Kelâmbaz

Bu Dünyadan Bir “Bünyamin Ağabey” Geçti

İnsan bu çağda kalabalıklar içinde yok olan varlık hâline dönüştü, Hem tanımlanıp hem de güdülen bir varlık oldu. Ama pandemiden sonra hızla tanımlanan olduk. Duyarsızlaşma ve ferdiyetçilik aldı başını gitti.

Tanımlandık çünkü, artık siyasi ve sosyal olarak itiraz edeceğimiz dikey hareketlilikte bulunacağımız mekanizmalar elimizden alındı. Sadece bize sunulan maddi ve manevi imkanlarla yetinip düşünmemiz bekleniyor.

Bu çok acı verici, İslam dünya görüşüne sahip ve fikir namusu olan her Müslüman bu süreçten çok rahatsız.

Bünyamin ağabey de böyle düşündüğü için aynı fikriyata sahiptik ve derdimiz ortaktı. Sık sık toplumun duyarsızlığından serzenişte bulunur, topluma kızar, hak etmiyorlar diye dert yanardık.

Toplumun hak etmediği, insanca yaşamanın gereği; medeniyetti. İnsanların haz ve hız çağında konfor budalası olmasını hazzetmekte zorlanıyorduk.

Gazze’yi, Suriye’yi görüp bir Müslüman nasıl rahat olabilirdi? İşte Bünyamin ağabey rahat olamayanlardandı.

Şükür Bünyamin ağabeyle hep fikir tartıştık, bir mefkûrenin neresindeyiz onu konuştuk.

Hayatta bir insan ne ile uğraşırsa ölünce onla anılırmış.

Bünyamin ağabey şöyle hatırlanır: O “dava adamı” idi.

Zamanın köşe kapmacasında, koşuşturmacasında koştururken, birden endişe verici bir mesaj geldi.

Mesajda şu yazıyordu: Bünyamin ağabeyin durumu ciddi imiş. Duraksadım kalp atışlarım hızlanmaya, nabzım yorulmaya başlamıştı.

Uzak denen ülkeye yeni bir göç mü vardı, diye düşündüm; isteyerek ve sürekli dua… Çünkü yaklaşmakta olana, hazırlıksız yakalandığım bir gerçekti: Bünyamin ağabeyi kaybetmek…

Öğretmenlik mesleğini bilenler bilir, teneffüs arası çay ve sohbet arası olarak değerlendirilir. Teneffüs namaz için bir fırsat olup, namazla birlikte Bünyamin ağabeye dua etmek istemiştim. Namaza başladım namaz sırasında acaba Bünyamin ağabeye bir şey olur mu? diye korku başladı, irkildim.

Namazda gözlerim doldu. Selam ve duadan sonra yine bir mesaj, mesajda şu yazıyordu “Bünyamin abiyi kaybettik”. Nutkum tutuldu, sessizleştim.

Bir dava adamının vefat haberi: Bünyamin Ekmen

Sessizce ağlamaya başladım. Uzun zamandır olmayan duygu seli oluştu, sürekli ağladım. Derse girmem, öğrencinin karşısında bu hâlde olmamam gerekiyordu. Ruhumu toparlamaya çalıştım. Derste farkında olmadan ağlamaya devam ettiğimi fark ettim. Saklamaya çalışıyorum ama nafile.

Ya Rabbi ne yapabilirim diye kendimi teskin etmeye çalıştım ama dur durak bilmeyen göz yaşı selleri devam etmekte idi. Birden beklenmedik bir şekilde sınıf kapısı açıldı. Müdür yardımcısı üç kişi ile sınıfa girdi ve bana söylenen şuydu; hocam bu üç arkadaş sınıfta sunum yapacak vergi ile ilgili, siz sınıfı bu üç arkadaşa bırakır mısınız? Hemen kabul ettim. o kadar çok sevindim ki: Acımı yaşayacak fırsatı Allah bana bahşetmişti.

Tek başıma bir odaya çekilip acımla baş başa kaldım. Odaya bir öğretmen arkadaşım girdi onunla Bünyamin ağabeyin acısını paylaştım saatlerce göz yaşı ile beraber bütün hatıralarım canlandı.

Kulağımda ses aynı seviyede ve sıcaklığında Ali ağabey der gibi idi, ölümün uzaklaştırmadığı nadir isimlerdendi. Bu kadar çok sevdiğimi galiba vefat edince anladığım muhterem bir ağabey idi.

Bünyamin ağabey ile İstanbul’da ve Çorumda çok kere görüşme fırsatım oldu. Ölümünün zamanlaması gençliğinden ötürü bizi derinden sarstı. Cemal Süreyya’nın dediği gibi, “Her ölüm erkendir.”

Ah ağabey…

Malum olduğu üzere yaşça akran olduğumuz için yüz yüze senede birkaç kere, telefondan çok kere, WhatsApp’tan ise bin kere görüşürdük.

İş icabı İstanbul’a geldiğimde veya onun işi icabı Çorum’a geldiğinde hasret giderirdik. Sesi sesime değdiğimde din kardeşliğimi hissettiğim nadir insanlardandı. Terazi kurulsa eminim Bünyamin ağabey beni daha çok sevdiği çıkardı.

Farklı düşündüğümüz zamanlar bile ayrı düşünür, ayrı paylaşır ama bu ayrılık muhabbetimize zerre engel teşkil etmezdi.

Ruhu engin ve merhameti boldu. Kusurları pürüzleri giderebilecek merhamet denizi bir yüreği vardı. Kendi kırıldığında çok kere kendi içine atar, insanları kırmamak için azami gayret gösterirdi.

Nahif, efendi, pürüzsüz bir duruş sahibi insan idi.

Tek derdi Müslüman Anadolu çocuklarının heder olmaması, imanını kurtarması idi.

Çok sevdiği bir söz

4 Yıl Önce

Yine bir İstanbul ziyaretinde hasbihal hâlindeyiz. Eyüp Sultan ziyareti ve sonrasında yemekteyiz. Kendi dertlenmeye başladı, “Baş dönmesi, halsizliğim var” vesaire. Cevaben “Senden hemen beyin MR’ı istediler değil mi Bünyamin ağabey” dedim. “Evet ağabey” dedi. “Sen de kendince MS hastalığından şüphelendin değil mi” dedim, o da gülerek “evet” dedi. “Ama çıkmamıştır abi” dedim, o da “Evet çıkmadı” dedi. Nihayetinde “Çok kafaya takıyorsun, streslisin, ondan olmuştur” deyince, acı ile karışık bir tebessüm gösterdi.

Öfkeli ve stresli olması inandığı değerlerden gelmekteydi. Neticede dava adamıydı.

Merhum Necip Fazıl’a ziyarete gidenler, “Üstat hep öfkelisin ve ciddi olarak her olaya yaklaşıyorsun” diye söylediklerinde cevaben üstat: “Dava adamı öfkeli olur, öfkesiz insan dava adamı olmaz” cevabını vermiştir.

Çünkü hedefe kenetlenen insan, İslam davası olan insan derdinden, hele bu zamanda, bu umutsuz cemiyet karşısında gergin olur.

İskilip

Yaz tatili idi, ağustos ayındayız. Bünyamin ağabey aradı; “Abi tatil için memlekete Kastamonu’ya geldim. Müsaitsen Çorum’a ziyarete gelmek isterim” dedi.

Çok sevindim dedim ki “Sen Tosya üzerinden gel İskilip’te buluşalım.” Çünkü İskilip, tarihi bir yer ve orda gezdirmek istediğim, görmesini istediğim yerler vardı. Malum üzere Şeyh Yavsi hazretleri, İskilipli Atıf Hoca gibi mübareklerin kabirlerini ziyaret ettik. Daha sonra İskilip’in yöresel yemeği olan İskilip dolması yemeye sıra geldi. Çorba vs.den sonra bizim lenger dediğimiz yöresel ağzı kapalı ortaya konulan büyükçe tepsi ile İskilip dolması geldi.

Tabi Bünyamin ağabey Lengerin getirilip yemek masasına konulana dek ne tür yemek geleceğinden habersizdi. İskilip dolması geldi, yemek masasına kondu. Tepsinin kapak açıldı, büyükçe bir tepsi içinde esmer bir pilav var üstü hep et dolu. Yemeğin görseli aynen bu şekilde. Bünyamin ağabeyin görüp ve beğenip bana dönüp “Ali abi sen ne yaptın” dedi.

Çok mutlu olmuştu, mutlu olduğunu görünce ben de çok sevinmiştim. Hâlâ dönüp bana “Ali abi ne yaptın” demesini unutamıyorum. Geçmiş zaman olur ki hayali cihana değer…

İskilip Dolması hakkında bir whatsapp mesajı

Cömert

İki yıl önce bir kız çocuğum dünyaya gelmişti. Erken doğum olduğu için 6 ay hastanede kalıp tedavi sonucunu beklemiştik çok şükür hastaneden taburcu oldu ve eve gidecektik ama doktor evde oksijen makinesi kalp ritim cihazı vesaire bir sürü ekipman alınıp o şekilde eve çıkabileceğini söyledi yani evde bir yoğun bakım odası kurmamız gerekiyordu.

Ankara’da 6 ay kaldığımızda maddi anlamda çok ciddi zorlanmıştım maaşımda 14 tane icra vardı. Kızımı taburcu olmasına sevinmiştim ama bu yokluk içerisinde bu ekipmanı nasıl alabilecektim tabi. Cenab-ı Allaha teslimiyet ve sığınma ile duayı ağzımızdan bırakmıyorduk. Bir vesile ile Bünyamin ağabey ile yazıştık tabii. Ona bu detaylı bilgiyi vermedim ama hissiyatı kuvvetli biri olduğundan durumu anladı. Borç para istediğimde parayı bana tedarik etti.

Borçlu olarak tabii ki de şu soruyu sordum, “Borç parayı ne zaman ödememi istersin?” Soruyu sormamın sebebi yakın bir zamanda borcumu ödeyemeyeceğimi söylemek istiyordum. Çünkü Bünyamin ağabeye mahcup olmak istemiyordum. Bundan eminim Bünyamin ağabey de sahabe kardeşliği vardı ve bana şu yürek yakan cevabı verdi “Abi ne parası, destek olsun, para falan istemiyorum“. Hâlâ bu cevabın karşısında göz yaşlarımı tutamam, sicim gibi akar.

Dost ve kardeşim diye sorulursa bu Bünyamin ağabeyin kalıbıdır yüreğidir. Sahabe efendilerimiz geceleri uyuyamaz sabah olsa da din kardeşimi görsem diye söylenirlermiş. İşte Bünyamin ağabeyde bu kardeşlik hukuku vardı.

Çorum’a ziyaretime gelmişti.

Bünyamin Ağabeye Veda

İş yeri ve menfaat arkadaşlığından öte bir samimiyete geçemeyen bir camianın mümessili olmak Bünyamin ağabeyin çok zoruna giderdi.

Hele bir de risk almadan, konfor alanından çıkmadan, Allah’ın verdiği nimetleri sadece bir yüzüyle değerlendirip diğer yüzü olan fedakârlık yapmayı görmezden gelenlerden hoşlanmazdı.

Fedakarlık yapmayan, hakikati söylemeyen, bunun adını da ilmi siyaset diye geçiştiren yağdanlıklara, keyfiyet güruhuna Bünyamin ağabeyin söylediği çok söz olurdu ama burada söyleyemeyeceğiz…

Elhamdülillah naaşındaki tebessüm de bu samimiyetsizlere karşı duruşunun ve ihlasının neticesi idi.

‘İnsan ahirette, yaptıklarından ziyade yapmaya gücü yetip de yapmadıklarından mesul olacaktır’ ilahi ikazına dikkat ile uyup hallenen bir dava adamı idi. Kitaplarda hep tavsiye edilen samimiyet ve din gayreti Bünyamin ağabeyde vardı.

Dünya nimetlerini çokça üzerinde bulunduranlar inşallah Bünyamin ağabeyin hayatını örnek alırlar. Limitinin üzerinde gayret ile hizmet etti ve Elhamdülillah ahiret nimetlerine kavuştu.

Rahmetle…

Ali Yarış

Sosyal Bilgiler Öğretmeni
Uluslararası İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Lisans Öğrencisi

2 yorum

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

  • Bünyamin Abiyi Çorum’a ziyaretlerinde Ali Yarış abi vesilesi ile tanıma şerefine nail oldum. Birkaç saatlik görüşmemizde samimiyetine, hoş sohbetine, Ali abinin de belirttiği üzere Dava Adamlığına bizzat şahit oldum. Bünyamin abi ile fani dünyada daha çok hasbihal etmek isterdim ama Rabbim bu kadarını nasip etti. Ramazan-ı Şerif ayına denk gelen vefat haberi bizlerde derin bir hüzün bıraktı. Bu mübarek ayda Dâru’l bekaya irtihal her kula nasip olmuyor. Allahü Teala ahirette sevdiği kulları ile haşr eylesin. Kıymetli Bünyamin abi ile tanışmama vesile olduğu için Ali Yarış abiye de ayrıca şükranlarımı sunuyorum.

  • İçinizi döktüğünüz, hatıralarınızı paylaştığınız için teşekkür ederiz. Sayenizde biz de yine yâd ettik. Güzel günlere açılan bir pencere gibi oldu.