Anasayfa Tarih

Korkunç Vaka: Beyin İşgali

PAYLAŞ

Sömürge, işgal, istilâ gibi kavramları elbette daha önce hepimiz duymuşuzdur. Duymuş olmamız çoğu zaman anlamamız, fikir sahibi olmamız manasına gelmez. Peki nedir bu Sömürge kavramı ve ne kadar biliyoruz? Bir cümle ile kısaca açıklamak gerekirse:  Bir devletin, kendi ülkesinin sınırları dışında, üzerinde egemenlik kurarak yönettiği, ekonomik ve siyasi olarak menfaat elde ettiği, pek çok cihetten ona sahip olduğu ülkedir. Pek çok cihet derken buna eğitim sistemini, ülkenin genç dimağlarını(beyinlerini) de dahil edebiliriz.

Tarih boyunca Sömürgeci devletler, yeraltı ve yerüstü kaynakları kendisini cezbeden ülkeye, yani sömürmek istedikleri ülkeye direk ordusuyla askeri müdahale yapmaz. Bunun çeşitli metotları vardır. Genellikle önce şirketlerini gönderir. Ticari imtiyazlar alır, devlete borç verir, devlet adamlarına hediyeler verir ve yavaş yavaş ülke kontrolünü eline geçirir. Veya moda tabirle demokrasi getireceğiz, ülkenin kalkınmasına yardımcı olacağız gibi bahaneler sunar dünya kamuoyuna. Daha sonra ülke halkına da kendini yavaş yavaş kabul ettirir sonra kendi menfaatleri çerçevesinde harekete geçerek ülkenin zenginliklerini gemilere yükler ve memleketine götürür. Bunlar olurken halkın haberi olmaz. Son pişmanlık da fayda etmez. Hatta bazı ülkelerde aradan bir asır geçse bile yine bunlar ülkenin tarih kitaplarına girmez. Çünkü halk kendisini sömüren ülkenin hayranıdır. Önceki yıllarda bir üniversite yurdunun kantininde İngiltere liginden Liverpool ve Chelsea takımlarının maçını izlerken birbirleri ile kavga eden afrika kökenli taleberi görmüş ve çok şaşırmıştım. Nasıl da kendilerini madden sömüren, ülkelerindeki yeraltı kaynaklarını petrolünü alan ülkenin bir takımını bu kadar fanatik bir şekilde destekliyorlardı. Cevabı beyin işgalinde buldum. Çünkü o gençlerin tenlerinin rengi, doğdukları toprak bütün zahiri özellikleri farklı olsa da beyinleri, iç dünyaları onlar gibiydi.

Peki şu soruyu sorayım. Sömürge düzeninde sadece ülkenin maddi kaynakları mı sömürülür? O ülkedeki genç beyinler yukarıda anlattığım hadisede olduğu gibi sömürülemez mi? O ülkedeki beyinler sömürülünce ne olur? Nasıl olur? Beyni sömürülen genç kendini sömüren milletin bir vatandaşı gibi düşünür. Kendisine başka kültüründen farklı kişiler, düşünceler, kitâplar… bulur ve netice felaket olur. Sömürgeci Devlet madden işgal ettiği ülkenin beyinlerini de işgal edince artık maddi işgale gerek kalmaz, aynı kanı taşımasa da aynı şeyleri düşünen insanları bulup ülkenin başına geçirir, o saatten sonra o ülkede asker bulundurmak sömürgeci devlet için gereksiz bir masraftır ve o ülkeden askerlerini çeker ve yine sömürülmüş beyinler vasıtası ile ülke hakimiyetine kaldığı yerden devam eder.

Tarihte sömürülen ülkenin sömürgeci ülkeye isyan edip, hem maddi hem kültürel olarak istiklalini kazandığı da vakiidir. Misal 1775 – 1783 yılları arasında Büyük Britanya ve Kuzey Amerika’daki 13 koloni arasında geçen bağımsızlık mücadelesidir. George Washington bu şekilde Amerika Birleşik Devletleri’nin ilk başkanı olmuştur. Ama bu durum diğer sömürgeler için geçerli değildir. Onlar asırlar boyu önce doğrudan sonra dolaylı olarak sömürülmeye devam edeceklerdir.

Bir milleti bir arada tutan kültürü, değerleridir, Kendi kültürüne yabancı bir millet başka kültürlerin istilasına, onların talkid edilmesine maruz kalır. Dolayısıyla ülke resmi olarak olmasa da dışarıdan yönetilmeye başlar. Ülkeyi dışarıdan yöneten güç odakları, her şeyden memnundur. Kendi beyin sistemini kurmuştur. Yönetenin kendisini savunmaya bile ihtiyacı yoktur. Çünkü onun savunucusu zaten vardır ve çoktur. Malumunuz celladına aşık olmak diye bir deyim vardır.

Günümüz de pekçok ülke zihinsel işgal altındadır. Özelikle Ortadoğu’da, Afrika’da, Güney Amerika’da, Güneydoğu Asya’da bazı ülkeler ve tabiki de Türkiye, biz. Türkiye’yi bu listeye dahil etmemiz sizi belki üzebilir, belki de farklı düşünüyor ve bu tesbitimize hak vermiyor olabilirsiniz. Ama ülkemizin son 200 yıllık sosyolojisini okuduğunuz zaman bize hak vereceksiniz eminim.

Bu meselenin uzmanı tabiki de İngilizlerdir. Onlardan sonra kim gelir bilemiyorum. Nitekim uluslararası konjonktürde her taşın altından İngilizler çıkar. ABD ve Rusya’yı da bu gruba dahil etmek mümkündür. Ancak onlar İngilizler kadar usta değildirler. Hatta İngiltere tarihinde Colonial Secretary ismiyle bir bakanlık da bulunmaktadır, yani Müstemlekeler Nezareti(Sömürgeler Bakanlığı). Bu mesele hakkında Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri efrâdını câmi, ağyârını mâni en güzel tarîfi yapmış ve şöyle söylemiştir;

”İslâmın en büyük düşmanı İngilizlerdir. İslâmiyyeti bir ağaca benzetirsek, başka kâfirler, fırsat bulunca, bu ağacı dibinden keser. Müslimânlar da, bunlara düşman olur. Fekat, bu ağaç bir gün filiz verebilir. İngiliz böyle değildir. Bu ağaca hizmet eder. Besler. Müslimânlar da, onu sever. Fekat, gece kimse anlamadan köküne zehr sıkar. Ağaç öyle kurur ki, bir dahâ süremez. Vah vah çok üzüldüm, diyerek müslimânları aldatır. İngilizin, İslâma böyle zehr salması demek, para, mevkı’ ve kadın gibi, nefsânî arzûlar karşılığında satın aldığı yerli münâfıkların, soysuzların elleri ile, İslâm âlimlerini, İslâm kitâblarını, bilgilerini ortadan kaldırmasıdır.”

1921’de İngiltere sömürgeleri

Tarihçiler bu mesele hakkında yeni araştırmalar yapıp, ciddi kafa yordukları zaman bu sözün ne kadar da isabetli olduğunu iyi göreceklerdir. ABD’nin Ortadoğu’da kurduğu terör örgütleri kesinlikle bir fikir akımına tabidir. Örneğin DAEŞ terör örgütü, Selefilik denilen sapkın bir fikir akımına tabiidir (Selefilik ile Selef- Salihini birbirine karıştırmamalıdır). Ülkemizdeki mâlum terör örgütü de bildiğiniz gibi kesinlikle bu şekildedir. Ortadoğu’nun felaket halinin sebeplerinden biri de beyin işgali olsa gerektir. Tabi Afrika’daki pekçok ülkenin de maddi zenginliklerinin sömürülmesi de insanların kültürlerinden uzaklaşmasından dolayı olmuştur. İnsanların, kendi değerlerinden uzaklaşması tarihte hep bölünmelere veya zayıflamalara sebep olmuştur.

Bu gibi ülkeler kendi içinde farklı gruplara ayrılır ve muhalif durumlar çokça yaşanır. Kimse, kimseyi beğenmez. Doğru da yapsa beğenmez yanlış da yapsa. Hep kusur aranır. Ayrıca köle olmak için birine koşulsuz, şartsız gece gündüz çalışmana gerek yoktur. Kendi kültüründen kopup başkalarının fikrinin müdafisi olmuşsan zaten kölesindir.

Bunlar tamam. Meselenin bizi alakadar eden en mühim tarafı da şu: Türkiye’de beyin işgali nasıl ve hangi sahalarda tatbik ediliyor?  Şüphesiz bu sorunun cevabı din, dil ve kültürdür. En mühimi olan din konusundan başlayacak olursak; Türk-İslâm medeniyeti bin senedir tertemiz ehli sünnet itikadı çerçevesinde bugüne kadar gelmiştir. Son 150 yıldır ise tahrifat bir hayli artmış ve içimizde menbaı haricte olan pekçok fikirler türemiştir. İlk olarak hedefleri halkı cahil bırakmak ve göndermiş oldukları ajanlar ile bu topraklarda kullanabilecekleri insanları avlamak olmuştur. Hempher, Aubrey Herbert, Wilfrid S. Blunt, Lawrence gibileri bu ajanlara misaldir. Bu ajanlar vesilesi ile gerek din adamı gerek devlet adamı pek çok kişi bu ağa düşmüştür. Bu ajanların hayatları araştırıldığında meselenin vahameti daha iyi anlaşılacaktır. Böylelikle daha sonra ekseriyeti İngiliz fikriyatına sahip kişiler devlete sızmaya başladı. İçimizden gibi gözüken pek çok hoca kılıklı zavallılar bozuk kitaplar yazarak faaliyetlerine başladılar. Bu bahsettiğimiz faaliyetler tabiki bir anda olmadı, sessiz ve derinden hareket ettiler. İlk başlarda bazı başarısızlıkları da oldu. Mesela Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’nın Vehhabi isyanını bastırması ve Batı hukuku yerine Ahmed Cevdet Paşa’nın başkanlığını yaptığı heyetin hazırladığı Mecelle’nin Osmanlı coğrafyasında tatbik edilmesi gibi. Ama daha sonra bu sömürgecilerin yerli işbirlikçileri galip geldi ve birçok projelerinde muvaffak oldular. Mesela son zamanlarda deizm modası artış gösterdi. Bunun başlıca sebebi Efgani, Abduh hayranı modernist ilahiyatçıların oryantalistlerden ilham aldıkları hadis tenkidçiliği gibi tekniklerle müslümanların kafalarını karıştırmaları oldu. Yine son senelerde Ekber Şah‘ın Hindistan’da 400 sene önce yapmaya kalktığı ve İmam-ı Rabbani hazretleri gibi alimler sayesinde gerçekleştiremediği dinlerarası diyalog projesini uygulayıp bütün inançları birleştirelim diyenler oldu ve daha neler neler. Kısacası tarihin hemen her devresinde birtakım tahrif teşebbüsleri oldu, kimi muvaffak oldu kimi olamadı. Sömürülen ülkelerde dini tahribatın yanında diğer bir büyük istila ise o ülkenin dilini bir nevi işgaldir. Sömürgeciler sömürdükleri ülkeleride kendi dillerini öğrenmeyi mecburi kılarlar. Buna misal olarak şu anektot mühimdir.

Fransa’da bir mecliste Cezayirli bir gencin Necip Fazıl merhuma Fransızca şu şekilde sorduğu rivayet olunur;
-Osmanlı emperyalist değil miydi?

Necip Fazıl: “Evlâdım! Eğer Osmanlı emperyalist olsaydı, şu anda bu soruyu Fransızca değil, Türkçe sorardın!”

İkinci husus ise siyaset alanında oldu. Temelleri Tanzimat fermanına dayansa da özellikle Türkiye, çok partili hayata geçtiğinden beri, bazı çok farklı ideolojiler ortaya çıkmaya başladı. Birbirine zıt partiler ve siyasetler halkın arasına nifak sokmaya başladı. Belki durumun pek farkında değiliz ama bu cemiyet(toplum) içinde derin düşünce ayrılıkları meydana getirdi. Birlik, beraberlik kayboldu, eriyip gitti. Kardeş kardeşe düşman oldu. Birinci ve ikinci hususta bahsettiğim her şey farklı fikir akımlarını oluşturup, bir milletin aslını bozmaya yönelik idi. Bu konular hakkında birkaç kitap önerisi yazımızın sonunda verilecek.

Son asırda ülkelerdeki fikri olarak kutuplaşmaların altında yatan sebeb, ithal fikir akımlarıdır. Yani sonu çı, çü veya izm ile biten düşünce sistemleri bunu oluşturmaktadır. Yanlış anlaşılmalara mahal vermemek için söyleyelim. Bahsettiğimiz beyin sömürgeleri dışarıdan gelen [sömürge edilmek istenen ülke için uydurulan fikir akımları] veya dışarı vasıtası [herhangi bir ülkede var olan fikir akımı] ile içimize giren şeylerdir. Yoksa içimizde elbette güzel düşünen kimseler yok değildir. Herkesin aynı kalıba sokulması da beklenilemez, ülke içinde farklı düşünen dimağlar(beyinler) olacaktır. Bizim kastettiğimiz farklıdır.

Meselenin özünde bu millete ait olmayan, değerlerine aykırı ve uzak olan ‘ithal’ fikir akımları vardır. Düşünce sisteminin isminde kültürümüze dair bir şey olması bile o düşünce sisteminin yararlı olduğunu veya bizden çıktığını göstermez!

Sözün kısası, Kendi kültüründen, milli benliğinden uzaklaşmış ülkelerde kavga bitmez! Bu demek oluyor ki:
Sen ülke olarak kalkınmaya başladığında, birlik beraberlik sergilediğinde veya sınırdışında milli bir teşebbüsünde sana “Dur!” diyecektir. Demek mecburiyetindedir. İşte işin “korkunç” olan tarafı da budur.

Bu yazımda önemli gördüğüm bir konudan bahsetmeye çalıştım. Her ne kadar bu mesele üzerinde yüzlerce kitap yazılacak, tezler hazırlanacak hatta üniversitelerde araştırma enstitüleri kurulacak ehemmiyette olsa da bu yazıda meselenin ehemmiyetini biraz anlatmaya çalıştık. İnşaallah, okuyanlara meselenin ciddiyetinin kavranması bakımından faydalı olur.

İnsanların zihinlerinin nasıl kontrol edildiği, Sömürgeci devletlerin ne gibi metotlar tatbik ettiklerini anlamak için okuyabileceğiniz tavsiye kitaplar:

1984 – George Orwell – Can Yayınları

Hayvan Çiftliği – George Orwell – Can Yayınları

Dinlerarası Diyalog Tuzağı ve Dinde Reform – Mehmet Oruç – Arı Sanat Yayınevi

Türk İslam Ülküsü (3 Cilt) – Seyyid Ahmet Arvasî [Türk İslam fikrinin kurucusudur. Kitapları faydalıdır.]

İngiliz Casusunun İtirafları ve İngilizlerin İslam Düşmanlığı – Hakikat Kitabevi (PDF için tıklayın)

İngiliz Derviş – Mehmet Hasan Bulut – IQ Kültür Sanat Yayıncılık

Yeni Dünya’nın Kurtları – Mehmet Hasan Bulut – IQ Kültür Sanat Yayıncılık

Siyah Papa’nın Casusu – Mehmet Hasan Bulut – IQ Kültür Sanat Yayıncılık

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.