Kelâmbaz

Bir Münevverin Parçası: Lugat

İnsan için en mühim şey kendini doğru şekilde ifade edebilmek, cemiyetle sağlıklı irtibat kurabilmek, modern tabirle iletişmek’tir(!). Bunun da vasıtası dildir. İdeal bir münevver, evvela kendi dilini kemal mertebede bilir. Dahası fikirlerini açık ve fasih yani güzel ifade eder. Bu da edebiyatla meşguliyet ister. Edebiyat, meşgul olundukça insanın kelimât-ı müteradifesini zenginleştirir. Yani meşguliyet arttıkça bir mefhum (kavram) veya eşya hakkında birden fazla isim ve tabir öğrenir. Birbiriyle ortak manalar taşıyan ancak aralarında küçük farklılıklar bulunan kelimeleri bilmek, “münevver” sıfatının temel vasfıdır.

Bir insanın ilimdeki derinliği, onun mefhumlarını derinlemesine bilmesiyle anlaşılır. İslami ilimlerden “fıkıh”ın lügatteki manası; bir şeyi derinlemesine, etraflıca bilmek demektir. Yani aslında hakiki münevver dünyayı fakihçe görebilen kimsedir, diyebiliriz.  Mesela bir ilahiyat talebesi “sünnet” kelimesinin İslam hukukunda (fıkıhta), tefsirde, hadiste, ıstılahta ne manalara geldiğini bilir. Yani bilmesi, öğrenmesi icap eder. Bunun gibi edebiyatla meşgul olan bir insan da okuduğu şiirleri hemen anlamalıdır. Bir tarihçi resmî bir vesîkada “nefy etmek” kelimesini gördüğünde bunun “sürgüne gönderilmek” demek olduğunu anlar. Aynı kelimeyi dinî  bir metinde okuyan ilahiyatçı da  bunun “inkâr etmek” manasında kullanıldığını bilir/bilmelidir.

Anlayamıyorsa bunun için lazım olan lügatlardan istifade edecektir. Bir de bu öğrenilen kelimelerin günlük dilde kullanılması meselesi var ki onun da yolu yine lügat takviyesinden geçer.

Kelime Etimolojisi

Türkiye’de yakın tarihte pek çok lügat kaleme alındı. Lügatler bir dilin fotoğrafı, haritasıdır. Bütün leksikoloji (sözlük ilmi) ve linguistics (dil bilim) ekollerinin ortak fikri şudur: “Bir dilin lügatine -nereden geldiğinin ehemmiyeti olmaksızın- geçen kaç kelime varsa o kelimeler artık o dilin malı sayılır.” Bütün dünya dilleri için bu “umumi hüküm” olarak kabul edilmiştir.

Dünyada hiçbir dil, tarih sahnesine çıkış noktasındaki kelime sayısıyla hudutlu kalmamıştır. Dolayısıyla Türkçenin kelime haznesi de 1500-2000 hatta 3000 yıl boyunca farklı dillerden alıp “kendi malı yaptığı” kelimelerden ibarettir. Şu var ki günlük dilde çok kullanılmamak bir ölçü değildir. Zira edebî metinlerde, ıstılahta (yani ilmî literatürde) olması bunun için kâfidir. Nitekim kelimelerin manaları, lügatlere yazılı veya sözlü kaynaklardan alınarak hazırlanır. Etimoloji; bir dile kelimelerin nereden, hangi aşamalarla geldiğini, kaynağını tarihî olarak tespit etme ilmidir. Etimolojinin maksadı, dilden kelime çıkarmak değil, dilin zenginliğini ortaya çıkarmaktır.

Öğrenmek hobi olmalı

Hayati İnanç bir konferansında okuduğu şiirlerden birini “Türkçeden Türkçeye tercüme (!) ederken” şöyle bir söz söylemişti: “Türkler lügat yazar ama bu lügate açıp bakmaz!” İnanç, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi birinci sınıfa kaydolur. Fatih’te bir öğrenci evine yerleşir. Yargıtay kararlarını okurken anlamadığı için “müncer” kelimesine takılır. Ev arkadaşlarından birine ait olan Mustafa Nihat Özön’ün Osmanlıca sözlüğünden kelimenin manasına bakar. Bununla bitmez. Sözlükte, kelimenin manasına ilaveten bir de kullanılışına örnek olsun diye bir beyit verilmiştir:

Müncer olur mu ya Râb bir subh-i inbisâta

Vahdet-gehimde böyle mahzun geçen leyâlim

Hayati Bey diyor ki, “Hoppala!.. Bilmediğim kelime bir taneydi, sözlüğe bakınca şimdi beş oldu!”

Müncer: Dönüşmek, bir hâlden bir hâle inkılab etmek, bir safha sonunda gelinen nokta. Subh: Sabah İnbisât: Bast’tan (ferah, rahat; tersi kabz, sıkıntı) -geh/gâh: Mekân eki. Nişangâh, ordugâh gibi. Vahdet-geh: Tek kişilik mekân, hücre. Mahzun: Hüzünlü. Leyâl: “leyl”in çokluk hâli, geceler.

Beytin manası şöyle: “Ferah bir sabaha dönüşür mü ya Râb, hücremde (tek başına) geçirdiğim bu hüzünlü geceler!” Bir taraftan beytin telaffuzundaki akıcılığa, azamete çarpılır; diğer taraftan da kelimelerin manalarını bilememenin ve anlayamamanın sancısını çeker. Hemen diğer kelimeleri de öğrenir. Bu bilmediği kelimeleri öğrenme işinden o kadar  çok keyif almaya başlar ki sonraki hayatında klasik şiir kitaplarını, sözlükleri elinden düşürmez. Zamanla okuduğu şiirlerdeki hikmetler, manalardaki ahenkli, çarpıcı ifade zenginlikleri ortaya çıktıkça da klasik Türk şiirine meftun olur. Neticede kendisi Türkiye’de, hatta dünyada 10.000 beyit ezbere bilen belki de tek “şiire meraklı avukat”tır.

İnanç, bu meseleyi şöyle bağlıyor: “Burada öğrenmenin peşine ben düştüm. Biri bana öğretmeye çalışmadı. İnsanlar öğrenmeye bayılırlar fakat öğretilmekten nefret ederler. Bana okullarda yabancı dil öğretmek için çok çalışanlar başarılı olamadı. Fakat ben klasik edebiyatımızı ve onun dilini okullarda da görmeden öğrendim. En iyi öğrenme; bir işi hobi saymak, onu eğlence hâline getirmek, merak edip onun peşine düşmektir.”

Türkler Lügate Kıymet Vermez mi?

Kaşgarlı Mahmut; Arapların Türkçe öğrenmesi, Türkleri tanıması için meşhur Divanü Lügati’t-Türk kitabını yazdığında Batı’da emsali   olabilecek bir lügat kitabı yoktu. Şark dünyasında zannettiğimizin aksine lügate çok ehemmiyet verilmişti. Osmanlı münevverlerinin lügat ilmiyle mesaisi oldukça fazlaydı. “İlim lügattir” ve “Kamus namustur” sözleri meşhurdu.

Osmanlılar tarafından emsali olmayan lügat kitapları kaleme alındı. Sünbülzâde Vehbî’nin ve Şâhidî’nin manzum lügatleri bunlara misaldir. Dünya üzerinde kaç milletin bizim kadar manzum yani şiir şeklinde lügati vardır? Dahası, kullanılan kelimelerin manalarındaki kaymalarını tespit etmek, önüne geçmek, doğrusunu kullanmak için “galatat” yani yanlış kelime kullanımına dair lügatler bile kaleme alınmıştır. Fakat bütün bunlara rağmen Batı üniversiteleri ayarında bir filoloji-leksikoloji enstitümüzü kuramadık. Dolayısıyla ne ülkemizdeki insanlar ne de dünya ilim âlemi Türkçenin birikiminden yeterince haberdar.

Bizdeki şerh-haşiye geleneği Batı’da “dipnotlandırma” şeklinde tatbik edildi. Bu usulün gayesi; dilin, eskiyen eserlerin aslına (orijinaline) zarar vermeden anlaşılmasını, nakledilmesini sağlamaktı. Yani bu usul; lügati, eserin içine yerleştirmekti. Bu metot, kâğıdın ve kitabın az olduğu devirlerde çok pratik bir yoldu. Nitekim çok faydalı oldu. Zira 300-400 yıl evvel yazılan kitaplar bu yolla mükemmelleşerek nakledildi. Böylece ilmî gelenek kopmadan nesillere intikal etmiş oldu. Günümüzde bu usul, akademik çalışmalarda tatbik edilmekle birlikte yavaş yavaş terk edildi.

Aslolan eserlerin insanlara değil, insanların esere tâbî olmasıdır. Eserlerin anlaşılması için de lügatler, insanların yardımına yetişir. İlmî, fikrî, edebî eserler okuyucuyu belli bir seviyedeymiş gibi kabul eder. Yazarlar mümkün mertebe anlaşılır bir dil kullanmakla birlikte, mevzuya dair kullanılan bu mefhumları anlamayanlar için “Bunları da bilmiyorlarsa kitabı okumasınlar!” diye düşünür. Bütün klasik eserler ve ilmi eserler böyledir. Doğru olan da budur. Bu sebeple de lügatler münevverlerin, talebelerin her zaman başucunda, onların ayrılmaz parçası gibidir.

Tavsiye Lügat

Lügatler edebî, tarihî ve her  çeşit sahadaki eserler baz alınarak hazırlanır. Çünkü her ilmin kendine mahsus kelimeleri vardır. İnsanlar çoğu zaman ilmî eserlerde anlamadıkları kelimelerle karşılaşırlar. Bunun için de “Çok fazla anlaşılmayan, yabancı, eski kelime var. Bunun dili sadeleştirilmeli.” denilemez. Şayet bu yapılırsa o dil zarar görür. Cemiyetin kelime hazinesi, fikir sahası daralıp fakirleşir. Lügatlerle meşgul olmanın zihinde oluşturduğu aydınlanma hiçbir kitapta sağlanamaz. İşte bu minvalde hazırlanan piyasadaki lügatler içinde tavsiyeye şayan olanlar şunlardır:

  1. Tarihî Türkçenin kelime hazinesini ihtiva eden meşhur ve güvenilir lügatlerden biri, Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca Lügati’dir. 1962’de ilk baskısını yapan lügat pek çok dil âliminin kontrolünden geçmiş, tashih ve ilaveleriyle mükemmel hâle getirilmiştir. Kelimelerin harf inkilabından evvelki asli yazılışları da vardır. Büyük bir kültür hazinesi olan bu kitap, herkesin elinin altında bulunmalıdır. Ömür boyu istifade edilecek bir kaynaktır. Güzel bir hizmet olarak 2010’dan sonraki baskının arkasına, kelimeler elifba sırasına göre de dizilmiştir.
  2. 2018 yılında neşredilen Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci‘nin İzahlı Misalli Metinlerle DİNİ LÜGAT kitabı en istifadeli çalışmalardan biridir. Kitap uzun bir emeğin neticesinde, hocanın dini literatüre olan hakimiyeti merkezinde hazırlanmış bir başucu eseridir. Yapılan izahlar ve seçilen misalli metinlerin ilmi bir perspektif ve derin bir müktesebattan süzüldüğü okundukça anlaşılmaktadır. Bazı kelimeler ilgili tamlama ve alt kelime gruplarının misalleriyle birlikte, yapılan izahlar bazen bir sayfa sürmektedir. Aslında bir kelime/kelime grubu üzerinden fıkhi, tasavvufi, ahlaki, tarihi mesele anlatılmıştır. Kelimenin izahından sonra varsa eğer geçtiği ayet-i kerime ve hadis-i şerif metni, ardından meşhur-muteber bir dini eserden iktibas veya bazen de bir kelâm-ı kibar ve şiir şeklinde misali verilmiştir. Böylece aslında kelimeyi okurken ilmi bir meseleyi de etraflıca öğrendiğinizi farkedersiniz. Dolayısıyla bu kitap müracaat eseri olmanın beraberinde normal bir kitap gibi de okunacak mahiyette kıymetli ve çok faydalı bir eser hüviyetine sahiptir. Kitabın içinden sayfalara şu linkten ulaşabilirsiniz: https://arisanat.com/din-sosyoloji/dini-l%C3%BCgat-izahl%C4%B1-misalli-metinlerle-prof-dr-ekrem-bu%C4%9Fra-ekinci
  3. Mümtaz bir heyetin de desteğiyle İlhan Ayverdi tarafından hazırlanan, 40 yıllık bir çalışmanın mahsulü olan Misalli Büyük Türkçe Sözlük… Bu lügat, her kelimenin misalini ve etimolojisini, yani kök bilgisini barındırması bakımından Türkçenin yakın tarihte hazırlanan en kıymetli ve en faydalı lügatidir. Çok değerli bir kültür mirasıdır. Vakti müsait olan, bu lügati normal bir kitap gibi başından sonuna okuyabilir. Bu eserin iki farklı baskısı var: Biri karton kapaklı tek cilt, diğeri deri kapaklı 3 cilt. Kişiye göre değişmekle beraber kullanışlılık yönüyle  tek cilt hali daha pratiktir. Fakat ebadı ziyadesiyle büyük olduğu için taşıması sıkıntılı… Bir de bu lügatin muhtasar, özet hâli Ahmet Topaloğlu ile “Türkçe Sözlük” ismiyle Kubbealtı’ndan basıldı. Liseli gençler için bu tavsiye edilir. İşte bu iki lügat her münevverin bir parçası gibidir. Kaliteli nesillerin yetişmesi, bu kalitedeki lügatlerden istifadeyle olur. Kıymetli ve faydalı oluşlarının en mühim sebebi; binlerce ilmî, edebî eserimizden, mirasımızdan istifade ile hazırlanmalarıdır. Son yarım yüzyıldır kültür hayatımızda rüştlerini ispat etmişlerdir.

Diğer Lügatler

Bu tavsiye edilen üç lügat dışında da iyi çalışmalar elbette var. Osmanlıca için Prof. Mehmet Kanar’ın lügat çalışmalarından kâfi miktarda istifade edilebilir. Eserleri zengin ve kıymetli olmakla birlikte, akademik bir çalışmanın mahsulüdür. [Farsça hususunda da kendisi otorite kabul edilir.] Bir de Dr. Mehmet Doğan’ın lügati da istifadelidir. Bu eser, uzun ve şuurlu bir emeğin mahsulüdür.

Yine orjinal ismiyle Türk Dili Tedkik Cemiyeti’nin (TDK) sözlüğü, ihtiva ettiği kelime sayısıyla zengin bir sözlüktür. Bunların haricinde, piyasada bir de Ali Püsküllüoğlu’nun sözlükleri var. Bu ikisinin problemi, Türkçe kelimelerin köklerine olan takıntılı tavırlarıdır. Bilhassa Arapça ve Farsçadan alınmış “Türkçe” kelimelere, üvey evlat muamelesi yapılmıştır. Hatta vaktiyle daha da kötü bir bakış mevzubahisti. Ayrıca ikisi de masa başında üretilmiş, Türkçenin yapısına uymayan kelimeleri, Öztürkçe olarak servis ediyor. Bu kelimelerin üretilmesinin maksadının geçmiş ile olan irtibata zarar vermek olduğu bugün ayan beyan ortaya çıktı. Dolayısıyla bu sözlükler pek de faydalı değildir. Ancak uydurma kelimelerin hangi kelimeler yerine üretildiği bu çalışmalardan anlaşılmaktadır.

Bir de her mesleğin, ilmin kendine mahsus kelimelerine dair lügatler vardır. Felsefe, sosyoloji lügati, tarih, hukuk, matematik lügatleri gibi… Bunları da meraka ve ihtiyaca göre temin etmek her münevver için bir zenginliktir.

Aralarındaki fark

Kubbealtı Lügati de artık dile yerleşmiş, dili istila etmiş böyle uydurma kelimelerin manalarını, misalleriyle vermiştir. Ancak bunların yeni üretildiğini ve niçin Türkçenin yapısına uygun olmadığını da gramer olarak göstermektedir. Dolayısıyla TDK’nin sözlüğünden ziyade Kubbealtı’nın sözlüğü dil şuurunun verilmesinde daha faydalıdır.

 

Kubbealtı Lügatı’nın içinden bölüm

Dijital Lügatler

Pek çok lügat, dijital mecraya adapte edilerek insanların istifadesine sunuluyor. Bunlar çok faydalı çalışmalardır. Sayılarının çoğalması, reklamlar vasıtasıyla herkesin bunlardan istifade etmesinin teşvik edilmesi gerekiyor. Ancak kelime bilgisini arttırmak bakımından ne derece tesiri olduğu tartışılır. Hele de telefon uygulamaları… Bir kelimenin manasını hızlıca öğrenmek için tabii ki faydalıdır. Ancak meleke kesbetme dediğimiz zihinde kalıcı yer tutmaya pek yaramıyor. Dikkat dağıtması da cabası…

Hızlıca kullanılması açısından faydasına diyecek yok. Vakit kaybını azaltıyor. Fakat neticede bir münevvere lazım olan şey, kelimenin kalıcı olarak zihninde yer etmesi ve o kelimeyi günlük konuşmasında kullanabilmesidir. Kullanmadığımız, telaffuz etmediğimiz, yazmadığımız kelime ölü kelimedir.

Gerçi bu söylediklerimiz kişiye göre değişebilen bir durumdur. Herkesin elinde mücessem, basılı olarak en az iki lügat bulunmalıdır; biri tarihî, dinî diğeri günlük dil bilgisini takviye etmesi için. İlhan Ayverdi’nin Lügati de çok kullanışlı bir şekilde, dijital olarak da istifadeye sunuldu. www.kubbealtilugati.com  veya www.lugatim.com linklerinde bütün kelimelere üye olmaksızın ulaşabilirsiniz. Cep uygulaması da ücretsiz olarak indirilebilir. Fakat şahsi fikri pek kullanışlı değil.

İnternette Türkçe dijital lügatlerin site linleriyle listeleri muhtelif bloglarda derli toplu şekilde hazırlanmış. Kısa bir aramayla bulunabilir. TDK’nin bütün lügatleri de internet sitesinde mevcut. Sosyal medyada da umumi kültür için https://twitter.com/tarihlugati  hesabı gibi faydalı hesaplar takip edilebilir.

Kelimelere ulaşmak artık çok zor değil. Zorlaşan şey; bunları öğrenme alışkanlığı kazanmak ve günlük hayatımızda kullanarak yaşatmak…

Öyle konuşmalıdır ki

Lügat karıştırmak ve okumak zihnin, aklın, tefekkürün hem anahtarı hem de cilasıdır. Marifet, konuşurken parlak, ağdalı kelimeleri kullanmakta değil manasını bilerek ve bildirerek kullanmaktır. Cemiyet içindeki en küçüğünden en büyüğüne bütün tartışmaların, kavgaların temelinde insanların kendilerini iyi ifade edememeleri ve karşılarındaki kimseleri anlayamamaları yatar. “Kelimelerin tükendiği yerde yumruklar konuşur.” derler. Akademisyenlerin, öğretmenlerin, vaizlerin, imamların insanlara, cemiyete dokunamama sebebi kullanacakları kelimeleri iyi seçememelerinden de kaynaklanmaktadır.

Seyyid Abdülhakim Efendi, “Öyle konuşmalıdır ki karşı taraf sual sorma ihtiyacı hissetmesin.” demiştir. Ehibbası da Seyyid Abdülhakim Efendi’yi şöyle tarif etmiştir: “Kelime hazinesi çok zengindi. (Bazen) aynı manaya gelen sekiz-on kelime ile söylerdi. Birinden anlamayan, öbüründen anlasın, diye düşünürdü.” Dolayısıyla kendisini dinleyen en cahilinden en âlimine herkes onu anlardı.

Yine onun vaazlarına giden Ahıskalı Ali Haydar Efendi’nin damadı Avukat Mustafa Mazhar Sündüs’ün, Seyyid Abdülhakim Efendi hakkındaki ifadesi şöyleydi: “Efendi Hazretleri’nin kelimât-ı müteradifesi (aynı manaya gelen farklı kelimeler hazinesi) çok zengindi.” Talebelerine, “Benim ne anlattığım değil karşıdakinin ne anladığı mühimdir.” demiş, “Bir şey yazarken uzun cümleler ve fazla Arapça, Farsça terkipler [tamlamalar] kullanma.” buyurmuşlardır.

Lügat kazandırır

Klasik divan şiirimize dair çok satılan lügatler arasında İskender Pala’nın “Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü” vardır. Bu lügatin yazılışı enteresandır. İskender Bey, talebelik yıllarından itibaren okuduğu şiirlerde, anlamadığı kelimeleri hemen bulabildiği muhtelif lügatlerden araştırır. Sonra bu kelimeyi ve o beyti bir kâğıt parçasına yazar. Böyle böyle yüzlerce, binlerce fiş biriktirir. Meslek sahibi olup sahasında akademik paye aldığında bunları kitap hâline getirecektir.

Lügat karıştırma alışkanlığı neticesinde hem ilim öğrenir hem de lise-üniversite seviyesindeki herkesin istifade edebileceği bir ‘misalli divan edebiyatı lügati’ ortaya çıkar. Klasik şiirle meşgul olacak kimselere, ilk basamak mahiyetinde bu sözlüğü tavsiyeye şayandır. Divan şiirine dair daha detaylı ve fazla malumat ise H Yayınlarının bastığı Ahmet Talat Onay’ın “Mazmunlar Sözlüğü” nde vardır.

Uydurma kelimeler

Bir münevver gencin parçası olan lügat, bütün kapıları açan hür tefekkürün anahtarıdır. Unutmamalıdır ki insan kelimelerle düşünür. Kelimelerin derinliklerine ne kadar vakıf olunursa mefhumlar, kavramlar zihinde o derece yer eder. İlmî altyapı sağlam atılır, düşünceler o derece derinleşir, fikirler kaliteli bir hüviyete bürünür. Lisan devrimiyle dilimize sokulan uydurma kelimelere karşı dikkatli olmak gerektiği gibi bunları iyi bilmek ve yeri geldiğinde kullanmak icap eder. Çünkü Hadis- i Şerif ’te “Bir kavmin dilini öğrenen onun şerrinden emin olur.” buyrulmuştur.

Uydurma kelimeleri iyi bilmek, bunların Türkçeye niçin uygun olmadıkları öğrenmek de çok kolaydır. Bu hususta Prof. Faruk Kadri Timurtaş’ın “Uydurma Olan ve Olmayan Yeni Kelimeler Sözlüğü” meseleyi en sade ve ilmî esaslara göre anlatarak yol gösterir. Maalesef bugün bu eserin baskısı yok. Fakat eser PDF olarak internette pek çok siteye yüklendiği için kolayca bulunabilir.

Kadir Mısıroğlu’nun “Boykot” ve “İslam Yazısına Dair” isimli kitapları, Peyami Safa’nın “Osmanlıca Türkçe Uydurmaca”, Prof. Mehmet Kaplan’ın “Kültür ve Dil” kitapları bu mevzuda okunması gereken ilk kitaplardır. Bunlardan başka günümüzde Dr. Mehmet Doğan’nın yazıları, Sevan Nişanyan’ın çalışmaları kıymetlidir. Bilhassa Sevan Nişanyan’ın “Kelimebaz” isimli kitabı, Türkçe Etimoloji Sözlüğü ve bilumum Türkçeye dair yazıları lisan şuuru kazanmak, Türkçenin derinliklerine inmek bakımından faydalıdır. Bu eserler elde edilip okunduğu takdirde meselenin künhüne vâkıf olunur.

Netice

Evvela kendimiz, sonra da çocuklarımız başta olmak üzere yeni nesillerin tarihle, değerlerimizle sağlıklı irtibat kurmasını istiyorsak lügatlerle meşgul olmaya mecburuz. Evimizde kaliteli kitaplardan oluşan bir kütüphane hazırlamalı ve bunun bir rafını da lügatlere ayırmalıyız. Buradaki şu ince ölçüyü iyi kavramak gerekiyor: Yahya Kemal, Rıza Tevfik, Refik Halid vs. gibi edebiyatçıların kullandığı, son bir asırdaki fasih ve zengin, dilde tasfiyecilikten azâde, anlaşılır Türkçeyi esas almak, konuşup yazmak(yani eser üretmek) icap ediyor. Bu da hem dili bozulmamış dini, edebi, tarihi metinleri, şiirleri okuyup anlamaktan geçer hem de onlar okunurken lügatlerden istifade etmekten…

Anlaşılmama ihtimali olabilecek ifadeler kullandığımızda da “yani”nin yardımından istifade etmeliyiz. Dinî, edebî, tarihî, ictimai, felsefi, siyasi, hukuki… Hayatımıza, düşünce dünyamıza hitap eden sahalardan iyi bir şekilde faydalanmak istiyorsak bunun yolu, kendi dilimizi kaliteli öğrenmekten geçer. Kendi dilini iyi bilen başka dilleri de kolayca öğrenebilir.

Dildeki kelimelerin mantığı ve dünyası zihninde oluşan münevver bir kimse için yabancı dil öğrenmek, çerez gibidir. Çünkü o kişi kelimelere cihanşümul yani üniversal (evrensel) bir gözle bakar. Mecburiyetten değil de hobi ve merak olarak, severek öğrenir. Böylece her dilden, kaynaktan istifade eder. Zihni sürekli aydınlanır, geniş ve derin tefekkür sahibi olur. Hem mâzinin kaynaklarıyla beslenir hem de âtideki nesiller için köprü olur. İşte bunun yolu da daima el altında lügat bulundurup istifade etmekten geçmektedir.

2 comments

Bizi Takip Et!