Anasayfa Hayat

Patentin Kapitalist Düzendeki Fonksiyonu

PAYLAŞ

“Yeni ürünümüzü insanlığın hizmetine sunduk…”

Reklamlarda sıkça görüyoruz. “İnsanlığın hizmetine sunduk… İnsanlığa hediyemiz olsun… İnsanlık için çalışıyoruz…” Peki gerçekten öyle mi? Mesela patentleri sayesinde milyarlarca dolar kazanan ilaç endüstrisi gerçekten insanlığa hizmet için mi çabalıyor? Bir keşfin maksadı insanlığa hizmet midir yoksa onu keşfedeni ihya etmek mi? Şüphesiz kapitalist nizam ikinci şıkkı savunuyor. Dahası kapitalist ideologlar patent haklarının ilmi tekamülün(gelişmenin) anahtarı olduğunu iddia ediyorlar.

Patent, kapitalist düzenin hayatımıza soktuğu bir mefhum. İlk patentin tarihi 15.yüzyıla kadar dayandırılsa da aktif olarak hayatımıza girmesi 150-200 yıllık bir hadise. O kadar hayatımızın içindeki patent hakkının sorgulanması bile muhal. Ülkemiz dünyada patent konusunda gerilerde olmasına rağmen belki yüzlerce patent firması faaliyet gösteriyor.

Mefhumlara içinde sahip olduğumuz fikir iklimine, hakim paradigmaya ve hakim düzene göre manalar veririz. Ve onları yine bu çerçevede değerlendiririz. Mefhumlar hakkında bir yargıya varırken bunları hangi çerçevede değerlendirdiğimizin farkında olmak çok önemlidir. Dışından bakamadığımız bir sistemi ve sistemin organlarını objektif  şekilde yargılayamayız. Bunun için patent haklarını değerlendirirken kapitalist anlayışın da üstüne çıkarak değerlendirmek gerekir.

 

Patent nedir?

Patent firmalarının sitelerinde patentin tanımı şöyle yer alıyor; “Daha önce kimse tarafından bilinmeyen bir ürün ortaya çıkaran, üretim, yönetim sistemi bulan icat eden kişiye, icada konu ürünü belirli bir süre ile üretme, kullanma, satma, ihraç veya ithal etme hakkını elde etme sürecine patent denir.”

Çalışan bir kişi/kurum bir mamül geliştirmiş ve patentini almıştır. Bu mamülün fikri mülkiyeti ona ait olmaktadır. Patenti alan kişi o buluş umumun faydasına da olsa buluşunu kimseyle paylaşmak zorunda değildir. Neticede kapitalist sistem fertlerin kazanması üzerine kuruludur. Kendisi çalışmış, buluş yapmış ve o ürünün patentini almaya hak kazanmıştır. Patent mefhumuna kapitalist bir gözlükten bakıldığında hiçbir problem gözükmemektedir.

 

Patent Ticari Diktatörlüğün Resmi Dayanağı mı?

Gelişmiş devletler son 150-200 yıldır çok sayıda patent aldılar. Arkadan gelenlerin bu patentleri aşıp yeni ürün geliştirmeleri gerekiyor. O kadar fazla patent alınmış durumda ki son yıllarda Apple ya da Samsung ne zaman üst düzey bir telefon çıkarsa rakip firma hemen patentim ihlal edildi diyerek dava açıyor. Bu davalardan birisinde Apple, yuvarlatılmış hatlı telefon tasarımının patentini biz almıştık minvalinde bir açıklama yapmıştı. Bilgisayar, mouse ve klavye kullanarak google’da arama yapmanın patenti bile alınmış dersek olayın vehameti daha iyi anlaşılır. Keza yeni bir şeyler üretmek için çabalayan mühendisler de ürünlerinde kullanacakları bazı özelliklerin patentlerinin alındığını görünce yeni ürünler geliştirmekten vazgeçiyorlar. Özellikle biyomedikal mühendisliği sahasında bu tarz çok örnek olduğunu yakinen biliyorum. Bazen de ürünü geliştiriyorsunuz, yaptığınız üründe hiç ummadığınız bir patenti farkında olmadan ihlal ediyorsunuz. Devamında sıkıntılar yaşıyorsunuz. Bu misallerden şu açıkça görülüyor ki gelişmiş devletler duvara tırmanırken kullandıkları merdiveni ittirip düşürmüşler ve arkadan kimsenin gelmesini istemiyorlar. Bunu da patent hakları gibi hukuki altyapısını kendileri oluşturdukları bir mefhumun arkasına sığınarak yapıyorlar.

 

Patent Hakları Çiğnenirse?

Başta Çin olmak üzere bazı devletler patent, telif hakkı gibi yasaları kendi ülkelerinde fiiliyata geçirmiyorlar. Bu da o ülkelerde ekonominin hızlı gelişmesine katkı sağlıyor. Hızlı büyümesiyle dünyayı şaşırtan Güney Kore de 90’lara kadar patent ve telif hakları konusunda batılıların kara listesindeydi. Fakat bu şekilde hareket etmek artık daha zor. Çünkü çeşitli uluslararası anlaşmalar vesilesiyle patent hakları uluslararası düzeyde koruma altında tutuluyor. Eğer buna karşı gelirseniz ülkenize ticari yaptırımlar uygulanıyor. Almanya 2.Cihan harbinden önce bir çok İngiliz ürününü alenen taklit etmişti.(Almanlar teknolojide bugünkü kadar ileri değildiler. Japonlar hiç değildi. Japonlar tıpkı Çinliler gibi taklit ürünleriyle meşhur bir milletti.)2.Cihan harbinde mağlup olan Almanya yaptığı bu taklit ürünlerin sebep olduğu maddi zararı İngiltere’ye ödemek zorunda kaldı.

 

Patent Ne Kadar Ahlaki?

ABD’de AIDS için hasta başına yıllık kombine ilaç tedavisi maliyeti 10-15 bin dolar, hastalığın ileri evresinde ise kişi başı yıllık hastane tedavi maliyeti 100 bin dolardır. Güney Afrika, Brezilya ve Hindistan gibi ülkeler Dünya Ticaret Örgütü’nün patent yasalarını delerek ilaçları kendi ülkelerinde kopyalayarak çok daha ucuza imal etmeye başladıklarında ise ilaç şirketlerinin  açtıkları yüksek bedelli tazminat davalarıyla karşı karşıya kalmışlardır. lİginç olan gelişme dava henüz devam ederken ilaç şirketlerinin aldığı karardır. Şirketler bir geri adım atıp jest olarak AIDS ilaçlarını geri ülkelere özel fiyatla kâr elde etmeden satacaklarını açıklamışlar ve bunun ardından bir  firma ilacın hasta başına yıllık maliyetini 600 dolara düşürmüş, aynı günlerde bir Hint firması ise aynı ilacın maliyetini 347 dolara kadar çekebileceğini açıklamıştır.” Rakamlar ilaç firmalarının nasıl fahiş karlar elde ettiğini açıkça ortaya koyuyor.

Hülasa bugün patent hakkına sığınarak fahiş karlar elde eden ilaç şirketleri dolaylı olarak milyonlarca insanın hasta kalmasına veya ölmesine sebep olmaktadırlar. Bu ilaçların ar-ge maliyetinin yüksek olduğu ve fiyatlarının bu nedenle yüksek olduğu söylenir. İnternet marifetiyle kısa bir araştırma ile bunun da doğru olmadığını öğrenebiliyoruz . Aşağıda konuyla ilgili bir yazıdan iktibas paylaşıyorum. Kaynak

Gleevec 2012 de tüm dünyada 4.7 milyar dolarlık satış yapmış. GLEEVEC ile kronik miyeloid löseminin ilaç maliyeti ABD de yıllık 32.000-98.000 dolar arasında değişmektedir. Gleevec’in 100 mg lık tek bir tableti 20-40 dolar arasında değişirken jeneriklerinin(eşdeğerinin) tek bir tableti 2 dolardır… İlacı üreten Novartis firmasının eski ceo’su Vasella anılarını yazdığı kitabında, ilaca dünya fiyatı olarak senelik ortalama 27.000 doları uygun buluyor ve bunu kısmen interferon fiyatı ile kıyaslayarak elde ettiğini anlatıyor. Vasella ilacın çok etkili olması dolayısıyla firmanın fazla tanıtım gideri de olmadığını, ilacın kendi kendini sattığını da itiraf ediyor.

…Rakamları alt alta yazarsak  NOVARTIS Gleevec AR-GE si için minimum 18.6 maksimum 93.6 milyon dolar harcamış. Buna mukabil Ulusal Kanser Enstitütüsü Lösemi derneği, üniversite ve diğer kuruluşlar 121.5 milyon dolar harcamışlardır.  Yani GLEEVEC’in toplam AR-GE masrafı 200 milyon doları bile bulmamıştır ama Novartisin satışları 4.7 milyar dolara ulaşmıştır.”

 

Patent Olmazsa Gelişmeler Durur Mu?

Yukarıdaki da ifade ettiğimiz gibi kapitalist ideologlar patent sisteminin bilimsel ilerlemenin temeli olduğunu iddia ediyorlar. İnsanın daha çok para kazanma isteğinin yeni ürün geliştirmenin temel motivasyonu olduğunu, patent hakkının da bu motivasyonun garantörü olduğunu iddia ediyorlar.  Onlara kalırsa böylelikle yeni buluş ve gelişmeler teşvik edilmiş olmakta, toplumun ilerleyişi garanti altına alınmaktadır. Evet, para kazanma hırsıyla daha çok ürün geliştirilebilir ama salt bu hırsla geliştirilen ürünler insanlığa ne kadar fayda sağlar orası büyük bir soru işareti. Teorik olarak baktığımızda insan öldürmek insan yaşatmaktan daha karlı olduğunda patentler de insan öldürmek üzerine alınacaktır, çok korkunç.

Bugün patent sistemi gelişmeleri desteklemek bir yana yavaşlatan, engelleyen bir hale gelmiş durumdadır. Birçok araştırmacı geliştireceği ürün için patentlerden müteşekkil bir mayın tarlasından geçmek zorunda kalmaktadır. Araştırmacılar ürün geliştirmeye harcamaları gereken vakti ve enerjiyi o ürünle alakalı patentleri incelemeye harcamaktadırlar.

 

Yeni Bir Sistem Arayışı

Vahşi kapitalist düzenin bir dişlisi haline gelen patent hakları, zengini daha zengin, gelişmiş ülkeyi ise daha gelişmiş yapan bir fonksiyon icra ediyor. Elinde yeterli patenti olmayanlar ise yeni ürün geliştirmek istediklerinde patent duvarına çarpıyorlar. Teknoloji üretememenin bedeli de çok ağır; Afrika’da Aids ilaçlarına ulaşamayan milyonlar hayatlarını kaybediyorlar.

Kapitalizmin insanlığa huzur ve mutluluk getiremeyeceği artık çok açık. İnsanlık yeni bir sistem arıyor. Bu sistemin adının sosyalizm olduğunu söyleyenlerin hülyaları 89’da Berlin Duvarı’nın altında kaldı. İnsanlığa huzur getirebilecek olan şüphesiz İslamiyet’tir. İslamiyet ferdi mülkiyeti destekler, ama ihtikârı ve sömürü düzenini yasaklar. Hakiki Müslümanlar için bir ürün geliştirmenin en büyük motivasyonu Allahü teala’nın rızasını kazanmak ve insanların duasını almaktır. Dünyevi menfaatler ikinci sırada gelir.

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.