Kelâmbaz

Gençlik Nereye?

Çok değil 20 sene önce küreselleşmenin en büyük aygıtı televizyondu. O televizyonu evinize sokmadığınızda veyahut kapatma tuşuna bastığınızda çocuğunuzu da dış dünyanın kötülüklerinden kolayca uzaklaştırmış oluyordunuz. Sonra internet evlere yayıldı, televizyonu arar olduk. Neticede televizyon bir şekilde regülasyonlara tâbi idi. İnternette ise istediğiniz an bir tuş ile istediğiniz dünyayı önünüze getirebiliyordunuz. Daha internetle gelen problemlere çare bulamadan peşine cep telefonları geldi ve hemen her gencin cebinde yerini aldı. Önce mobil uygulamalar, oyunlar ve sonra da malum sosyal medya. Yeni arkadaşımız çok daha korkunç. Artık sadece kötülüğe ulaşmak değil kötünün bizzat kendisi ile irtibata geçmek de çok kolay. Kötüler de zaten kapanını kurmuş avcı misali avlarını bekliyorlar.

Sosyal medya kullanıcısı olarak risklerinin farkındaydım ama tehlikeyi daha iyi anlamam aslında başka türlü oldu. Bir hastalık vesilesiyle yaklaşık 6 ay hastanede kaldım ve bu süreçte televizyona sıkça bakma imkanım oldu. Sosyal medyanın nasıl kullanıldığına ilk defa bu kadar yakinen şahit oldum. Evden kaçan kızların neredeyse hepsi sosyal medya üzerinden tanıştıkları kişilerle kaçmışlardı. Tabi bir de bedeni evde ruhu firarda olanlar var. Sosyal medyada tanıştıkları grupların peşinden gidip ateist olan mı ararsınız, ceddine düşman olan mı, Türkçülük maskesi altında ırkçılık oynayan mı. (Bu yazı yazıldığında Fatih’teki meşum satanist cinayeti henüz gerçekleşmemişti)

Peki ya bütün bu teknolojik gelişmeler kötülüğe hizmet etmek için mi? Hiç mi iyilik için kullanılmıyor? O da mümkün tabi. Ama internet ve sosyal medya sınırsız bir özgürlük vadediyor ve biz bu sınırsız özgürlüğün şerre bükülmesini engellemenin bir yolunu bulabilmiş değiliz. Bu mecralarda hesaplar açmak ancak pansuman türünden bir mücadele. Aslında burada mücadele etmenin yolu gençleri buraya hiç düşürmemek.(Bununla alakalı Rauf Enç hocamızın yazısını da tavsiye ederim) https://www.kelambaz.com/hilal-taktigine-maruz-kalmak/.

Peki bu nasıl olacak?

Gençliğe nasıl yardımcı olmalı?

Her çağın kendi gerçekleri var öncelikle bunu kabul etmeli. Ben ve akranlarım mahalle ortamında büyüdük. Zaten küçük mahallemizin sınırları belliydi, evimizden başka da gidebilecek bir yerimiz yoktu. En fazla eve akşam değil de yatsı gelmek yaramazlığını yapabilirdik. Kendi babamız görmese komşunun bir bakışı bizi eve çıkartmaya yeterdi.  Sınırlarımızı aşmak istersek korkutulurduk. Bir şeyleri sorgularsak kesin net çizgilerle susturulurduk, belki o zaman da doğru bir metod değildi ama bir şekilde işe yarıyordu. Üstelik de kolay ve zahmetsizdi. Belli bir eğitim ve görgü seviyesi olmayan çevrenin bizim için elinden gelen korumacı tebdiri buydu. Bugün korkutmak, zorlamak işe yaramak bir yana ters tepiyor. Terslenen genç sosyal medyada kendisine kucak açmış gruplardan veya kişilerden birisine daha hızlıca koşuyor. Başta sadece herkesten gizlice sadece fikir düzeyinde kaçıyor, cesaretini bulduğunda ise küllün terkediyor mahallesini. O ana kadar bir şeyin farkında olmayan çevresi de bu çocuğa ne oldu deyip şaşkın ve üzgün olanı biteni anlamaya çalışıyorlar. Bade harabül basra.

Problem belli, peki ya çözüm? Aslında çözümün ölçüsü basit: Her türlü harama ulaşmanın bu kadar kolaylaştığı, nefsin ve hazzın sürekli kutsandığı bu zulmetli çağda, gençlerin haram olmayan, harama götürmeyen hiçbir işine karışmamalı. Halen daha sakal, bıyık, kıyafet, yaşam tarzı üzerinden tek tipleştirme gayreti içinde olanlar yaşadıkları fanusun içerisinde belki farkında değiller ama harama ulaşmak gerçekten çok kolay. Sizin kovalamanıza da gerek yok, günahın en alası bir cafede oturduğunuzda instagramınıza gelecek bir bildirime bakıyor. Çözüm mantığını da basit kuralım; mubaha ulaşmak harama ulaşmaktan daha kolay olmalı.

Neler Yapılabilir?

Çeşitli spor, sanat faaliyetleri ve hobiler bulmalı, bunlar teşvik edilmeli. Maalesef bizim toplumumuzda spor deyince futbol, sanat deyince müzik dinlemek hobi deyince de komiklik olarak görülen pul koleksiyonculuğu gibi mefhumlar geliyor. Halbuki gençlerin güzel vakit geçirebileceği, vücutlarını da çalıştıracak çok farklı spor sahaları var. Keza kabiliyete bağlı olarak güzel resim çizmek, şiir okumak veya yazmak gibi sanat faaliyetleri yapmak da gayet mümkün. Artık hepimizin cebindeki kaliteli cep telefonları ile yurdumuzun en güzel manzaralarından fotoğraf sanatı icra etmekte mümkün. Bu faaliyetlerin bir güzelliği de sosyalleşmeye katkı sağlaması. Yapılması gereken değer odaklı stk’ların bu tarz faaliyetler düzenleyecek kulüpler kurması ve buralarda sosyal ortamı da kontrol altında tutması. Belki biraz zahmetli ama zahmeti nispetinde getirisi de sağlam bir yol.

Bir de eğlenme meselesi var. Eğlenmek deyince Anadolunun birçok yerinde içki içmek göbek atmak anlaşılıyor. Öyle ki pek çok yerde düğünde alkol olmazsa insanlar düğüne gitmiyor. Eğlenmek alkol ile eşleştirilince mütedeyyin kesim eğlenmenin kendisini de adeta haram kategorisine sokuyor. Halbuki insanların birlikte hoşça vakit geçirebilmesi ruh sağlığımız için önemli. Eğlence biraz da sizin kabiliyetinize ve zevkinize kalmış, yapacağınız bir piknik, o piknikte yakacağınız bir ateş bile eğlence vesilesi olabilir. Evde birlikte vakit geçirmek için en basit kutu oyunları bile iş görür, siz yeter ki niyet edin.

Bir gence iyilik etmekten bahsedip de doğru kimselerle arkadaşlık etmesinin öneminden bahsetmemek olmaz elbet. Kişiye en büyük iyilik de kötülük de arkadaşlarından geliyor. Fakat muhtemel ki bugünlerde bir gencin takip ettiği twitter hesabı onun fikir dünyasına belki en yakın arkadaşı kadar tesir ediyor. Keza sevdiği ünlüler, okuduğu mecmua ve kitaplar yine iyi veya kötü arkadaş sınıfına giriyorlar. Burada da görev yine büyüklere düşüyor: Temiz hava sahası sağlamak. Bir gencin en azından dini, milli, tarihi, edebi bilgilerini öğrenebileceği kitaplar, dergiler, yazarlar, internet siteleri, sosyal medya hesapları olmalı. Fakat bu mecralar bariz bir şekilde din anlatmamalı. Din anlatan mecralar da olacak elbet. Lakin sadece boş vakit geçirilecek dini muhtevası olmayan mecralara da ihtiyaç var, bu tiyatro da olabilir, tarihten bahseden bir websitesi veyahutta en alakasız bir hobinin. Bu arkadaşlarda dine mugayir bir şey olmasın kafi.

Son olarak, usul esastan önce gelir düsturunu unutmamalı. İtici görünmemeli. Büyüklerin gençlere öğretmesi ve hatırlatması gereken sadece istikamet ve ilkeler olmalı. Davranışlar üzerinden sürekli nasihat vermek hem yorucu hem de gençler için çok itici. Bunun yerine kendisine nasıl bir insan olduğu anlatılırsa kendisi de buna inanırsa zaten hangi davranışın bu insana yakıştığını hangisinin yakışmadığını, yapmaması gerektiğini kendisi de bilir. Yanlış yapsa bile yanlışını telafi eder. Her an başında ve yanında olamayacağımıza göre bir çocuğa ve gence bir şablon vermek en doğru olanıdır.

Netice

Son devir şeyhlerinden Seyyid Abdülhakim Efendi’ye sormuşlar; tasavvuf ne demektir? Buyurmuş ki; ehemi mühime tercih etmektir. Her şey öncelik sırasına dizilirse bu hayat doğru yaşanır. Haram olmayan neredeyse hiçbir şeye karışmamalı derken de maksadımız buydu. Şöyle ki siz çocuğun dersine, giyimine, şusuna busuna karıştığınızın yanında bir de namazını kıl dediğiniz zaman beyin kabaca şöyle sınıflandırıyor, ders çalışmakla namaz kılmak aynı önemde. Veyahutta çocuk kötü not aldığında da oruç tutmadığında da aynı şekilde kızıyorsanız bilin ki çocuğunuzun kafası karışacak. Ne yapıp ne edip dinin emir ve yasaklarının ve ibadetin en birinci sırada olduğunu, ötekilerin olsa daha iyi olur türünden istekler olduğunu yani sıralamanın önemini öğretmeliyiz. Korkmayın, farklı okullarda çok öğrenci tanıdım, dindar olduğu için dersi kötü olan bir tane bile çocuğa rastlamadım. Esasen bizim problemlerimizin, hatalarımızın hiçbiri dinle alakalı değil tamamen sosyoloji ve kültür ile alakalı. Onu da bir başka yazıda yazalım inşallah. 

Bünyamin Ekmen

Makina mühendisi, müteşebbis. Kelambaz mecrasının imtiyaz sahibi.

Okumayı ve paylaşmayı sever. Burada olmaktan dolayı çok mutlu.

1 yorum

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

  • “mubaha ulaşmak harama ulaşmaktan daha kolay olmalı” sözünüz çok doğru. Biz gençlerin en büyük problemi bu, şehirler bize eve tıkılmaktan başka bir seçenek bırakmıyor. Mahallelerde park, oyun alanı, spor sahası, kütüphane, müzik stüdyosu, tiyatro salonu, toplantı salonu yok yok yok… Gençlerin çoğu ya eve tıkılıyor ya da akşam dükkanların önündeki merdivende kola çekirdek yapıyor…