Anasayfa Kitabiyat

Beyaz Zambaklar Ülkesi: Finlandiya

PAYLAŞ

Bir ülke düşünün; tarih boyunca çoğu kez komşu devletlerin hakimiyeti altında yaşamış, sert bir iklimi var, dünyanın bir ucunda, sürekli sisler, senenin yarıdan fazlası buzlu yollar, toprağı ziraate elverişli değil, nüfusu az, bu ülke Finlandiya. Ama Finliler kendi ülkelerine ”Suomi” derler, manası ise ”bataklıklar ülkesi”.

Öncelikle şunu söyleyelim ki; bu halk 1917 Rus devrimine kadar hiç bir zaman müstakil bir devlet hayatı yaşamamış ve halkı tek çatı altında toplayan büyük işler yapan bir liderleri olmamış. Topraklarını 1811 senesine kadar İsveçliler idare etmişler. Bu müddet zarfında ülkede idare, ticaret, din işleri, maarif hep İsveçlilerin elinde olmuş. Din adamları, subaylar, hâkimler, memurlar, öğretmenler gibi yönetici ve aydın kesim hep İsveçli olmuş. Bu sebeple Finler tarih boyunca kültür olarak geri kalmışlar.

1808 senesinde Rusya-İsveç harbi başlamış ve ardından Rusya İsveç kontrolündeki Fin topraklarını işgal etmişti. Daha sonra Ruslar, Suomi’nin Borgo şehrinde ülkenin ileri gelenlerini toplayarak ”Sizi İsveçlilerin idare etmesini mi istersiniz yoksa Büyük Rus Devletiyle birleşmek mi?” diye sormuşlar, Fin halkının ileri gelenleri de Rusyayı tercih etmişlerdi. 2 millet de bu işten karlı çıkmıştı. Şöyle ki; Finlandiya, Rus Devletinin başşehri Petrograd’a çok yakın olduğu için muhtemel bir harb tehlikesine karşı başşehrinin güvenliğini sağlıyordu. Onun dışında Rusların bu fakir ülkeden hiçbir maddi menfaati yoktu. Bunun üzerine Suomi’de İsveçli idarecilerin hakimiyeti bitiyor ve Fin milleti içerisinde az sayıda bulunan, parmakla gösterilen öğretmen, din adamı gibi aydın kesime fırsat doğuyordu. Rus Devletinin himayesine girdikten sonra Finler artık kendi aydınlarını, idarecilerini yetiştirmeye başlıyorlar. Ülkelerinde bir eğitim seferberliği başlıyor ve ülke; eğitim, sağlık, sanayi, ticaret her alanda kendini göstermeye başlıyor. Diğer dünya milletlerine adeta bir numune teşkil ediyor.

Grigory Petrov isimli bir Beyaz Rus yazar da ülkenin bu hikayesini ”Beyaz Zambaklar Ülkesinde- Finlandiya” isimli eserinde kaleme alıyor. Petrov el yazması müsveddesini arkadaşı D. Bojkov’a veriyor, o da eseri Bulgarcaya terceme ederek 1925 senesinde Sofya’da bastırıyor ve böylelikle eser ilk defa basılmış oluyor. Dilimize ise ilk defa 1928 senesinde büyük kısmı çevrilerek basılmış ve devletin teşvik etmesiyle çok kısa sürede bitmiş ve ileriki senelerde yeni terceme ve yeni baskılar yapılarak binlerce kişi tarafından okunmuştur. Bazı yayınevleri ”Ak Zambaklar Ülkesi” ismiyle basmaktadır. Günümüzde birçok yayınevi tarafından basılmakta ve çok satanlar listesine girmektedir.

O dönemde Finlandiye’da pek bilinmeyen bu eser, Türkiye’de ise M. Kemal Paşa’nın emriyle tüm askeri mekteplerde okunması zorunlu hale getiriliyor. Türkiye’de bu kadar yaygın okunan bir eser, Finceye bile ilk defa 1978 senesinde terceme ediliyor.

Kitapta en çok bahsedilen kişi Snelman. Fin filozofu, yazar ve diplomat.

Peki SNELMAN kimdir?

1806 doğumlu Snelman yeni ortaya çıkan Fin aydın kesiminin en önde temsilcisiydi. Bir halk öğretmeni ve Fin milli kültürünün önderiydi. Bir milletin aydınlarının o milletin beyni olduğunu ve ülkede olması gereken dönüşümün aydınlar eliyle olması gerektiğini düşünüyordu. Yaz kış demeden bütün ülkeyi dolaşdı, ülkenin neresinde doğuştan akıllı, kabiliyetli, güçlü insanlar olduğunu öğrendi, nerede olursa olsun ister köyde ister taş ocaklarında ister ormanda istidatlı gençleri buldu, onlarla konuştu, onlara kitap verdi adreslerini aldı onlarla mektuplaştı. Asırlarca başka milletlerin hakimiyeti altında yaşamış, eğitim ve kültür yönünden geri kalmış bir milleti dünyanın parmakla gösterdiği bir eğitim ve kültür merkezine çevirdi.

Kitabın Türkiye’de belli bir kesim tarafından sahiplenilmesinin Sebebi

Ülkemizde kendisini Snelman yerine koyan gerek askeriyede gerek bürokraside gerek de siyasi cenahda insanlar çok olmuştur. Bunlar ülkenin kötü vaziyette olduğunu, ülkeyi kurtaracak kişilerin de kendileri olduğunu hissetmektedirler. Özellikle kitabı askeri mektepteyken okumuş ve etkilenmiş olan birçok darbe meraklısı subay da kendilerini ülkenin istikbaldeki Snelmanları olarak görmüşlerdir. Ama bu insanlar böyle düşünürken birçok mantık hataları yapmaktalar. Şöyle ki; Türkiye ve Finlandiya birbirine benzeyen ülkeler değiller. Finlandiya tarih boyunca hiçbir zaman jeopolitik öneme sahip olmamış, halkı hiç bir zaman büyük devletler kurmamış bir yer. Türkiye ise orta kuşakta düşmanı eksik olmayan, başka devletlerin daima iştahını kabartmış bir coğrafya. Aynı zamanda 3 kıtaya hükmetmiş bir cihan devleti olan Osmanlı Devleti’nin merkezi. Durum böyleyken Türkiye’yi Finlandiya ile bir tutup bu gibi boş hayallere kapılmak yersiz olacaktır.

Meseleye başka bir açıdan bakacak olursak Snelman geçmişe ve dine saygı duyan insandır. Fin milletinin bırakın kendi atalarını kötülemesini başkent Helsinki’de şehir meydanında Rus çarı 1. Alexandır’ın heykeline gösterdikleri itina, geçmiş tarihlerine olan saygının bir ifadesidir. Ülkemizde ise bu zihniyet ecdadın yaptığı camileri ahır olarak kullanmaktan ictinab etmemişlerdir.

Finlandiya’da 1907 senesinde içki satışı yasak edilmişken ülkemizde Türkiye’nin Snelman’ı olmak isteyenler tarafından askeri gazinolarda içkili gece alemleri yapılmıştır. Alkol kullanmayanlar çağdışı, gerici, yobaz olarak görülmüştür. Halka daima tepeden bakılmış, kendi değerlerinden, kültüründen tiksinilerek, Batı kültürü özenti bir şekilde körü körüne benimsenmiştir. Snelman bunlara şöyle cevap vermektedir ‘‘Aydın olmak demek, üzerine şehirli elbisesi giymek, kolalı yaka takmak, başında modern şapka takmak demek değildir. Aydınlar halkın beynidir. Millet sizi tahsilinizi bitirip dolgun bir maaş alasınız geceleri kafelerde iskambil kağıtları veya domino başında vakit geçiresiniz diye okutmadı.O zaman siz aydın değil aydın pasısınız.

Ülkemizde Snelman olma iddiasındakiler dine çağdışılık derken, ’20. asırda din mi olurmuş’ derken bakın Snelman ülkesindeki din adamlarına nasıl hitap ediyor; ”Kilisenin bir evladı olarak sizden rica ediyorum, milletimizin gerçek din adamları olun. Din adamları memur değildir. Sizin vazifeniz dini ritüelleri gerçekleştirmek değildir. 7sinden 70ine cemiyetin bütün ferdlerine dinin öğrettiği şekilde yaşama gerekliliğini aşılayın.

Dinin halkta güç kaybetmesi kilisenin problemi değildir. Bu bir devlet tehlikesidir. Kitlelerin dinsizliği belki de halkın en tehlikeli hastalığıdır. Düşüncesiz gençler, onların ardından akıl fukarası liberalizm. Tanrısızlığın hür düşüncenin bir belirtisi olduğunu söylüyorlar. Tanrısızlık kalbin çıplaklığı ve ruhun fakirliğidir. Tanrısızlık halkta kutsal olan herşeyi yok eder. Bunun neticesinde hayatı hayvanlaştırır. Vicdansızlık, fesatlık, yağmacılık, ahlaksızlık kol gezer.

Ben size cemiyetin hasta olduğunu söylüyorum. Din hissiyattır, insanın dünyayla, diğer insanlarla, bağlarını canlı bir şekilde hissetme duygusudur. Eğer bu bağlantılar olmazsa ne cemiyet ne devlet ne de insan kalır. Cemiyetin dinsizliği belki de halkın en tehlikeli hastalığıdır. Ateizm kalbin çıplaklığı ruhun fakirliğidir.

Netice olarak geçmişi olmayan, kültüründen kopmuş cemiyetler kökü olmayan ağaç gibidirler, ufak bir rüzgarda devrilebilirler. Snelman ve Snelman gibileri, bu ıssız, sisli, dünyanın bir ucundaki bataklıklar ülkesini değerlerinden ve kültüründen taviz vermeden çalışarak, çabalayarak   ”Beyaz Zambaklar Ülkesi” ne çevirdiler.

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.