Çevrenizde entelektüel görünme çabası içinde olan birileri yok mu? Gerçek entelektüel kimdir, kime denir? Münevver ne demek? Gelin biraz kafa yoralım…
Zamanımızda ekseriyetini üniversite talebelerinin ve mezunlarının teşkil ettiği, çevresine entelektüel gibi görünme derdinde olan şekilci bir kitle var. Ekseriyeti gençlerden teşekkül etse de her yaş grubunda böyle insanlar görüyoruz.
İstisnası çok olmakla birlikte bu tip insanlar Facebook hesabını kapatalı yıllar olmuş, arada Instagram’a girip birkaç fotoğraf atan, Twitter’ı ise aktif bir şekilde kullanırlar. Bu grup umumiyetle kitap okurken kameraya poz vermekten ve bu fotoğrafı sosyal medyada paylaşmaktan da keyif alır.
Ne olduğu değil, nasıl göründüğü mühimdir. Güzel nutuk çekerler. Siyasete meraklıdırlar. Geçici gündemler içinde boğulur, esas gündeme vakti kalmaz ve yabancı kalırlar. Dünya görüşleri zayıf, malumatları sathîdir. Meselelerin derinlerine inmekten ve enine boyuna ele almaktan acizdirler. Girift meselelere girince boğulurlar adeta.

Mesela; Necip Fazıl’dan özlü söz ve birkaç mısra paylaşır, birkaç hazır cevaplı nüktesini anlatır, elinden “Çile kitabı ile poz verirler. Halbuki Necip Fazıl’ın en baba eserleri olan “Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu”, “İdeolocya Örgüsü” gibi kitaplarının kapağını dahi açmamışlardır. Ehli sünnet itikadını anlatmasından ve modernist, reformist din görüşleriyle mücadelesinden bihaberdirler.
Necip Fazıl’ı, Necip Fazıl yapan büyük zatı, Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretlerini ismen bilirler sadece. Bu yüzden nakıstırlar. Bu misal mütedeyyin camia için…
Seküler kesimde de sadece isimler değişir ama orada da manzara aynıdır; Nazım Hikmet’ten şiir paylaşır ama Nazım Hikmet’i kimlerin hapse attığını, kimin zamanında yurtdışına kaçtığını bilmezler. Sabahattin Ali romanları okur ama Sabahattin Ali’yi kimlerin öldürdüğünü bilmezler. (Tavsiye yazı: Sabahattin Ali’yi kim öldürdü?)
Bütün bunlar nâkıslık işaretidir ki eskiler böyle kimseler için “Nâkıstan da kemal hasıl olmaz” derler. Yani bir işi tam yapamazlar, bir eseri doğru düzgün üretemezler.
Nasıl kitap okurlar?
Her kitap, okuyucusunu farklı dünyalara götürür; hayata farklı pencerelerden bakmasını sağlar şüphesiz. Kitap okumaya yeni başlayan kişi ise okuduğu kitaplarla birlikte, [hele ki okuduğu kitaplar fikir kitaplarıysa] uçmaya başlar. Kendini bir şey zanneder.
Kitap okumayı alışkanlık haline getirmiş hakiki münevverler böyle değildir elbette.

Yanında daima kitap taşır. Arada metrobüste, vapurda, metroda vs. giderken karıştırır. Okuduğu kitaplar ilmi kitaplar değildir, Zira ilmî kitaplar dikkat ve altyapı ister, bu sebeple ağır gelir. Kitabı parça parça okur. Bir kitaba başlayıp, o gün kitabı bitirdiği vâkî değildir. Hatta başlayıp da bitirmediği kitaplar, bitirdiği kitapları katlar.
Bir meselede herkesten farklı bir şey söylemek, yorum yapmak, tespitler yapmak hoşuna gider. Her mühim hadiseyi sosyal medyada birkaç cümle de olsa değerlendirme ihtiyacı hisseder. Ve bunu da sanki milyonlar onun yapacağı değerlendirmeyi bekliyorlarmış edasıyla yapar. Şekilcidir. Yapmış olmak için yapar. Anı yaşamaz. Tespit canavarıdır, sürekli gündeme dair veya kültürel mevzularda tespitlerde bulunur. Ama herhangi bir icraatı da yoktur. Lafla peynir gemisi yürümeyeceği için elle tutulur herhangi bir eseri veya hizmeti yoktur. İşleri yolunda gitmeyince de şikayetler ve bahaneler başlar. (Tavsiye yazı: Şikayet Kültürü)
Osmanlı’dan bahseder ama konuşması sloganlardan ibarettir, hamâsîdir. Osmanlı’da ilk seviye sıbyan mekteplerinde okutulan Mızraklı İlmihal’den haberi yoktur, okumamıştır. Sultan II. Abdülhamid Han güzellemeleri yapar ama onu 1908’de tahttan indirip arkasından olmadık iftiralar atan bazı muhaliflerine de sempatisi vardır.
Yani kafası net değildir, her şeyden az bilir, hiçbir şeyi tam bilmez. Böyle olunca da şahsiyeti tam olarak oturamaz. İkilemde kalır.
Sual sormazlar
Kendini pazarlamayı iyi bilir. Mesela bir tane ezbere Arapça beyit bilse ”tek bildiğim arapça beyit bu” diyerek okumaz. ”Bildiğim arapça beyitlerden birisi de şu” diyerek söze giriş yapar. Bilmediği bir meseleden sual sorulunca bildiği başka bir meseleyi anlatır. Laf oyunu, retorik yapar aklınca.
Sual sormaktan da ictinab eder, çekinir. Zîrâ cehli zahir olur. Yunus Emre’nin de dediği gibi;
Bilirsin ki bilmezsin
Bir bilene sormazsın
Bilirsin ki sorunca
Bilirler ki bilmezsin
Halbuki bizim kültürümüzde bilmediği suale bilmiyorum demek büyük bir fazilettir. Alimlerimiz sualin cevabını çok iyi bilse bile yine kitaptan sayfasını açıp oradan okur, onu kaynak verirlerdi.
Nitekim Abbasi devletinde başkadılık vazifesini yürüten İmam Ebu Yusuf hazretlerine bir gün birisi bir sual sormuş. İmam “bilmiyorum” demiş. Bunun üzerine adam “koskoca devletin başkadısısın, o kadar maaş alıyorsun, nasıl bilmezsin?” demiş. Bunun üzerine İmam “Ben bildiklerim için maaş alıyorum, bilmediklerimi için maaş alsam devletin hazinesi bunu kaldıramaz” diyerek cevap vermiş.
“La edri nısful ilm” yani; “Bilmiyorum demek ilmin yarısıdır.” sözü meşhurdur. Kişi bildiğinin alimi bilmediğinin cahildir.

Doğru rol modeli, doğru kitaplar ve istikrar
Öncelikle bu problem günümüzde “hayat koçu” denilen, hem kendini iyi yetiştirmiş hem eğitim psikolojisi bilen rehberlerin azlığından kaynaklanıyor. Gençlerle alakadar olunması ve onlara doğru rol modelleri gösterilmesi gerekiyor.
Bu yapılmadığı takdirde sosyal medya ve popüler dizilerin tesiri ile yanlış insanlar rolmodel alınmakta bu ise insanı entellektüel fakirliğe götürmektedir. Falanca dizide rol almak, feşmekanca şarkıyı söyleyerek konser vermek dışında hiçbir marifeti olmayan insanları “sanatçı” ismi altında kitlelerin önüne servis etmek de bir projenin adımı olsa gerektir.
Her insan kendi üstünde, çok daha ilim sahibi insanlarla aynı meclislerde bulunarak cehaletini anlamalıdır. “İnsanın zeka seviyesi, en çok görüştüğü 5 kişinin ortalamasıdır”. Bu sebeple kitap okuyan, meraklı, araştırmacı bir arkadaş grubu ile devamlı vakit geçirmeli, arkadaşlarını buna göre seçmelidir.
Her bulduğu kitabı okumamalı, aksine tavsiye edilen, muteber kitapları çok okumalıdır. Başladığı kitabı birkaç gün içinde hemen bitirmeli, ilmi bir hususta okumalar yaparken mesele mesele öğrenerek ilerlemelidir.
Entelektüel kime denir?
Entellektüel kelimesi, münevver kelimesinin günümüzde kullanılan karşılığıdır. Münevver, nur kökünden gelir. Nurlanmış, aydınlanmış demek…
Kitaplarda bu kimselerin vasıfları yazdığı gibi yaşayan münevverlerin hayatları da pek çok ipucu verir.
Bir entelektüelden beklenen; evvela kendi dilini kemal mertebede bilmesidir. Okuduğu metni, dili ağır dahi olsa anlayabilmeli ve kendini rahat ifade edebilmelidir.
Dünyayı tanımalı, ne olup bittiğinden haberdar olmalı, meselelere farklı pencerelerden bakabilmelidir.
Şahıslara ve hadiselere fazla takılmamalı, ilim ve fikir esas derdi olmalıdır. Yanlışı söyleyen dostu olsa kabul etmez, doğruyu söyleyen düşmanı olsa reddetmez.
Ne düşünürse düşünsün mert ve samimi ifade eder. Fakat her doğrunun her yerde söylenmeyeceğini de bilir. Herkesin seviyesince konuşur, karşısındakinin aklı nispetinde izah eder. Dolayısıyla fitneye de çok dikkat eder.
Müdahane ve müdara arasındaki farkı iyi gözetir. Dini için dünyanın tamamını bile vermeyi bilir. Fakat dünya için dininden taviz vermez.
İyi hasletleri kazanmak için icap eden okumaları bir an evvel yapar.
Netice olarak ahlak, mantık, fıkıh, tarih, psikoloji, sosyoloji, coğrafya, hukuk gibi ilimleri usulleriyle (metodoloji bilgileriyle) her münevverin bilmesi gereken zaruri ilimlerdir. Hepsini asgari seviyede öğrenmelidir.
Bu yazıyı yazan kişi münevver mi diye soracak olursanız:
Kendimi bu sıfata layık görmüyorum. Tarih boyunca yaşayan alimler, münevver ve mütefekkir şahsiyetlerin biyografileri böyle bir yazıya sebep olmuştur. Onların hayatlarını okuyunca insan ister istemez, “onlar nerede, bunlar nerede” diye düşünmeden edemiyor.





"Genç Vicdânın Sesi"
Yorum Yaz