrafyalara yayan bir neşir vasıtası olan kalemin ehemmiyetini bildirmektedirler. Günümüzde sinema, televizyon, internet ve sosyal medya ise belki de kalemden daha tesirli birer neşir vasıtaları haline gelmiştir. Bunlar, tabanca gibi bir vasıta, bir alettir. Tabancayı bir kabahatsiz, günahsız, zararsız kimseye karşı kullanmak günahtır. Muharebede, düşmana karşı kullanmak ise çok sevaptır. Görülüyor ki tabanca kullanmak, hep günahtır demek veya her zaman sevaptır diye kestirip atmak, doğru değildir. Enfâl sûresi, 60. âyetinde meâlen, “Kâfirlerin hücûm ve işkencelerine uğramamak, onları da, se’âdet-i ebediyyeye kavuşturmak için, insan gücünün yettiği kadar durmadan çalışınız. En mükemmel harb vâsıtalarını yapınız!” buyurulmuştur. Günümüzde reklam, propaganda, sinema, sosyal medya zamanımızın mühim silahlarıdır.
Bunun gibi sinema filmleri ve sosyal medya muhtevaları, iyi insanlar tarafından hazırlanır, Allahü teâlânın beğendiği şeyleri bildirir, İslamiyetin faydalarını, ahlak, ticaret, sanat, fabrikaların çalışması, tarihî hadiseler, askerlik gibi din ve dünya bilgileri verirse, böyle filmleri ve muhtevaları takip etmek günah olmaz, mubah olur. Buna benzer eserleri hazırlayanlar sadaka-i cariye ifa etmiş olurlar. Faydalı kitap ve mecmua okumak gibi, her müslümana lazım olur.
Fakat bunlar, din düşmanları, ahlaksızlar tarafından kötü niyetlerle hazırlanır, haramlara ve kötü yollara teşvik bulunursa ve zararlı şeylerin propagandası yapılırsa, böyle kanalları takip etmek, televizyonları izlemek ve böyle filmlere seyretmek câiz olmaz. Böyle olan gazete ve kitapları, romanları okumak gibi, haram olur.
Filmin yönetmeni Mustafa Akkad 2005’de Ürdün’de selefi bir terör örgütü tarafından şehid edilmiştir. Şehid olmadan önce Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ü haçlılardan kurtarması ve Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethi gibi filmlerini planladığı ve hazırlık yaptığı bilinmektedir. Vehhabi-Selefi örgütler, yapmış oldukları bu gibi terör faaliyetleri ile hem hayırlı işlere mani olmakta hem de müslümanların dünyadaki imajına büyük zarar vermektedirler.





"Genç Vicdânın Sesi"
Çok faydalandığım bir yazı oldu, lakin film hakkındaki farklı noktalar hakkında da fikrinizi okumak isterim.