Geçtiğimiz aylarda Anadolu’da bir şehir merkezinden ilçeye seyahat ederken bazı konuşmalara kulak misafiri oldum. Servisin şöförü ülkede adalet olmamasından, zamlardan, kul hakkından vs pekçok şeyden 1 saatlik yol boyunca yanında oturan yolcuya şikayet ediyordu. Aynı şöför sıcak yaz gününde arabanın klimasını açmamış ve sadece öndeki camları açmakla yetinmişti. Bunun üzerine bir de seyir halinde iken sigara içiyordu ve sigaranın dumanıyla birlikte pis kokusu arka koltuklara kadar geliyordu. Arka koltuğumda oturan ablalar ise kendi aralarında şöförün sigara içip kendilerini rahatsız etmesini şikayet ediyorlardı. Sürekli başkalarını -haklı veya haksız bir şekilde- şikayet eden bu şöför kendisi de yolcularının tamamen haklı bir şekilde şikayet edecekleri bir iş yapıyordu.
Nasreddin hocanın meşhur bir hikayesi var. Hoca, oğlu ile birlikte bir yere gidecekmiş. İlk başta eşeğe oğlunu bindirmiş kendisi yaya gidiyormuş. Bunu gören birtakım insanlar babası yaya giderken eşeğe bindiği için oğlunu ayıplamışlar. Daha sonra Hoca binmiş eşeğe. Bu sefer de “Hoca kendisi eşeğe biniyor, çocuğu yürütüyor” demişler. Bunun üzerine ikisi birlikte binip gitmeye başlamışlar. Ona da “eşeğe hiç mi acımıyorsunuz, bu kadar yükü nasıl taşıyacak” diyenler olmuş. Sonunda ikisi de eşekten inip yaya yürümeye devam etmişler. Bunu görenler ise eşeğe kimse binmediği için onları enayilikle itham etmişler. Velhasıl, ne yaparsanız yapın sizi tenkid eden insanlar sürekli çıkacak. Bir işte herkesi memnun etmek gerçekten de mümkün değil. Nabi merhumun meşhur bir beyti var;
Cihânda kalmamakla şekveye şâyeste hâletler
Ederler şimdi dîvânda zemistândan şikâyetler
Türkçeden Türkçeye tercümesi şu şekilde; “Her şeyden şikayette bulunup, daha şikayete değer bir şey kalmayınca
Toplantıda artık kışın sertliğinden, yazın sıcaklığından şikayete başlarlar.”
Günümüzden misal vermek gerekirse Üniversite mezunları atanamamaktan şikayetçi, eğer bu kadar üniversite kontenjanı olmasa bu sefer de üniversite az diye şikayet ederler. Bardağa dolu tarafından bakanlar olduğu gibi, her zaman boş tarafından bakanlar da olur. Suyun üstünde bile yürüseniz “yüzme bilmiyor” şeklinde tenkidler alabilirsiniz.
Hiç mi şikayet etmeyelim?
Hayatta – haklı bir şekilde – şikayet edilecek çok şey var. Özellikle de ülkemizde. Ama şikayet etmek çözüm değil. Üstelik çözmeye gücümüzün yetmeyeceği problemleri sürekli gündeme getirmek insanı yıpratıyor, psikolojisini bozuyor ve sağlığına menfi yönde tesir ediyor. Problemi çözmeye muktedir isek, çözmek için elimizden geleni yapalım sonra duâmızı edelim. Ama çözmeye gücümüz yetmiyorsa onu olduğu gibi kabul edip canımızı çok da sıkmayalım. Tevekkül de buna deniyor zaten.
Eğer şikayet edilen şey küçük bir mesele ise, salahiyetli kimselere lisan-ı münasip ile söylenir. Ve umumiyetle de bu problem düzelir. Mesela iş yerinde falan yerdeki lamba çalışmıyor, evimizin önündeki sokak lambası patladı çalışmıyor, internetten siparişte bulundum siparişim eksik geldi, gibi şikayetler kolaylıkla çözülebilecek problemler. Benim yukarda kastettiğim daha büyük problemler. Eğitim sistemi kötü, gençlik bozuluyor, döviz yükseliyor vs büyük problemler. Veya bu kadar büyük olmasına da gerek yok, çözümüne gücümüzün yetmediği her problem diyelim
Problem nasıl çözülür?
Bir problemle karşılaştığımızda önümüzde 3 seçenek vardır. Ya problemi çözmeye çalışırız ya görmezden geliriz veya şikayet ederiz. Bunların en iyisi birincisi en kötüsü de üçüncüsüdür. Birincide icraat vardır, problem çözülür. İkincide icraat yoktur ama zarar azaltılmıştır. Üçüncüde ise hem icraat yoktur hem de insan durduk yere kendini yer, hem vaktini hem enerjisini heba eder. Düzeltmeye gücümüzün yetmesi için de güçlü olmamız gerekir. Eğer çalışıp çabalasa gerçekten düzeltebileceği bir problem için herhangi bir müşahhas çabada bulunmayıp mazaret üretmek de bir çeşit şikayettir. Mazaretler hiçbir zaman bitmez. Büyüklerimiz buyuruyor “Mazerete iltifat eden gaflet uykusundan uyanamaz.”
Bize hayatımızda en büyük örnek olan sevgili peygamberimiz “aleyhisselam” burada da bir usul veriyor ve şöyle buyuruyorlar; “Kim bir kötülük görürse, onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse, diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse, kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu, imanın en zayıf derecesidir.”
Misal vermek gerekirse; Ülkemizde gençlik çok bozuluyor. Bu büyük bir problem. Peki bu problem karşısında ne yapacağız? Öncelikle biz kendimizi düzelteceğiz. Başkalarının şikayet edeceği işleri yapmaktan elimizden geldiğince kaçınacağız. Yakın çevremize güzel bir örnek olacağız. Elimizden gelen gayreti gösterip, mutmain bir şekilde tevekkül ettikten sonra ise ne olursa olsun kendimizi yıpratmayacağız. Buna tevekkül deniyor.
Dünyayı Kurtarma
Üniversite yıllarımızda yakın arkadaşlarımızla akşamları sık sık bir araya gelir, çay içer ve muhabbet ederdik. Bu meclislerde hep dünyayı kurtarırdık. Şunu şöyle yapmak lazım, bunu böyle yapmak lazım, şu işi şunlar yanlış yapıyor, benim elimde yetki bulunsa şunu yasaklardım gibi cümleler havada uçuşurdu. Bir sonraki bir araya gelmemizde kimsenin hayatında çok bir değişiklik olmamış olur ve tekrardan aynı şeyleri biraz değiştirerek konuşurduk. Oysaki bir talebenin dünyevi olarak birinci vazifesi dersine çalışmaktır. Derslerine çalıştıktan sonra ise kendini hem ilmî olarak hem de gerek duyarsa maddî olarak ilerletmektir. Çünki dünyayı kurtarmak için de kendini kurtarmak için de para mutlaka lazımdır. Yani kısır döngüden çıkmak için yapmamız gereken şey; konuşmayı azaltıp, çalışmayı çoğaltmaktır. Mesela o mecliste bulunan ben dahil arkadaşların hepsi konuşmak ve şikayet etmek yerine hepimiz derslerimize ve işlerimize odaklansa idik ve hayatımızda muvaffak olmuş, makam mevki sahibi insanlar olmuş olsa idik, o gün şikayet ettiğimiz pek çok şeyi bugün yapacağımız bir toplantıda çözmek için karar alır ve mevcut imkanlarımızla bunu gerçekleştirebilirdik.
Sen ne yaptın?
Birisi bana gelip de herhangi bir şeyden dolayı şikayet ettiği zaman -içimden veya dışımdan- “sen bu problemi çözmek için ne yaptın?” diyorum. Alternatifini ortaya koyamadığımız şeyi tenkid etmemiz doğru olmaz. Mesela meşhur bir profesör hocamız bir meseleye dair başka bir akademisyenin yazmış olduğu kitabı beğenmemişti. Daha sonra kendisi aynı meselede aylarca uğraşarak alternatif, telif bir kitap hazırladı. Falan akademisyenin kitabını sorduklarında sadece tavsiye etmiyorum, içinde hatalar var demek yetmez, çünki karşı taraf bu sefer peki hangi kitabı tavsiye edersiniz, doğru kitap hangisi diye soru sorar. O sebeple alternatifini üretmeden yapılan tenkidler cemiyet tarafından kabul görmez.
Herkesin şikayet edeceği şeyler var. Mesela Ortadoğu’da olmamız ve çevremizde hep savaşların olması yaygın bir şikayet, Keşke bir Kuzey Avrupa ülkesi veya Baltık ülkesi olsaydık diyenler çok. Halbuki onların da kendilerince farklı problemleri, şikayetleri var. Arkasına çok bakan önünü iyi göremez. Şöförler zaman zaman aydadan arkasını kontrol ederler ama gözleri daima öndedir. Çünki araba geri geri değil öne doğru gitmektedir. Zaman da geriye doğru değil, ileriye doğru akmaktadır. Geçmişin problemlerine şikayet etmektense gelecekteki muhtemel problemlere tedbir almak akıllı insanın yapacağı iştir.
Talebeler yazılı sorularının zorluğundan şikayet eder. Düşük not alırsa “hoca vermedi” der, yüksek alırsa “ben aldım” der. Bu şikayetlere “Peki sen bu imtihana ne kadar çalıştın, kaç saat dirsek çürüttün” diye sormamız icab eder.
Herkes evinin önünü temizlerse bütün sokaklar tertemiz olur. Kendi üzerimize düşen vazifeleri yapmak bazen problemi çözmeye yeterli olmaz ama hiç değilse vebalden kurtulmuş oluruz.
Askerde her sabah nizamiyeyi gezip izmarit toplardık. Ben hayatımda hiç sigara içmediğim halde 25 günlük askerliğimde yüzlerce izmarit topladım. Burada aslında bir numaralı problem (bence) sigara içmek. İkinci problem eğer içiyorsa izmaritini yere atmak (Bunun bir problem olduğu kati). Üçüncü problem ise izmaritleri sadece sigara içenlere değil ayrım yapmadan herkese toplatmak. Peki burada bizim yapmamız gereken şey ne? Öncelikle problemin varlığını tesbit etmek. Daha sonra Problemi çözmeye gücü yetip yetmiyor mu düşünmek. Son adım ise gücü yetiyorsa gerekli adımları atmak, yetmiyorsa da bu meseleyi gündeminden çıkarıp kabullenmek. Ben şimdi komutana gidip de ben hayatımda hiç sigara içmedim, o sebeple izmarit toplamak istemiyorum desem, bana nasıl bir müeyyide tatbik eder tahmin edebiliyorum. Bundan mütevellid ben de nasıl olsa sayılı gün diyerek şikayet etmedim ve verilen emri yerine getirdim. Şikayet etseydim durduk yere kendimi yıpratırdım. Bana bir faydası olmazdı.
Dünya işlerinde bizden aşağıda olanlara bakıp şükretmek ahiret işlerinde ise bizden ileri olanlara bakıp gayret etmek, hayırda yarışmak gerekir. Bir müslüman bir meselede muvaffak olmuşsa kıskanmak değil, gıbta etmek yakışır. Ne kadar zengin olursak olalım bizden daha iyi evde oturanlar olacaktır, ne kadar güzel arabamız olursa olsun bizden daha iyi arabası olanlar illaki olacaktır. “Bizde niçin şöyle bir araba yok” , şeklinde yapılan şikayetlerin sonu gelmez.
Müslümanlar bir vücudun uzuvları gibidir. Hadis-i şeriftir. Vücudun bir uzvunda bir yara olduğu zaman bütün vücut o acıyı çeker. Dişi ağrıyan bir insan kıvranır. Halbuki diş, vücudun içinde küçük bir parçadır. İslâm aleminin de herhangi bir yerinde bir grup Müslümana zulüm uygulandığı zaman bizim o acıyı hissetmemiz gerekir. Bu meseleleri sürekli şikayet etmemiz de meseleyi çözmez. Yukarda da belirttiğim gibi bizim vazifemiz gücümüz yettiği kadar çalışmaktır. Eğer devamlı yaptığımız şikayetler bizim vaktimizi alıyor ve meselenin çözümünde bize zaman kaybettiriyorsa, yaptığımız bu fiil yanlış demektir. Elinde yeterli gücü olmadan bu gibi problemleri eliyle düzeltmeye kalkışmak yukarda naklettiğim hadis-i şerife de muhaliftir. Misal olarak Peygamberimiz Asrı saadetin Mekke devrinde – Eshab-ı kiramdan bazılarının tekliflerine rağmen – müşrikler ile silahlı mücadeleye katiyen girmemiştir. Öncelikli gayeleri Müslüman bir cemiyet yetiştirmek olmuştur. Ne zaman Medine’ye hicret edilip orada bir otorite sağlanmış, cihad ayetleri de Medine’de iken böyle bir dönemde nazil olmuştur. Haşa! biz peygamberimizden daha iyi bilmiyoruz. ..
Amerikaya kızınca elimizdeki doları yakmak nasıl saçma ise Tvye nefret ettiğimiz biri çıkınca ekrana çekiçle vurmak ne kadar aptalca ise moralimizi bozan durumlar olunca kendimize zarar vermek o kadar anlamsızdır. Attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmelidir.
Katılmayanlar olabilir ama çok sayıda ülke gezmiş, pek çok milletten yüzlerce insanla tanışmış birisi olarak şu tesbitleri yapmak istiyorum. Afrikalıların herkesten çok problemleri vardır ama umumiyetle hiç şikayet etmezler, Orta Doğu halkları ise devamlı şikayet ederler ama problemleri çözülmez. Çünki problemi çözmek için müşahhas adımlar atmazlar. Avrupalılar ise problemi masaya yatırıp nasıl çözüleceğini müzakere ederler ve bir plan dahilinde – kısa vadede veya uzun vadede – problemi çözerler.
Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât
Bin türlü teseyyüp bulunur hânelerinde





"Genç Vicdânın Sesi"
Yorum Yaz