Anasayfa Röportaj

Röportaj: Gazetecilik Üzerine

PAYLAŞ

Bugün kariyerinde hızlı adımlar atan muhabir Rıfat Fırat ile medya üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine medya sektörü ve gazetecilik mesleğiyle alakalı bazı sualler sorduk, kendisi de sağolsun bizi kırmadı ve bütün suallerimizi samimiyetle cevaplandırdı.

-Bu mesleği çocukluğunuzdan beri mi istiyordunuz yoksa şartlar mı öyle gerektirdi?

Evet, bu mesleği çocukluğumdan beri istiyordum. Masa başında, üniversite tercihleri yaparken aldığım bir karar değil. 2005’de okulumun yanı başında bulunan Malatya Çocuk Esirgeme Kurumu’nda çocuklara yönelik dayak ve işkence iddiası bir anda Türkiye’nin gündemine oturdu. Deşifre programı bu skandalı ortaya çıkarmıştı. Karasal yayın yapan tüm medya organları Malatya’ya akın etti. En tecrübeli muhabirler gelişmeleri aktarabilmek için Malatya’ya gelmişlerdi. Onları yakından seyretme fırsatım oldu. Zaten bende çocukluktan itibaren gazeteciliğe karşı bir tecessüs ruhu vardı. Bu vakayla birlikte iyice inkişaf etti. Kararımı vermiştim; televizyon gazetecisi olacaktım. Kariyerime bu minvalde yön verdim. Televizyon gazetecisi olabilmek için ne gerekiyorsa onu yapmaya çalıştım. Bugün geldiğim nokta hedeflerime kısmen ulaştığımı, bu yolda emeklediğimi fakat hedeflerime tamamıyla ulaşabilmem için daha birçok fırın ekmek yemem gerektiğini gösteriyor.

– Bildiğim kadarıyla muhabirlik, gazetecilik en zor mesleklerden birisi bu zorluğa, ağır şartlara uyum sağlamanız kolay oldu mu?

Mesleğe genç yaşta henüz okul yıllarımda başladım. Bu durum beni gazeteciliğe başlayan diğer arkadaşlarıma nazaran biraz daha avantajlı kıldı. Çünkü bu mesleğe yeni başlayanlara stajyerlik devresinde umumiyetle çok yüklenirler. Mesleğimi sevdiğim için uyum sağlamak biraz daha kolay oldu. Fakat çok defa mobinge maruz kaldım.

Nasıl baskılardı bunlar?

18 yaşındayken çalışmaya başladığım ilk medya organında ana haberleri sunmakta olan spiker beni kendisine rakip olarak görmeye başladı. Sabah mesai başlangıcından akşam mesai bitimine kadar bir kez bile haber yazmadan boş boş oturtularak cezalandırıldığım bile oldu.Yine Türkiye’nin en çok izlenen televizyon kanallarından birinde çalıştığım dönemde, siyasi sebeplerden dolayı haber toplantılarına alınmadığım oldu. Çoğu kez aylarca para almadan çalıştım. Daha neler neler var. Fakat bu kadarı kâfi diye düşünüyorum. Medyada maalesef pek çok kimse bu tarz psikolojik baskılara,  maruz kalabiliyor. Bizi her gün mühim insanlarla; bakanlar, vekiller, iş adamları, sahasında ün salmış kanaat önderleri ile görüyor olabilirsiniz. Fakat bunlar yanıltıcı bir algıya sebep oluyor. Akşam olunca herkes kendi kabuğuna çekiliyor. Herkes kendi dertleriyle baş başa kalıyor. İşte o vakit haber için birlikte olduğunuz mühim insanlar yanınızda olmuyor. Dışı seni, içi beni yakar hesabı.

Ayda bir defa egzama oluşuyor saç derimde zira stres bu mesleğin olmazsa olmazı. Hülasa sizi bir okyanusa atıyorlar ve yüzün diyorlar. Nefesiniz ve gücünüz yeterse bu işi yapabiliyorsunuz.

– Şuan hangi kurumda çalışıyorsunuz? Daha önce hangi medya kurumlarında çalıştınız veya staj yaptınız?

Şuan İhlas haber Ajansı Ekonomi Haberleri Servisinde Ekonomi Muhabiri olarak vazifeliyim. Mesleğe 18 yaşındayken memleketim Malatya’nın ilk uydu kanalı Anadolu’da Vuslat Tv’de muhabir ve perfore spiker olarak başladım. Daha sonra A Haber kanalının Malatya muhabirliği kadrosu boşalınca koşut olarak her iki vazifeyi de yürütmeye çalıştım. İstanbul’da Atv Haber Merkezi’nde stajımı yaptım. Ekrandan hayranlıkla izlediğim birçok meslek erbabıyla tanışma ve çalışma fırsatım oldu.   Özellikle Türkiye Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Dr. İsmail Kapan -aynı zamanda hemşehrim- tanıştığım kıymetli gazetecilerden bir tanesi. Bana çok yardımcı oldu. Kendilerinden çok şey öğrendim. 1 Kasım 2017 itibariyle İHA’da birinci yılımı dolduracağım. Şimdilik buradayım. Bakalım hayat bizi bundan sonra nelerle ve kimlerle karşılaştıracak…

– İş haricinde kendinizi mesleki olarak geliştirmek için neler yapıyorsunuz?

Düşüncelerimi kamuoyu ile paylaşmak, Türkiye’nin ekonomisine ve siyasetine dair yorumlar yapmak ve bunu büyük mecralarda dile getirmek istiyorum. Bu isteklerimin muhabirken yerine gelmesi çok zor. Muhabirlik haber işçiliğidir. Bu mesleğin torna tezgahıdır. Seviyorum muhabirliği fakat uzun vadede yapmayı düşünmüyorum. Zira aldığım eğitimin üzerine daha pek çok donanım ekleyerek kendimi yetistirmeye çalışıyorum. Türkiye’nin en iyi gazetecilik okullarından bir tanesi olan, İstanbul Üniversitesi, İleşim Fakültesinde Gazetecilik Bölümünü, yan dal olarak da Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünü bitirdim.

Bu yüzden gazeteciliği hareket alanı dar olan muhabirlik ile değil daha güçlü bir pozisyonda yapmak istiyorum. Kendimi bu minvalde geliştirmek istiyorum. Buna yönelik okumalar yaparak tecrübeler elde etmeye çalışıyorum.

-Kitap okumaya vaktiniz oluyor mu?

Uyumaya vaktiniz varsa kitap okumaya da vaktiniz vardır. Zira vaktinizin olmadığını düşünüyorsanız uykunuzdan bir miktar fedakârlık yapıp yine kitap okursunuz. Benim durumum biraz farklı. Vaktim oluyor fakat kitap okumaya mecalim kalmıyor.  Ajans haberciliği farklı biraz. Haberin kaynağı biziz; muhteva, argüman üretiyoruz. Tüm medya organları bizim servis ettiğimiz haberleri kullanıyor. Bu durum hem mental hem de fiziksel anlamda yoruyor insanı. Televizyon kanalları çok az muhabir çalıştırıyor. Bu yüzden haberleri ajanslardan almayı tercih ediyorlar. Çalıştığım ajans, Türkiye’nin 81 ilinde; dünyanın 35 ülkesinde, 135 noktada 950’yi aşkın muhabir istihdam ediyor. Dolayısıyla yoruluyoruz. Eve gidince kitap okumaya vakit oluyor. Fakat kitap okuyacak haliniz kalmıyor. Yine de bunu bahane etmeden okumaya çalışıyorum.

-Halkın gözündeki gazeteci profili ile gerçek dünyadaki gazeteci arasındaki farklar neler?

Halkın gözünde itibarı olan; yüksek maaş alan, her istediğine (siyasetçi, iş adamı, kanaat önderleri) istediğini yaptırtabilen bir gazeteci profili var. Fakat işin aslı öyle değil. Medya büyük bir güç ve bu güç sermaye sahiplerinin elinde. Tabir-i caizse ‘kuzuyu kurda emanet etmişiz’.

Gazeteci, güçlülerin eylem ve fikirlerini halk adına araştırır; eleştirir, yanlışların düzeltilmesi için haber yapar. Bunu kamuoyuna sunarak halkın takdirine bırakır. Ama bu dediğimizi patronaj güdümünde olmayan bağımsız gazeteci yapar. Bugün öyle gazeteciler çok fazla yok. Zira günümüzün en büyük güçlerinden bir tanesi olan medya yine güçlünün elinde.

Tecimselleşmiş bir medya yapısıyla karşı karşıyayız. Tekelleşme de bunun cabası. Halkın zihnindeki “gazeteci güçlüdür” tasavvuru maalesef gerçekleri yansıtmıyor.

Bugün güçlü olan, patronların desteği ve muhafazasıyla çalışan haber işçisi değildir. Güçlü, gazetecilik yaptığını iddia eden ve bu iddiasını destekleyecek medya organları tekelinde bulunan eden sermaye sahibidir.

Gazetecinin itibarı meselesine gelince artık böyle bir mefhumdan bahsedemeyiz. Gazeteci eleştirir, soru sorar, haklının yanında olur, halkın zararına iş yapanların üzerine gider. Bunu bugün yapmak mümkün olmadığı; daha doğrusu yapılsa bile sesi kolay kolay duyulmadığı için iyi bir itibarımızın olduğu söylenemez.

Maaş meselesine gelince muhabirler çok yüksek maaş almazlar. Fakat çalışılan medya organına ve tecrübeye göre de maaşlar değişiklik gösterir. Asgari ücretle çalışan muhabir de var ayda 7 bin lira alan muhabir de.

-Yurt içi medyayla, uluslararası global medyayı kıyas edersek, yerimiz neresi? Eksiklerimiz neler?

Teknik açıdan mukayese edecek olursak pek bir eksiğimiz yok. Televizyon kanallarımız dünyanın en gelişmiş stüdyolarına sahip mesela. Teknolojiyi değerlendirmeye çalışıyoruz. Fakat asıl problem zihin dünyamızda. Zihniyet değişmediği sürece hiçbir zaman ilerleyemeyiz. Medyada özellikle milli bir duruş olmalı. Nasıl ki ABD medyası beynelmilel alanda ABD menfaatlerini savunuyorsa bizim medyamızda da böyle bir duruş olması kanaatindeyim. Ülkemizde azımsanmayacak kertede gazetecilik faaliyetleri adı altında vatan hainliğine tevessül eden sözde kimseler ve kuruluşlar var. Hülasa milli konularda dışarıya karşı birlik ve beraberlik içerisinde yayın yapabilecek bir duruşumuz yok.

ABD’de Trump’ı eleştirebilirsiniz. Fakat ABD menfaatlerine zarar verecek bir meseleyi tartışamazsınız bile. Bunun yanında medyamızda münevver olarak adlandırabileceğimiz aydınların sayısı azaldı. Artık aktivist ve tetikçi tipler daha çok yer buluyor. Bu durum medyanın kamu bekçiliği vazifesini sekteye uğratıyor. Tartışmalar ilmi bir platformda yürütülmüyor. Halkın problemlerinden ziyade maalesef radikal bir zeminde, şahsi meseleler tartışılıyor. En büyük eksikliklerimizden bir tanesi de bu.

Fakat bu durumun uzun süre böyle gitmeyeceğini ümit ediyorum. Yeni medya olarak adlandırdığımız mikroblog siteleri başta olmak üzere birçok sanal platformda vatandaşlar söz sahibi olmaya başladı. 1990’lı yıllarda ortaya çıkan yurttaş gazeteciliği, yeni medya araçlarıyla birlikte daha da gelişti. Toplumun dönüşümü, yeni nesillerin toplumu yönetecek düzeye gelmesi biraz vakit alacak. Neticede, bugün sermaye güdümlü medyanın yerine getiremediği kamu bekçiliği vazifesini halk yerine getirecek. Fakat şunu da belirtmek gerekir ki; yeni medya araçlarının bilinçli kullanılması neticesinde bahsettiğimiz dönüşüm gerçekleşebilir. Çünkü sermaye yeni medyaya da el attı. Medya okuryazarlığı eğitimini iyi almış, cevval bir nesile ihtiyaç var.  Tam tersini düşünmek bile istemiyorum…

-Öncelikle bize kıymetli vaktinizi ayırdığınız ve sorularımıza samimi bir şekilde cevaplar verdiğiniz için teşekkür ederiz. 

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.