Anasayfa Tarih

Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije Zaferi

PAYLAŞ

Tiryaki Hasan Paşa, Osmanlı’da enderun mektebinde yetişmiş, büyük bir devlet adamıdır. Devlet adamlığı ve askerliğinin yanı sıra halis niyetli bir Allah dostudur. Kaynaklarda ayrıca kerametlerinden de bahsedilmektedir. İslamiyet’te keramet evliyadan hasıl olan harikulade hallerdir. Maalesef, günümüzde Tiryaki Hasan Paşa hakkıyla bilinmiyor. Biz de bu büyük devlet adamını bir nebze de olsa cemiyete tanıtmak maksadıyla bu yazıyı kaleme alıyoruz.

Tiryaki Hasan Paşa

Tiryaki Hasan Paşa denince akla ilk olarak Kanije Zaferi gelir. Aslında bu muharebede hücum değil, müdafaa yapmıştır ancak büyük bir “zafer” olarak ele almak mümkündür. Bazı kitaplarda “Kanije Zaferi” değil de “Kanije Müdaafası veya Kanije Muhasarası” olarak da geçmektedir. Hepsi doğrudur.

Hasan Paşa’nın isminin paşındaki ‘Tiryaki’ sözcüğünün çok kahve içmesinden dolayı geldiği söylenir. Tiryaki Hasan Paşa’nın doğum ve ölüm tarihleri, nereli olduğu bazı kaynaklarda geçse de net olarak bilinmemekle birlikte, Ordulu olduğu, mezarının ise Ordu’da olduğu söylenmektedir.

Hasan Paşa, ömrünü Osmanlı İmparatorluğu’nun balkan topraklarında yaptığı mücadelelerle geçirmiş, pek çok üstün vazifelerde bulunmuş, Sultan III. Murad’ın başmüsaphiliğini (sohbet arkadaşılığını) yapmıştır.  Aynı zamanda İzvornik Sancak Beyliği, Bosna Beylerbeyliği, Zigetvar Beylerbeyliği, Pojega Sancak Beyliği… yapmış, Miri miranlık (Beylerbeyi makamında en üst rütbe) ve rikabdar-i şehri yarlık (padişahlık makamında öncelik eden) görevlerinde de hizmet almıştır.(1)

Tiryaki Hasan Paşa Kanije Muharebesi’nden önce çevreden topladığı 40 kişilik kuvvetiyle 2.000 kişilik Nemçelileri yerin dibine batırmıştır. Osmanlı’da Avusturyalılara Nemçeli denmektedir. Hatta pek bilinmez, 40 kişilik kuvvet üzerilerine gelirken Osmanlı korkusundan Nemçeli askerlerin bazılarının korkularından öldüğü rivayet edilir. Bundan önce de bazı yerlerin kuşatma, müdafaa ve fethini yapmıştır. Fethini yaptığı yerler Mekomarya, Kanar ve Meçend Kaleleridir. (2)

Tiryaki Hasan Paşa’nın tarihe adını yazdırması “Kanije Zaferi” ile olmuştur. Peygamber efendimiz Muhammed ‘aleyhisselam‘ bir hadis-i şerifinde “El-Harbü hud’atün” yani “Harp hiledir.” buyurmuştur. Hasan Paşa, bu hadis-i şerifi en iyi tatbik eden kumandanlardan biridir. Bu kadar büyük bir muharebede 80’li yaşlarda olması da gözlerden kaçmamalı. At sürerken üzerinde beli yüzünden korse gibi bir şey takılı idi ve bunu askerlerinden gizlerdi. Macaristan’ın batısındaki Kanije eyaletinde olan ve adı da Kanije Kalesi olan bu kale 20 Ekim 1600 tarihinde Osmanlı tarafından feth edilmiş, bunu yediremeyen Hristiyanlar, sırf bu kale için hemen sonra büyük bir ittifak yapmış ve Osmanlı’nın üzerine yürümeye karar kılmış. Haçlı ordusunun kaynaklarda yaklaşık 100.000 kişi olduğu söylenmektedir. Bazı kaynaklarda 80.000 kişi olduğu söylense de 100.000 kişi olduğu daha muhtemeldir.  Celalzâde Mustafa şöyle nakletmektedir: “1600 yılından önce Kanuni Sultan Süleyman Han’ın üçüncü Macaristan seferinde bu kale Osmanlı’ya geçmiş ancak bu fetih kalıcı olmayıp aynı yıl içerisinde elden çıkmıştır.” Çeşitli Avrupa ülkelerinden toplanan 100.000’e yakın asker Kanije Kalesi’ne doğru ilerlemeye başladığında, kalede onları sadece 9.000 Osmanlı askeri karşılayacaktı. Düşman karşısında bu kadar az bir kuvvetle büyük işler yapan Tiryaki Hasan Paşa, harp zekası ile düşmanı resmen şaşkına çevirmiş, yerle bir etmiştir. Bu harp, Osmanlı’nın manevi yanı bakımından aynı zamanda harp sanatını nasıl sahada sergilediklerinin büyük bir örneği olmaktan alıkoyulamaz. Hatta düşman savaşta kalede kaç asker olduğunu bile bilmez ve bazı zaman çok asker, bazı zaman az asker olduğunu sanarlardı. Kanije Kalesi’ni daha önce sadrazam İbrahim Paşa fethetmiştir ve buraya ileride Kanije kahramanı olacak Tiryaki Hasan Paşa yerleştirildi. İbrahim Paşa, bu galibiyetten önce vefat etmiştir.

Kanije’de Kartal Ne Arar?

Kanije Kalesi’nde düşmanı şaşırtan mükemmel taktikler kullanılmıştır. Her Osmanlı evladı, bu harpte neler yapıldığını okumalı, Tiryaki Hasan Paşayı yakinen tanımalıdır. Tiryaki Hasan Paşa’nın savaştan önceki şu kerameti okunmaya değer: Hasan Paşa içi sıkılmış bir vaziyette “Hayırdır inşallah, bunda da bir hikmet vardır.” derken semadan gelen birtakım seslerle irkilerek gökyüzüne baktı. Evet, alışılmışın dışında bir hareketlilik vardı. Çok sayıdaki kartal sürüsü dalgalar halinde Kanije üzerine yaklaşıyordu. Aynı zamanda ikiye ayrılmışlar, sanki harp meydanına iki ordunun savaştığı gibi birbirleriyle mücadele ediyorlardı. Hasan Paşa bir an için düşündü. Coğrafi konum olarak bulundukları bölge, kartalları barındıracak kadar dağlık arazi yapısına, sarp kayalıklara malik değildi. O halde çok sayıdaki kartalların bu bölgede işi neydi? Derken kartallar, kalenin üzerine kadar geldiler. Öyle abartılı sesler çıkartıyorlardı ki ordugahtaki atların ürkmesine ve kişnemelerine sebep oldular. Kartalların sesleri de eklenince kale halkı evlerden dışarı döküldü. Tiryaki Hasan Paşa, kethüdasını yanına çağırarak “Ey Kethüda, bu olanlar bir ikaz-ı ilahidir. Kartal gibi görünenler, Allahü teala’nın melekleridir. Aralarında görülen mücadele, pek yakında biz Müslümanlar ve Hrıstiyanlar arasında geçecek bir muharebeye işarettir. Gördüğümüz kartallar bunu bildiriyor işte.” (3)

Kanije zaferinden sonra iki rekat namaz kılan Tiryaki Hasan Paşa, galibiyetin nasıl olduğunu şöyle açıklamıştır: Sabır, sebat, birlikte hareket ve başındaki emire itaat.

HATT-I HÜMAYUN

Kanije Kalesi yaklaşık 90 yıl Osmanlı İmparatorluğu’na ait olarak kalmış, 1690 yıllarında elden çıkmıştır. Kanije’yi çok büyük başarı ile müdafaa ettikten sonra Sultan III. Mehmed, Tiryaki Hasan Paşa’ya bir Hattıhümayun gönderir. Mücahid Hasan Paşa Hattıhümayun gönderilince hiç memnun olmadı aksine üzüldü. Sebebi sorulduğunda dedi ki: Daha ne olacak birader! Kanije’de ettiğimiz küçük bir hizmete karşılık bize vezirlik vermişler ve Hatt-ı Hümayun gönderilmişler. Halbuki Kanuni Sultan Süleyman Han, değerli İbrahim Paşa’yı tam bir salahiyetle kendi yerine vekil tayin ettiği zaman bile onun eline bu kadar iltifatlar gösteren bir mektup bile vermemişti. Rahmetli Piyale Paşa, Yavuz Sultan Selim Han hazretlerinin damadı olduğu ve deniz harplerinde bütün Hristiyan hükümdarlarının donanmalarına galip geldiği halde kendisine vezirlik çok görülmüştü. Amma İslam Halifesi’nin Hatt-ı Hümayunu Kanije muhasarası gibi küçük bir hizmete mukabil olmaya başladı. Buna üzülmeyeyim de neye üzüleyim.(4)

“Kanije müdafaası gibi küçük hizmetlere de vezirlik verilmeye, padişah mektubu yazılmaya başlandı. Bizim gençliğimizde öyle küçük hizmetlere vezirlik verilmez, padişah mektubu yazılmazdı. Biz ne idik, neye kaldık diye ağlıyorum cevabını verdi.”(5)

I. Abdülhamid'in Hatt-ı Hümayunu (6)
Hatt-ı Hümayun Örneği (6)

KİTAP TAVSİYESİ

Bu muharebede daha nice hadiseler oldu lakin bir gerçek yeniden gün yüzüne çıktı, herkes Türk’ün gücünü, sağlam imanını ve gayretini gördü. Arkalarına bakmadan kaçtılar. Türkler’den öyle bir tokat yediler ki, bin yıl geçse yine bu acıyı hissederler. Biz de bu yazıyı hazırlarken Mehmet Köseoğlu‘nun Kanije Zaferi isimli kitabından istifade ettik. Kanije Zaferi’ni daha detaylı bir şekilde öğrenmek için bu kitabı okuyabilirsiniz. Nitekim hakkında kitaplar yazılan, doktora tezleri hazırlanan bir mevzuyu tek yazıda derinlemesine anlatmak mümkün değil elbette.

Dipnotlar: 

  1. Kanije Zaferi, Mehmet Köseoğlu, s.13
  2. Kanije Zaferi, Mehmet Köseoğlu, s.?
  3. Kanije Zaferi, Mehmet Köseoğlu, s.56
  4. Kanije Zaferi, Mehmet Köseoğlu, s.146
  5. Vur fakat dinle!, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Naima Tarihi, I, s. 279; Tiryaki Haşan Paşa Tarihi (Cafer Ayani, İstanbul Millet Kitaplığı: No; 190).
  6. Tarih ve Medeniyet, I. Abdülhamid’in Hattı, 18.09.2009

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.