O Rüzgar’dan
Oxford Sözlüğü 2024 yılının kelimesi olarak “brain rot” yani “beyin çürümesi”ni seçti. Sebebinin temelinde sosyal medya gösterildi. Ancak pek çok açıklama da yapıldı.
Netice olarak “brain rot”un yılın kelimesi seçilmesindeki sebepler şunlardı:

Sosyal medyanın zararları
Sosyal medyanın insanlar üzerindeki zararları yıllardır ortada. Beyin çürümesi, “Zihin uyuşturan içeriklerle sonsuz kaydırmanın” oluşturduğu tesiri açıklıyor.
Sosyal medyada aşırı derecede kalitesiz içerik tüketmekten kaynaklanan endişeler tartışma konusu oldu ve olmaya da devam edecek.
Zihni ve entelektüel durumun bozulması
Günümüz insanının zihni veya entelektüel durumunun bozulduğu gerçeği yakın tarihe kadar “toplumu aşağı görmek” olarak algılanıyordu. Bilhassa Facebook ve TikTok ile beyin çürümesinin bütün boyutlarını görmüş olduk. Bu da önemsiz veya zaruri olmayan bilgi ve eğlence materyallerinin aşırı tüketilmesinden kaynaklanıyor.
Genç nesiller arasında yaygınlık
“Brain rot” genç nesiller arasında da sosyal medyada popüler hale geldi. Yaşananların farkında olan şuurlu gençler, internet kültürünün zararları ve aşırı bilgi tüketmenin yol açtığı zihni çöküşü elbette görüyor. Bu görüklerini de özellikle yurt dışındaki gençler “brain rot” ile ifade ediyor.
Halk oylaması da bu tespitleri destekledi. “Brain rot” 37 bin kişinin katıldığı halk oylaması ve Oxford leksikograflarının dil analizleri kelimeyi seçti.

‘Ruh adalesi’nin zayıflaması
Evet, durum tespitleri bunlar. Çürüyen beyinlerden oluşan bir dünyada yaşıyoruz. Bizler de buna dahiliz. İçerik bağımlılığı zihinlerimizi bir fare gibi kemiriyor.
Kitap okumak, ülke ve dünya gündemini takip etmek, mesleğimizde derinleşmek, ailemizle vakit geçirmek ve hatta en basitinden yemek yemek bile sosyal medya tahakkümünde gerçekleşiyor.
Bütün bunlar sadece beynimizi çürütmüyor, onunla birlikte ruh dünyamızı da karartıyor. Farkında olsak da olmasak da -Necip Fazıl’ın ifadesiyle- ruh adalemiz zayıflıyor.
Sosyal medyanın beynimizde oluşturduğu çürüme, ruh adalemizde oluşturduğu zayıflama cemiyetle birlikte bizde de bölünmüşlük, parçalanmışlık ve ümitsizliği körüklüyor. Kaybolan umutlarımız, asıl yapmamız gereken işlerden geri bırakıyor.
Peki buna karşı çözüm nedir? Reçetemiz ne?

Fetih ruhu
Herkesin her şeyi bildiği bir çağda insanlara nasihat etmek de artık kimsenin haddi değil nasılsa.
Kitaplarda zihnin güçlendirilmesi, maneviyatın iyileştirilmesi için gerekli tavsiyeler veriliyor. Ancak tarihten gelen ve hızlı bir şekilde kalkınmamızı sağlayacak önemli bir metot var.
Tarih kitaplarında Osman Gazi’den itibaren Türk sultanlarında ve onların yolunu takip edenlerde ortak şekilde gördüğümüz bir şey var; fetih ruhu.
O nesil duymuş akın zevkini rüzgarda bile;
Bu duyuş varmış akınlardaki atlarda bile.
Yahya Kemal “O Rüzgar” şiirinde böyle terennüm ediyor ve devam ediyor:
Bilmemiş var mı geniş yeryüzünün serhaddi,
Yıkmış ufkunda durup karşı koyan her seddi,
Yeni bir ülkede yem vermek için atlarına
Nice bin atlı kapılmıştı fetih rüzgarına.
Evet fetih ruhu, bu dijital çağda, sosyal medya içeriklerinin beynimizi boğduğu, çürüttüğü hengamede en iyi kurtuluş yollarından biri.
Fetih ruhu, kılıçla ve inançla yoğrulan bir idealle şekillenmiştir. Bu ruh, zahiren toprak elde arzusuyla gibi görünse de adaletin tesis edilmesi ve hakikatin yayılması sayesinde inşa edilebilmiştir.
Gazi sultanlar, cihangir yiğitler zaferlerini mukaddes bir davanın adımları olarak görmüş; fethedilen beldeleri, alınan değil, imar edilen diyarlar kılmışlardır.
Gönülleri kazanmış, adaletle hükmetmişlerdir ki bunu da alimlere ve sanatkarlara hürmetleri sayesinde yapabilmişlerdir.
Dünyaya karşı insan şöyle bir silkinip “sen bana değil ben sana hükmederim” diyebilmeli. Fethetmek, keşfetmek, aklın ve ruhun sınırlarına yolculuk etmek düşüncesini daime zihinde tutabilmeli.
“Bu çağda ben ne yapıyorum, niye geldim, kimlere ve nerelere ulaşmalıyım” diye sormalı.
İlim ve fikir hedefleri oluşturup “buraları ben fethetmeliyim ama nasıl” diye kafa yormalı.
Ve bunları yaparken asla yalnız olmayı düşünmemeli. Zira fetihleri yapan komutanlar, iyi teşkilatlanmış ordularla hareket ederler. Akıncılar tek başlarına değil, yoldaşlarıyla akına at sürerler…





"Genç Vicdânın Sesi"
Yorum Yaz