Kelâmbaz

Avrupa’da “Şarkiyat” araştırmaları

Kelambaz Youtube kanalında “Tahlil Buluşmaları” serimizin ilk sohbeti gerçekleşti.

Almanya’da akademik kariyerini sürdüren İlyas Ünlü’nün misafir olduğu programda, Avrupa’daki şarkiyatçılık çalışmalarının tarihi ve bugününe giriş yapıldı.

Batı’daki ilahiyat fakültelerinin son durumu ile Türkiye’deki eğitim sistemi arasındaki temel farklılıklar, akademik çalışmalar açısından kıyaslandı.

Müsteşriklerin zengin kütüphane mirasları, 11 Eylül sonrası değişen İslam algısının eğitim kurumlarına yansımaları üzerinde duruldu.

İlyas Ünlü, kendi doktora çalışması olan Eyüp Sabri Paşa eserleri üzerinden Vehhabilik ve Osmanlı’nın Hicaz politikası gibi konulara da ışık tutarak modern oryantalizmin yeni temayüllerini anlattı.

Batı’daki İslam araştırmalarının geçirdiği değişiklikleri anlamak yaptığımız sohbetten önce çıkan başlıklar şöyle:

“Dinden Döndüm” Diyen Fakülte Başkanı: Sven Kalisch Olayı

Avrupa’daki akademik kadroların ideolojik tutumlarına dair çarpıcı bir örnek veren Ünlü, Münster Üniversitesi’nde yaşanan bir olayı aktardı: “Alman, ihtida etmiş birisi vardı Sven Kalisch. Muhammed ismini aldı ve üniversitenin başına geçirildi. Bir müddet görev yaptıktan sonra önce ‘Ben Şiiyim’ dedi. Uzun zaman böyle devam etti. Emekliliğine 6 ay kala da ‘Ben dinden döndüm, Müslüman değilim artık’ dedi ve bir başkasına devretti.”

Ünlü, bu tür olayların Avrupa’daki ilahiyat eğitiminin karmaşık yapısını ve klasik düşünceye ters isimlerin mevcudiyetini anlamak bakımından çarpıcı bir misal olarak verdi.

Şarkiyatçılığın Sömürgeci Kökenleri ve Müsteşrikler

Ünlü, şarkiyatçılığın doğuşunu kısaca şu sözlerle ifade etti:

“18. yüzyılda Avrupalılar sömürmüş olduğu ülkeleri tanımak istiyor; onların hukukunu, dilini, tarihini, edebiyatına dair bir malumat sahibi olmak istiyorlar”.

Bu amaçla dil ve kültür öğrenen “müsteşriklerin” kimi zaman arkeolojik kazı veya araştırma bahanesiyle bölgeye giderek bilgi topladıklarını ve bu bilgileri Avrupa’ya transfer ettiklerini aktardı. Hammer, Silvestre de Sacy ve William Jones gibi isimlerin bu alandaki öncü çalışmalarına ve temel İslami eserlerin (Nesafi akaidi, Beydavi tefsiri gibi) o dönemde Almancaya tercüme edildiğine dikkat çekti.

“Şarkiyat” İsminin Dönüşümü ve Edward Said Tesiri

Günümüzde Avrupa üniversitelerinde “şarkiyat” isminin terk edilmeye başlandığını ifade eden Ünlü, bu durumun arkasındaki zihniyet değişimini şöyle açıkladı:

“Artık ismini değiştirdiler; bunu Arap dili ve edebiyatı veya İslam Studies (İslam Araştırmaları) gibi isimleri tercih ediyorlar çünkü bu Avrupa merkezli bir bakıştır”.

Edward Said’in bu konudaki çalışmalarının etkisine değinen Ünlü, “şark” kavramının coğrafi bir hatayı barındırdığını ve geçmişte bu kürsülerin doğudaki insanları “aşağı veya cahil” göstermeye yönelik teoriler ürettiğini belirtti.

11 Eylül Sonrası Avrupa’da İlahiyat Fakülteleri

Ünlü, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde İslam İlahiyatı fakültelerinin gündeme geldiğini söyledi. Bu fakültelerin açılmasındaki temel gayeyi, “Fas’tan, Balkan ülkelerinden veya Türkiye’den imamların gelmesine mani olabilmek ve burada yetişmiş, yerel dillere vakıf insanların hizmet vermesini sağlamak” olarak tanımladı. Ancak bu fakültelerin Türkiye’deki köklü ilahiyat geleneğiyle kıyaslanamayacak kadar yeni (yaklaşık 10-11 yıllık) olduğunu ve daha çok felsefi hareketlere, modernizme odaklanan bir yapıya sahip olduğunu ekledi.

Vehhabiliğin Kökeni ve Eyüp Sabri Paşa

Kendi doktora çalışmasına da değinen İlyas Ünlü, Sultan II. Abdülhamid döneminde yaşamış Eyüp Sabri Paşa’nın eserleri üzerinden Vehhabiliği analiz ettiğini söyledi.

Avrupa’daki şarkiyat çevrelerinde Vehhabiliğin genellikle “Sünni bir ekol” olarak görüldüğünü, ancak Eyüp Sabri Paşa’nın bu görüşe şiddetle karşı çıktığını belirtti:

“Eyüp Sabri Paşa’nın temel iddiası, Vehhabiliğin Sünnilikle bir alakasının olmadığı, yani bu akımın Sünnilikten çıktığı yönündeydi.

Vehhabiliğin kurucu ailesi Hanbeli bir kökene sahip olsa da bu gelenekten ayrıldıktan sonra ortaya koydukları görüşlerin tamamen müstakil bir yapıya büründüğü ve artık Sünni olarak kabul edilemeyeceği, tezimin ilk argümanıydı.

İkinci argümanım ise Hicaz bölgesine dairdir. Avrupalılar, kendi sömürgeci geçmişlerinden dolayı, Osmanlı’nın veya İslam coğrafyasında hüküm sürmüş diğer devletlerin de Hicaz ve Arap ülkelerinde bir ‘Osmanizm’ (üst kimlik inşası) politikası izleyip izlemediğini tartışmaktadır . Bu konuda, yanılmıyorsam Stanford Üniversitesi’nde yapılmış bazı çalışmalar da mevcuttur.

Ancak burada şöyle bir gerçek ortaya çıkıyor: Eyüp Sabri Paşa, Ahmed Cevdet Paşa ve diğer Osmanlı paşaları tarih kaleme aldıklarında, Hicaz’dan bahsederken ‘Harem-i Şerif’ gibi son derece hürmetkar ifadeler ve tazim sıfatları kullanmışlardır; bu da bölgeye bakış açılarının sömürgeci olmadığını gösterir.

Ayrıca o dönemde henüz petrol keşfedilmediği için Hicaz’ı maddi anlamda sömürmenin bir mantığı yoktu. Mısır’daki Süveyş Kanalı veya Irak gibi bölgeler ekonomik açıdan zenginlik sunabilirdi ancak Hicaz için durum böyle değildi. Oraya asker göndermek veya Sürre Alayları ile maddi yardım iletmek aslında devlet için birer gider kalemidir.

Dolayısıyla Osmanlı’nın kendi kültürünü oraya zorla empoze etmeye çalışması (Osmanizm) mantıklı değildir; çünkü devlet bu bölgede her zaman bütçe açığı vermiş, buna rağmen oraya hizmet etmiştir.

Buna ek olarak Eyüp Sabri Paşa’nın aktardığına göre, mukaddes topraklarda dört mezhep imamı için ayrı mihraplar mevcuttu ve farklı mezheplere mensup insanlar kendi imamlarının arkasında namaz kılabiliyordu.

Eğer Osmanlı iddia edildiği gibi bir kimlik dayatması yapsaydı, kendi benimsediği Hanefilik veya Maturidilik ekolü orada çok daha baskın ve yaygın olurdu.

Bu iddialar doğrultusunda, çalışmamı yönlendiren hocam —ki kendisi Müslüman olmayan bir Almandır— bu konuları doktoraya dahil etmemin yerinde olacağını belirtti.

Almanya’da doktora süreci için iki profesör gerekmektedir: Biri size sürekli destek veren ana danışmanınız, diğeri ise çalışmalarınızı belli aralıklarla denetleyen ikinci danışmandır.

Benim ikinci danışmanım olan Henning Sievert, Koca Ragıp Paşa üzerine doktora yapmış, Osmanlı el yazmaları konusunda son derece mahir ve fevkalade bir Osmanlıca bilgisine sahip olan bir isimdi.

Kelambaz

Tarih • Kültür • Edebiyat • Fikir • Aktüalite

Yorum Yaz

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.