Kelâmbaz
Yazı Yazma Hakkında Bir Yazı

Yazı Yazma Hakkında Bir Yazı

Herhangi bir meselede birisi bize ani bir sual sorduğunda önce içimizden hızlıca düşünürüz, “Acaba benim bu meseledeki kanaatim ne?” deriz. Sonra da fikrimizi bir şekilde izah etmeye çalışırız. Aradan birkaç saat veya birkaç gün geçtiğinde ise mutlaka söylediklerimize pişman oluruz, “Keşke şunu da söyleseydim” veya “şunu söylemeseydim” deriz. Bunun sebebi şudur: Biz o meseleyi daha önceden gündeme getirip üzerinde çalışmamışızdır.

Bir mesele üzerine çalışmanın en iyi yolu da yazı yazmaktır. Sadece okuma yapılsa belki o da olur ama kağıda dökmeden zihinde tam bir şablon oluşmaz. Eğer önceden bu şekilde yazılı bir çalışma yaparsak meseleyi daha etraflıca düşünürüz ve daha derin bir tahlil yaparız. Yazıya gelebilecek tenkidleri de önceden düşünür, onlara da cevap hazırlarız. Hatta yazımızda kendimiz açık aramaya çalışırız. Hem de kafamızdaki dağınık fikirler kağıt üzerinde daha derli toplu hâle gelir, tasnif edilmiş olur ve daha sistematik düşünmüş oluruz. Aklımıza gelen fikirlerimiz de kaybolmamış olur. (Zaman zaman şöyle bir metod da takip edebiliriz. Herhangi bir mevzuyu 10 dakika sözlü olarak anlatır ve bunu telefonumuzdan ses kaydına alırız. Daha sonra ise kendi ses kaydımızı dinleyerek bu şekilde kendi hatalarımızı daha net görürüz.)

Dünyayı değiştiren kalem, kağıt ve mürekkeptir. Günümüzde ise belki klavye, bilgisayar ve dokunmatik ekrandır. Hemen her ideolojinin bir manifesto kitabı vardır. Gerek sosyal bilimler gerek fen bilimleri tarih boyunca hep kağıt ve yazı vasıtasıyla çeşitli coğrafyalara yayılmıştır. Geçmişte alimlerimiz ilimlerini kitaplarına aktarmasalardı belki de pek çok ilim günümüze intikal edemeyecek ve unutulacaktı.

“Söz uçar yazı kalır” sözü meşhurdur. Aynı zamanda insan; imal-i fikr edince, bir şeyler üretince, ortaya bir eser koyunca mutlu olur. Aradan seneler geçip de yazdıklarına tekrardan bakınca hoş bir hatıra olur. İtimad ettiğimiz okur-yazar dostlarımıza da yazımızı gönderir, okutur ve onlardan samimi tavsiye ve tenkidler bekleriz. Böylelikle yazımız daha da mükemmel hâle gelir. Sonraki zamanlarda da aklımıza bu meseleye dair bir fikir geldiğinde veya okuduğumuz bir kitapta bir pasaj gördüğümüzde bunu daha önce hazırladığımız yazının uygun bir yerine ilave ederiz.

Yazı üzerinde iyice çalıştıktan sonra bu mevzuda bir sual sorulursa önceden hazırlıklı olduğumuz için güzel ve tatmin edici cevaplar veririz, sonra da muhtemelen çok pişman olmayız. Misal olarak bir mevzuda tez hazırlayan, kitap yazan, ciddi kafa yoran bir akademisyen o mevzuda çok rahat bir konferans verebilir veya bir TV programında meramını ifade edebilir. Çünki o mevzuda hemen her detayı kafasında bir yere oturtmuştur ve bu sebeple de kendine güveni vardır.

Daha önce çok yazı yazanlar, kalem oynatanlar bilir; yazıya başlayınca bazı detaylar paylaşmak istersiniz veya daha önceden aklınızda kalan ama tam da emin olamadığınız bir bilgiyi burada kullanmak istersiniz. Bunun için araştırma yapmanız gerekir. Bu tip bir araştırma da normal bir araştırmaya göre beyinde daha iyi yer eder ve daha zor unutulur. Sebebi ise siz bu bilgiyi sadece öğrenmek için değil aynı zamanda yazınızda kullanmak için öğrenmişinizdir. Yani yazı yazmak, insanı hem okumaya ve araştırmaya sevk eder hem de öğrenmenin daha kalıcı olmasını sağlar.

Herkes böyle yazılar yazabilir mi?

Niçin yazamasın? Belki yazısı kaliteli olmaz, kimse okumaz ama en azından yazan kişinin kendisine bir faydası olur. Bir yazarın her yazısı -özellikle ilk senelerinde yazdığı yazılar- çok güzel olmayacaktır muhtemelen. Nitekim usta yazarlara baktığımızda üslup ve kalite olarak en sağlam eserleri, son yazdıkları olur. Çünki yaza yaza artık ustalaşmışlardır. Eğer ilk eserlerini yazmasalardı, şüphesiz son eserleri bu kadar başarılı olamazdı.

Yazı yazmayı illa ciddi bir iş olarak da görmemeli. Bir film izlediğinizde filme dair yorumlarınızı, farklı bir şehre gezmeye gittiğinizde seyahat notlarınızı, bir konferans dinlediğinizde aldığınız notları, bunların size hatırlattıklarını ve daha başka pek çok şeyi yazıya dökebilirsiniz. Bu yazınızı illa bir yerde paylaşmak, neşretmek mecburiyetinde değilsiniz. Ajandanıza veya günlüğünüze de yazabilirsiniz, Word sayfasına da. İsterseniz internette kendi isminizle veya müstear bir isimle blog sayfası kurar orada da neşredebilirsiniz. Bir şeyin yazılması için onun neşredilecek olması şart değildir.

Yazdıklarınız içinde mahrem fikirleriniz olabilir veya o mevzuda yazı yazılmasına şartlar müsaade de etmeyebilir. Mesela fikir hürriyetine saygısı olmayan cahil bir güruh tarafından linç edilme riski de bulunabilir. Gazete, internet gibi neşir vasıtalarının sansüre uğradığı, yurtdışına çıkışların dahi yasak olduğu totaliter bir devlet rejiminde de yaşıyor olabilirsiniz. Böyle durumlarda yine yazmalı ama ya neşretmemeli veya imkan varsa müstear isimle neşretmelidir. Hatta yazı hazırlanır, sadece yakın arkadaşlara fotokopi olarak da verilebilir. Yarın bir gün müsait vasat hasıl olursa o zaman eldeki yazılar kısa zamanda neşredilir ve insanların istifadesine sunulur. Nitekim komunist idare zamanında gizlice yazılmış ve duvar içinde gizli bölmelere saklanmış notlar aradan seneler geçince bulunuyor, o devre ışık tutabiliyor.

Ne zaman yazmalı?

Yazı yazma delisi olmak da bir aşırılıktır. Hayatı yaşamalı yeri geldikçe müsait vakitlerde yazmalıdır. Mesela on günlük bir seyahate çıktığımızda orada anı yaşamalı, hatıralar biriktirmeli, bir şeyler öğrenmeli, manzaraların tadını çıkarmalıdır. Seyahat bitip eve dönünce de o zaman aklında kalanları yazıya dökülebilir. Belki seyahat esnasında ufak notlar tutulabilir.

Yazı yazmayı sadece bir meselede uzunca yazı yazmak olarak görmemelidir. Misal olarak bendeniz kitap okurken bazı paragraf aralarına veya sayfa boşluklarına kendimce küçük ilaveler, şerhler yazıyorum. Bazen orada geçen bir cümleye itirazımı yazıyor ve itirazımın sebebini izah ediyorum. Kitap bittiğinde sonundaki boş sayfalara ise umumi mütalaamı kaleme alıyorum. Hatta bazı kitapların sonuna -bestseller bile olsa- “Bu kitap çok boş bir kitapmış, hiçbir şey öğrenmedim, bir faydası olmadı, gereksiz yere zamanım zayi oldu” şeklinde notlar alıyorum. Bazılarına ise kitabın bana ne faydası olduğunu, kısaca neler öğrendiğimi kendi üslubumla yazıyorum.

Ülkemizde ezberci bir eğitim sistemi var. İmtihanlarda açık uçlu sorular yerine daha çok çoktan seçmeli (test) şeklinde sorular soruluyor. Bu da gençlerimizin muhayyilesini, tefekkür kabiliyetini baltalıyor. Önüne 4 veya 5 seçenek konulan bir gencin beyni çok fazla yorulmaz. Yeni şeyler üretemez. Hâlbuki açık uçlu sorularda düşünmek ve bir şeyler yazmak mecburiyetindedir. Her ne kadar eğitim hayatımızda ve günlük yaşantımızda böyle imtihanlarla karşılaşmasak da biz kendi kendimize bunu tatbik edebilir ve fikir gücümüzü zorlayabiliriz. Misal olarak her hafta sonu bir A4 kağıdını önümüze alarak başına bir sual yazıp, alt kısmında ve arka sayfada onu cevaplayabiliriz. Sorular bilgi değil, yorum olmalı. Çünki bilmiyorsa yazamaz zaten. Yazıda kullanmak istediği bazı bilgiler için birkaç defa ansiklopediye bakma hakkı da olmalı. Nitekim yazılar bilgiye göre değil yoruma göre değerlendirilecek. Misal olarak sualler şu şekilde olabilir: Tarihte en sevdiğiniz Türk devlet adamı kimdir, niçin? Amerika kıtasını Avrupalılar değil de uzak doğulular bulsaydı, bugün nasıl bir dünya olurdu? (Mesela kıtanın kuzeyinde İngilizce değil Japonca, ortasında İspanyolca değil Çince, güneyinde Portekizce değil Korece konuşulurdu gibi. Kızılderililere yine soykırım yapılır mıydı gibi) Ruslar İslamiyet’i kabul etse nasıl bir dünya olur? Türkiye, Avrupa Birliği’ne girmeli mi? Dünya tarihinde süper güç devletler niçin hep Orta kuşaktan çıkmış? Aklımızla mı yoksa kalbimizle mi hareket etmeliyiz? İşte bu gibi bazı sorular belirlendikten sonra 30-40 dakikada beyin fırtınası yapıp güzelce cevaplamaya çalışalım. Hatta 3-5 arkadaşımızla da organize olalım ve aynı anda başlayalım. Vakit tamam olunca da kompozisyonlarımızı karşılaştıralım ve fikir teatisinde bulunalım.

Belki Peyami Safa’nın Fatih-Harbiye romanına benzer şekilde günümüz insanının fikriyatındaki zıt kutupları anlatmak için Ataköy-Şirinevler isimli bir roman yazılabilir. Yer olarak birbirine çok yakın olmasına rağmen ahalisi birbirinden 180 derece farklı bu 2 semt, roman konusu olabilir.

WhatsApp’ta bazen bir arkadaşımı da alarak 2 kişilik bir grup kuruyor sonra ise arkadaşımı gruptan çıkararak grupta tek kalıyorum. (Çünki grup kurmak için sizden başka en az 1 kişinin alınması lazımdır.) Bu grubu not almak için kullanıyorum. Günlük hayatta aklıma gelen fikirleri ve bazı yorumlarımı oraya not ediyorum. Bir zaman sonra notlar biraz birikince bilgisayarı açıp bu gruptaki notları Drive’da münasip Word dosyalarına kesip yapıştırıyorum. Bu şekilde notlar aldığım tek kişilik pek çok WhatsApp grubu var. Daha sonra okuyacağım makalelerin linkinin olduğu WhatsApp grubu, çeşitli hesapların şifrelerinin olduğu WhatsApp grubu, yapacağım işleri unutmayayım diye açtığım WhatsApp grubu gibi.

Bir de hayatta mühim bir karar alacağınız zaman bunu kağıt üzerinde düşünmelisiniz. Mesela iş seçimi, okul seçimi gibi meselelerde önüne bir kâğıt açmalı ve kâğıdın bir tarafına bu tercihi yapmasının olabilecek faydaları, diğer tarafa ise riskler ve dezavantajlar yazılmalı. Akla gelen her şey kağıdın uygun yerine yazıldıktan sonra kağıda bir bütün olarak bakmalı ve kararı öyle vermelidir.

İyi bir yazar olmak için ne yapmak gerekir?

Bazı insanlarda yazma kabiliyeti doğuştan gelebilir. Böyle insanlar çok daha az çabayla güzel eserler ortaya koyabilirler. Bazılarında ise bu kabiliyet pek olmayabilir. Ama çalışarak belli bir noktaya gelmesi de çok zor değildir. Bunun için yapılması gereken bazı şeyler vardır. Öncelikle klasik Türk edebiyatının eski nesir ustaların eserlerini iyi bir şekilde okumalıdır. Başta Refik Halid Karay, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Ahmed Hamdi Tanpınar, Cahid Zarifoğlu, Peyami Safa, Necip Fazıl Kısakürek, Münevver Ayaşlı, Yahya Kemal Beyatlı, Cemil Meriç gibi kuvvetli kalemlerin kitaplarının orijinallerini temin etmelidir. (Sadeleştirilmiş kitap, kanaatimce artık yazarın olmaktan çıkmıştır.) Anadili olan Türkçeyi iyi öğrenmelidir. Kelime haznesini sürekli genişletmeli, yanından lügati ayırmamalıdır. Sadece edebi metinler değil, didaktik eserler de okumalı, umumi kültürünü inkişaf ettirmelidir. Bilgisiz fikir sahibi olunmaz. Belli bir entelektüel seviyeye ve tefekkür gücüne erişince zaten insan ister istemez bildiklerini paylaşmak isteyecektir. Bunun için de ya yazacaktır veya anlatacaktır. Nitekim bardak dolmadan taşmaz, dolarsa zaten kendiliğinden taşar.

Çok okumalı ve çok yazmalıdır. Yazdığı yazıları ise çevresinde iyi kritik edeceğini düşündüğü entelektüel tanıdıklarına göstermeli onların yapıcı tenkidlerini dikkate alarak yazısında düzeltmeler yapmalı, tekrar tekrar yazmalıdır. Ülke çapında tertib edilen kompozisyon müsabakalarına iştirak etmeli, dereceye girmek için çaba sarf etmelidir. Gazetelerde veya internet sitelerinde katılmadığı bir yazı olursa, tenkid yazısı kaleme almalı ve bunu yazara ulaştırmalıdır. Kendi yazısını da tenkid edenler olursa anlayışla karşılamalı, hatta yanlışını düzelttiği için teşekkür etmelidir. Her insan farklı bir alemdir. Bu sebeple meselelere bakışı farklı olabilir. Bunu bir zenginlik olarak telakki etmelidir. Eğer yazısında veya fikrinde bir hatası varsa bunu kabul etme faziletini göstermeli, yazısındaki hatayı düzeltmelidir. Barika-i hakikatin müsademe-i efkardan doğacağını unutmamalı, müteassıb tavırlardan kaçınmalıdır. Böyle davranırsa daha cevval bir mütefekkir olacağını aklından çıkarmamalıdır.

Başkasının bir yazısı hakkında kanaatimiz sorulduğunda ise öncelikle yazara vaktini ayırıp, emek verip böyle bir iş ortaya koyduğu için teşekkür etmelidir. Tenkid ederken insaflı olmalı, yapıcı tenkidlerde bulunmalıdır. Maksadı bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olmalıdır. Bir fikre veya yazıya yapıcı tenkidde bulunmak, ağacı budamaya benzer. Budanan ağaç daha da gür çıkar. Kendisinin 5-10 dakika gibi kısa bir sürede okuduğu yazının, hazırlık sürecinde ciddi bir kafa yorma ve araştırma faaliyetinin bulunduğunu, yazarın bu işe saatlerini verdiğini hesaba katmalı; üslûbunu buna göre belirlemelidir. Beğendiğimiz bir yazı olduğunda ise bunu yazarına söylemeli, onu yeni yazılar yazması için motive etmelidir.

Yazıyı yazdıktan sonra fikrimiz değişemez mi?

Elbette değişebilir. “Ben 20 sene önce ne söylediysem, bugün de altına imzamı atarım” sözü çok saçma bir sözdür. Böyle diyen bir insan demek ki son 20 senede hiç kitap okumamış, hiç seyahat etmemiş, hiç yeni insanlarla tanışıp sohbet etmemiş, hiç yeni bir bilgi öğrenmemiştir. Belki de 20 sene komada yatmıştır. Her insan hata yapabilir, yanılabilir bazen de aldatılabilir. Sonrasında ise eğer insaflı bir insansa hatasını kabul eder. “Beşer şaşar” sözü meşhurdur. Temel itikadî meseleler, ayet-i kerime ve hadis-i şerifler ile açıkça bildirilmiş meseleler bu bahsin dışındadır.

Nitekim bendeniz Kelâmbaz’da ve başka sanal platformlarda neşrettiğim veya hiçbir yerde neşretmediğim bilgisayarımda duran yazılarıma aradan seneler geçse dahi bir yanlışlık veya eksiklik fark ettiğim zaman hemen müdahale ediyor, düzeltiyorum. Yazıyla alakalı yeni bir bilgi öğrendiğim veya bakış açısı kazandığım zaman ise bu bilgiyi yazıya ilave ediyorum. Gazete, dergi gibi basılı neşir organlarında yazanların böyle bir imkânları yoktur tabii. (Bu yazıya da önümüzdeki günlerde tekrar girerseniz, çeşitli ilave ve düzenlemeler görebilirsiniz.)

Kitaplarda da vaziyet aynıdır. Kitapların ilk baskılarıyla son baskıları arasında ciddi farklar bulunabilir. İlk baskılarda hatası az kitap bulmak nerdeyse imkansızdır. Meşhur yazarların, büyük yayınevlerinden çıkan kitaplarında dahi ilk baskılarda çok tashih olur. Tesbit edilen tashihler sonraki baskılara düzeltilir, belki bazı ilave ve düzenlemeler olur. Bu sebeple akademik veya bilimsel bir kitap alacağımız zaman son baskısını tercih ederiz.

Gazetelerde devamlı haftalık yazı yazma

Malumunuz gazeteler, yazarlarından umumiyetle haftada 1 veya 2 defa yazı istemektedir. Siyaset, dış politika, ekonomi, spor vs. mevzularda yazı yazanların işleri kolaydır. Çünki gündem hareketlidir, malzeme boldur. Yazar da bu bol malzemeyi kullanarak köşesinde kendi yorumunu yapar. Fakat bu gibi mevzularda yazı yazmıyorsa işi zordur. Ne yazacaktır? Her insanın belli bir entelektüel sermayesi vardır. Bir müddet bu sermayeyi kullanarak kaliteli yazılar yazar. Okuyucusunu çeşitli mevzularda aydınlatır. Fakat aradan zaman geçince bir müddet sonra mermisi illaki biter. Bu sefer işi zorlaşır, “Acaba bu hafta ne yazsam?” diyerek düşünmeye başlar ve bazen sadece yazmak için yazar. Yazılarındaki kalite düşer. Eski yazılarındaki seviye pek görülmez olur. Bu, yazardan yazara değişir. Kimisi kendini öyle yetiştirmiştir ki; bir gazetede 10 sene boyunca haftalık yazı yazsa yine de pili bitmez, hala aynı kalitede, çizgisini bozmadan devam eder. Kimisi ise birkaç seneye yavaş yavaş kaliteden düşmeye başlar. Burada yapılması gereken belki de gazetenin buna benzer yazılar kaleme alan yazarlarından illa haftada bir yazı isteyerek zorlaması değil, arada sıkıştığı zamanlarda izinler vermesidir. Belki de bir müddet sonra haftada bir değil, iki haftada bir yazı istemesidir. Bu da olmazsa 3 ay, 6 ay gibi uzun süreli izinler vermelidir. Yazar bu sürede yeni eserler okur, yeni seyahatler yapar, istirahat eder ve bir müddet sonra yazacak hale gelir.

Bazı gazete yazarları için bazen “Aslında bu hoca ilmî olarak çok sağlam birisi, ama niçin bu hafta böyle sığ bir yazı yazmış?” diye düşündüğümüz olmuştur. Cevabı budur.

Eğer yazınız bir platformda neşrediliyor ve okunuyorsa nelere dikkat etmelisiniz?

Öncelikle okuyucu, sizin yazınızı okumak için bir vakit ayırmaktadır. Vakit ise kıymetlidir. Hiçbir okuyucunuza “Bu yazıyı okudum, 10 dakikamı ayırdım ama bana bir faydası olmadı, vaktim boşa gitti” şeklinde yorum yaptırmamalıdır. Yazıyı okuyan kimse, yazıdan illaki istifade edebilmelidir. Ya yeni bir bilgi öğrenmeli ya yeni bir perspektif kazanmalı ya yeni kelimeler ve terkiplerle karşılaşmalı ya da okuyunca edebi bir zevk almalı, hoşça vakit geçirmeli, yazı sayesinde dinlenmiş olmalı, huzur bulmalıdır. Yazıyı şöhret için veya başka nefsani arzular için yazmamalı, niyetini düzeltmelidir. Kendisinin yapmadığı bir şeyi, yazısında başkasına tavsiye etmemelidir. Çünki tesiri olmaz. Eğer yazıda yanlış bir bilgi paylaşılmış veya okuyucu yanlış bir istikamete sevk edilmişse bu çok büyük bir vebaldir. Bundan azami derecede ictinab etmeli, yazıda kullandığı bilgileri iyi tedkik etmelidir.

Tavsiye Yazılar

Zararlı Kitap Hassasiyeti

Kıymeti Bilinmeyen İlim Ehli: 3 Misal

Tebdil-i Mekan Eylemeğe Dair Bir Deneme

Cüneyt Apal

Eğitimci.

cuneytapal@gmail.com

2 yorum

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.