Kelâmbaz

İlber Ortaylı’nın Kitaplarındaki Hatalar

Prof. Dr. Y. Hakan Erdem’in “Tarih-Lenk” adlı kitabından yola çıkarak hazırlanan ve İlber Ortaylı’nın eserlerindeki maddi hataları ve akademik titizliğini sert bir dille eleştiren yazının özeti.

Prof. Dr. Y. Hakan Erdem’in “Tarih-Lenk” adlı kitabından İlber Ortaylı’nın popüler tarihçilik yöntemlerini, eserlerindeki maddi hataları ve akademik titizliğini sert bir dille eleştirdi.

Bu yazıyı vaktiyle şurada yayınlamıştık. Yazı çok alaka gördü ancak uzun olduğu için okuyucularımız kısaltılmasını istedi.

Hakan Erdem’in uzun eleştirisini yapay zeka desteğiyle özetledik. İşte 2008 yılında yazılan İlber Ortaylı’nın tarihi konulardaki hatalarının başlıklar halinde hülasası:

1. Yazım ve Üretim Yöntemi Eleştirisi

Metinde Ortaylı’nın son yıllarda çıkardığı popüler kitapların (örneğin Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek serisi) bizzat kendisi tarafından yazılmadığı, konferans ve konuşma bantlarının deşifre edilmesiyle oluşturulduğu vurgulanıyor. Bu durumun; dipnot, referans ve kaynakça eksikliğine yol açtığı, “İlber Ortaylı markası” adı altında denetimsiz bir edebiyatın büyüdüğü savunuluyor.

2. Kronolojik ve Maddi Hatalar

Eleştiri, Ortaylı’nın eserlerinde ve konuşmalarında yer alan çok sayıda somut hatayı listeliyor:

  • Savaşlar ve Tarihler: Sırpsındığı Savaşı’nın bir Osmanlı bozgunu olarak anlatılması (oysa zaferdir), Varna Savaşı tarihinin yanlış verilmesi (1444 yerine 1442).
  • Mimari Bilgiler: Ayasofya’nın kubbesinin Osmanlı camilerinden daha küçük olduğu iddiasının teknik verilerle çelişmesi.
  • Kavramsal Yanlışlar: İstanbul’un Osmanlıca adının “Konstantiniyye” değil “Kostantıniyye” (n harfi olmadan) yazılması; “Rikâb-ı hümâyûn” gibi terimlerin yanlış tanımlanması.

“Rum” ve “Roma” Kimliği Üzerine Çelişkiler

Yazar, Ortaylı’nın Osmanlı’yı “Üçüncü Roma” olarak tanımlamasını eleştiriyor. Erdem’e göre Ortaylı, Bizans isminin 16. yüzyılda Alman tarihçi Wolf tarafından uydurulduğunu söyleyerek “Bizans dışlaması” yapıyor. Oysa metin, 1481 tarihli bir madalyonda Fatih Sultan Mehmet için bizzat “Bizans İmparatoru” (Bizantii Inperatoris) unvanının kullanıldığını hatırlatarak Ortaylı’nın “Wolf’tan önce kimse Bizans demezdi” iddiasını çürütüyor.

İbn Bibi ve “Halaoğlu” Etimolojisi

Metindeki en esprili eleştirilerden biri bu. Ortaylı, Selçuklu tarihçisi İbn Bibi’nin ismindeki “Bibi” kelimesinin “hala” anlamına geldiğini ve onun Sultan’ın “halaoğlu” (yeğeni) olduğunu iddia ediyor. Hakan Erdem ise:

  • “Bibi”nin aslında Farsça bir saygı sözü (Hanım/Bayan) olduğunu,
  • İbn Bibi’nin annesinin adının “Bibi Müneccime” (Müneccim Hanım) olduğunu,
  • İbn Bibi’nin Selçuklu hanedanıyla hiçbir kan bağı bulunmadığını belgelerle açıklıyor.

Baron de Tott ve Humbaracı Ahmed Paşa Karışıklığı

Yazar, Ortaylı’nın iki farklı tarihi kişiliği birbirine karıştırdığını iddia ediyor:

  • Ortaylı, Baron de Tott‘un Müslüman olup “Humbaracı Ahmed Paşa” adını aldığını yazmış.
  • Erdem ise doğrusunun; Müslüman olan kişinin Comte de Bonneval olduğunu, Baron de Tott’un ise hiçbir zaman Müslüman olmadığını ve Avrupa’ya geri döndüğünü belirtiyor.

Coğrafi ve Teknik Hatalar (Tuna – Tunca Karışıklığı)

Metinde, Ortaylı’nın Edirne’nin coğrafi konumunu anlatırken “Tuna ve Meriç nehirlerinin kesiştiği bölge” ifadesini kullanması sert bir dille eleştiriliyor. Yazar, Tuna ve Meriç’in kesişmediğini, kastedilenin Tunca nehri olduğunu belirterek; bu hatanın basit bir “dil sürçmesi” değil, kontrol edilmeden basılan metinlerin bir sonucu olduğunu savunuyor.

Avusturya İmparatoru ve II. Joseph Maddesi

Ortaylı’nın 1792 yılında II. Joseph’in “Tolerans Beratı”nı (Toleranzpatent) çıkardığına dair bilgisini yazar şu üç noktada düzeltiyor:

  • II. Joseph “Avusturya İmparatoru” değil, “Kutsal Roma-Cermen İmparatoru”ydu.
  • 1792’de II. Joseph çoktan ölmüştü (beratlar 1781-82 tarihlidir).
  • Bahsedilen tarihte tahtta II. Franz vardır.

Ayn Câlut Savaşı ve Moğol Zaferi Yanılgısı

Erdem, Ortaylı’nın akademik bir makalesinde Ayn Câlut Savaşı’nı bir Moğol zaferi gibi anlattığını, oysa bu savaşın Moğolların tarihteki en büyük yenilgilerinden biri (Memluk zaferi) olduğunu vurguluyor. Ortaylı’nın bu hatayı daha sonra popüler bir kitabında düzelttiğini ancak akademik metninde hâlâ durduğunu belirterek “bilimsel titizlik” eleştirisini zirveye taşıyor.

Görsel ve Resim Altı Yazısı İhmalleri

Kitaplardaki resim altı bilgilerinin “evlere şenlik” olduğunu belirten yazar:

  • Bir resimde “Fenerbahçe’de Büyük Patrikhane” yazdığını (Fener yerine Fenerbahçe yazılması),
  • Bursa Ulu Camii diye verilen bir resmin aslında İstanbul’daki bir geç dönem camisine (Yıldız Camii vb.) ait olduğunu,
  • Dolmabahçe Sarayı’nın kapısının “Bab-ı Ali” olarak etiketlendiğini tek tek gösteriyor.

3. Kaynak Kullanımı ve “Yahşi Fakih” Tartışması

Ortaylı’nın, erken Osmanlı dönemine dair “Yahşi Fakih”in yazdığı bir şey olmadığını, her şeyin şifahi (sözlü) olduğunu iddia etmesi eleştiriliyor. Yazar, Âşıkpaşazade gibi kroniklerin bu metni yazılı olarak kullandığını beyan ettiklerini belirterek Ortaylı’nın kaynaklara yaklaşımını “aşırı şüpheci” veya “bilgisizce” buluyor.

4. Tarihçilik Kimliği: “Empresyonist Tarihçi”

Metin, Ortaylı’yı bir “zanaatçı” (belgelere dayanan, titiz tarihçi) gibi değil, bir “empresyonist ressam” (izlenimci) gibi davranmakla suçluyor. Ortaylı’nın verileri kontrol etmek yerine zihnindeki izlenimleri, hafızasındaki (bazen yanıltıcı olan) bilgileri aktardığı, ayrıntıları önemsemediği ve “tarihçi doğulur” anlayışıyla akademik sorumluluktan kaçtığı iddia ediliyor.

5. Kurumsal ve Sosyal Tarih Yanılgıları

  • Divan-ı Hümayun: Yeniçeri ağasının divan üyeliği ve vezirlik statüsü hakkındaki bilgilerin Osmanlı idari yapısıyla çeliştiği belirtiliyor.
  • Devşirme Sistemi: Türk çocuklarının da devşirildiği iddiası ve Anadolu’da “kul sınıfı” olduğu yönündeki görüşleri, tarihi verileri “eğip bükmek” olarak nitelendiriliyor.
  • Antropolojik Hatalar: İskandinavların VI. ve XVI. yüzyıllar arasında hâlâ “avcı-toplayıcı” olarak tanımlanmasının büyük bir cehalet örneği olduğu savunuluyor.

İlber Ortaylı Hakkında Genel Bilgiler ve Kaynak Güvenilirliği

Metinde sorulan sorulara ve genel literatüre dayanarak şunları söyleyebilirim:

  • Tarihçiliği: İlber Ortaylı, Halil İnalcık ekolünden gelen, çok dil bilen ve arşiv belgesinden ziyade “kültürel ve idari tarih” üzerine geniş sentezler yapabilen bir isimdir. Ancak yukarıdaki metinde de belirtildiği gibi, popülerleştikçe akademik disiplinden uzaklaştığı yönünde ciddi eleştiriler almaktadır.
  • Kaynak Güvenilirliği: Akademik kitapları (örneğin İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı) daha güvenilir kabul edilse de, söyleşi formatındaki veya konuşma deşifresi olan popüler kitaplarında “hafıza yanılgıları” ve “maddi hatalar” olduğu (yukarıdaki örneklerde görüldüğü üzere) bilinmektedir. Okurken mutlaka başka kaynaklarla karşılaştırılması önerilir.
  • Çelişkiler: TV programlarında anlık gelişen yorumları ile kitaplarındaki ifadeler arasında bazen nüans farkları veya (yukarıdaki Sırpsındığı örneğinde olduğu gibi) bariz çelişkiler görülebilmektedir.
  • Kitapları Başkaları mı Yazıyor? Metinde de geçtiği üzere, popüler kitaplarının çoğu aslında “konuşma kayıtlarının” başkaları tarafından kağıda dökülüp yayına hazırlanmasıyla oluşmaktadır. Bu, teknik olarak “onun yazmadığı” anlamına gelmese de, son kontrolün ve bilimsel titizliğin (editörlük süreçlerinin) zayıf olduğunu kanıtlamaktadır.

Kelambaz

Tarih • Kültür • Edebiyat • Fikir • Aktüalite

1 yorum

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.