Awake Narkoz ismiyle müsemma bir film var. Babasından yüklü bir servet kalan genç kalp nakli ameliyatına girer. Ameliyatta bir teknik aksaklık olur ve kahramanımız hissetmemesi gerekenleri hisseder, duymaması gerekirken duyar. Ameliyat aslında bir komplodur, sevgilisi dahil yakınları onu ortadan kaldırıp servetine konma peşindedirler. Daha fazlası spoiler olacak, merak edenler izleyebilir. Kahramanımız kendi sonunu çaresizce izlemekte ve insanların onun için neler düşündüğü gerçeğiyle yüzleşmektedir. Bunun gerçek hayattaki bir benzeri de cenaze törenlerimizde yaşanır. “Ah vah ne iyi adamdı rahmetli” ile “gıdım koklatmadan gitti şerefsiz” arasında gidip gelen o muhabbetler işte. Benim de lenfoma tespiti ile başlayan sürecim cenaze töreni provası gibiydi. Ufaktan bir gidip gelme provası yaptık da diyebiliriz. Bu esnada yaşadıklarım da awake filmindeki gibiydi, sadece izliyordum.
—–
Sanırım kendimi acındırmayı büyük bir ayıp ve yenilgi olarak kabul ettiğimden olsa gerek, hastalık şüphesini aileme bile söylememiştim. Biyopsi için ameliyata girince mecburen haberleri oldu. Devamında da yine bizzat kimseye bahsetmedim, sosyal mecralarda vs. paylaşmadım. Ancak kulaktan kulağa tahmin etmediğim bir hızla yayıldı. Bu yazıyı da bu yayılmayı bilmenin verdiği rahatlıkla yazıyorum.
Halsizlik, aşırı terleme, kilo kaybı, lenf nodları şişmesi derken ayakta duramayacak hale gelmem 2 ay sürdü sürmedi. Zaten tip olarak en agresif ilerleyen riskli bir tür imiş. Pantolonların düşmesi rahatsız edince eşofman giymeye başlamıştım ama bir gün giyinirken bacağımın inceliğini fark ettiğimde gerçekten moralim bozulmuştu.
Sanırım en çok yoranı kesin teşhis koyulmadan önce beklediğim biyopsi safhasıydı. Bu esnada en çok da eşim ve çocuklarıma üzüldüm. İnsanın en kötü de olsa gerçeği kabul etmesi kesinlikle rahatlatıcı. Ölü mezara konulunca acısı hafifler derler. Sanki mezara konulmadan önce insan halen ölümü kabullenemiyor da mezara konunca artık mücadele edecek bir şey kalmıyor.
İş vesair kurumlardan elini eteğini çekince ölenle ölünmez kuralı kabilince yerin hızlıca dolduruluyor. Tabi benden sonra tufan dedirtmemek de önemli, koltuklar bir şekilde dolduruluyor ama bakalım sistem işliyor mu yoksa one man show mu yapmışsınız bu gerçek ortaya çıkmaya sabırsızlanıyor.
Şüphesiz ölümün en ağır yönü aile rollerinde. Eş, baba, evlat derken herkeste bir yer işgal ediyorsun. Aile bağları bu yoklukları doldurmak için de varlar ama yine de çocuğunun yetim olduğunu hayal etmek çok yıpratıcı. İnsan her şeye çözüm buluyor da buna bulamıyor.
Sonrası 5-6 ay süren tedavi safhası. 5 gün 24 saat süren kemoterapi seansları. Artık melekler dışında tuvalette bile yanından ayıramayacağınız bir de kemo standınız oluyor. 1 hafta bunun yüzünden yiyemiyorsun öbür hafta yan etkisinden, tam biraz düzelir gibi olurken zaten yeni seans geliyor. Kusmalar bayılmalar tedavinin şanından. Böyle böyle vakit geçiyor. Bu esnada işten güçten hatta evden de koparılmış paralel evrende gibiydim. Vücudun defans refleksinden olduğunu tahmin ettiğim derin bir boşluk, düşüncesizlik ve hissiyatsızlık içinde. Bu boşluğu yapabildiğim kadar ibadet, sıkıldığım kadarıyla da hastane televizyonu doldurdu. Dmax’ın tamirat tadilatı, ikinci el pazarı tabi bir de Müge Anlı. Müge Anlı saatinde televizyonda izlenecek hiç düzgün bir şey yok. Aynı kepazelikler Brezilya dizileri yayınlansa en azından gavura bak ne pis der rahatlardık, o da yok. Kanal 7’nin Hint kuşağının niye bu kadar ilgi gördüğünü de anladım tabi.
Çok şükür tedavi sürecim nispeten rahat geçti. Zaten hayatımın pek çok safhasında zalimsiz yaşayamadığım için ekstra bir şey çektiğimi anlamadım bile. Çevremdekiler ise tevekkül ettiğim için şikayet etmediğimi sanıyorlardı, keşke öyle olsaydı.
Bu tören provasının en güzel yanı ise geçmişte yaptığın iyiliklerin boşa gitmediğini görmek oluyor. Dünyanın dört bir yanında mübarek mekanlardan gelen dua videoları, kestirilen kurbanlar, dökülen lokmalar. Hepsinden Allahü Teala razı olsun.
Her şey güllük gülistanlık da olmadı tabi. Yakın çevremde hastalığımdan keyif alanlar da vardı. Kimisi sizi geçemeyeceğine inanınca sizin düşmenizi bekliyor, zavallıca. Beni ayakta gördüklerinde yüzlerine taktıkları sahte üzüntü ifadesinden tanınmamaları mümkün değildi. Dahası yaptıklarımın cezası olarak başıma bunların geldiğini söyleyip selam söyleyenler de eksikliklerini hissettirmediler sağolsunlar. Tabi uzaktan değil bunlar, zaten insana ne zarar gelirse yakınından geliyor. Yeri geliyor akraba yeri geliyor samimi şekilde açıldığın arkadaşın. Seni zayıf gördüğü anda akrep tabiatının gereğini yerine getirmekte hiç gecikmiyor.
Ne dersler çıkardım?
Herkesi memnun edeceğim diye ömrümü tüketmişim. Bu memnuniyetperverlik öyle bir hal almış ki karşımdaki bunu kendisine doğuştan hak gibi görmüş. Sanki dünyaya bu insanları memnun etmeye gelmişim, benim bu doğal hizmetim beğenilmediği zaman da benden kötüsü de olmamış. Kıssadan hisse: Sen doğru olduğuna inandığını yap, bırak insanlar ne düşünürse düşünsün.
Hayatta tevekkülü esas tutmalı. Plan yapmayı severim ve plandan sapmak bana rahatsızlık verir. İdealdan uzaklaşmayı dünyanın sonu addederdim ama hayat neyse ki sadece siyah ve beyaz değil. Evet plan yapmak doğru ama elden geleni yapıp tevekkül etmek esas olan. Artık planı da plandan sapmayı da çok mühimsemiyorum. Boş mu verdim yoksa? Hayır. Aksine daha iyi bir noktaya geldim. Biz hayatımızda da işimizde de ailemizde de sisteme odaklanmakla mükellefiz. Hedefler, planlar vs. sadece yoruyor. Önceliklerin neler sırala; sonra da zaman, para, şu bu neyse artık elindeki kaynağı bu önceliklere göre ayır. Sistemine odaklan onu iyileştirmeye çalış. İyi alışkanlıklar edin. Sonrası zaten nasipse gelir. Gelmemesinde ne hayır olduğunu da bilemezsin o yüzden çalışabildiğin kadar çok çalış ama çok hırs yapma.
Hayat çok kısa, hem iş için hem ahirete çalışmak için. Zamanın kıymetini bilmeli. Tayyı zaman edemeyiz ama daha doğru zaman planlaması, iş delegasyonu önemli. Bir önceki maddede yazdığım gibi sistemi ve verimliliği önemse.
Önceden yapıp yapamayacağımı düşünmeden her iyi gördüğüm faaliyete evet diyordum artık demiyorum. Verdiğim her evet cevabı yeni bir sorumluluk demek ve yerine getiremediğim her sorumluluğun beni mental olarak ciddi yorduğunu fark ettim.
Çok uzatmadan söyleyeyim: Aile ile daha fazla ve kaliteli vakit geçirilmeli. Günün sonunda elde kalan aile oluyor.
Şimdi halihazırda takip hastasıyım. Normal bir insana göre bu hastalığa tekrar yakalanma şansım bilmem kaç kat daha yüksek. Buna rağmen çevremde değişen bir şey yok. Sizin kendinize vermediğiniz değeri kimse size vermiyor. Ben bunu bizzat yaşayarak tecrübe ettim. Siz bunu öğrenmek için benim kadar düşmeyi beklemeyin derim.





"Genç Vicdânın Sesi"
Hocam geçmiş olsun, Allah’ü Teâlâ şifalar versin. Düzenli olarak siteyi takip eder, her bir yazısını okumaya gayret eden biriyim. Bu yazınızın da aktüel, iktibas, kitabiyat muhtevalı olacağını zannederken, sağlığınız ile ilgili olduğunu anlayınca son satırına kadar biraz şaşkınlık, biraz tevekkül, biraz hayretle okudum. Büyük geçmiş olsun.
Çok teşekkür ederim.
Bu makaleyi okurken Bünyemin kardeşimizin vefat haberini yeni öğrenmiş bulunuyorum.
Cenab-ı Hak kendisine gani gani rahmet eylesin, makamını âli kılsın ve şehadet mertebesiyle mükâfatlandırsın inşallah.
Kaleme alınan her bir satırın benim için kıymetli bir nasihat ve ibret vesilesi olacağına şüphem yoktur. İnşallah gönlümüzde iz bırakacak, hayatımıza yön verecek dersler çıkaracağız.
Cenab-ı Mevla tüm hasta kardeşlerimize tez zamanda şifa, dertlilerimize deva, sıkıntıda olanlara ferahlık nasip eylesin. Sağlık, sıhhat ve afiyet içinde hayırlı ömürler ihsan buyursun. Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin.