Anasayfa Kitabiyat

Sun Zi – Savaş Sanatı

PAYLAŞ

Bir asker…

Wu Beyliği Hükümdarı He Lu, Qi Beyliği’nden şöhretini duyduğu bir askeri çağırtır. He Lu der ki: “Benim için küçük bir deneme talimi yaptırır mısın?”

Asker, “Elbette” der.

He Lu: “Bu denemeyi kadınlarla yapabilir misin?”

Asker: “Elbette.”

Bunun üzerine sarayın en güzel kadınlarından yüz sekseni getirilir. Asker onları ikiye ayırır ve hükümdarın en gözde iki cariyesini de iki takımın başına komutan yapar. Hepsinin ellerine birer silah verir. Der ki: “Sizler sağınızı, solunuzu, önünüzü, arkanızı bilir misiniz?”

Kadınlar, “Biliyoruz.” derler.

Asker der ki: “İleri emri verilince öne bakacak ve adım atacaksınız, sola emri verilince sol kolunuza bakacak, sağa denilince sağ kolunuza bakacaksınız, geri emri verilince de arkaya bakacak ve adım atacaksınız.” Kadınlar, “Tamam.” derler.

Talimatlar bildirildikten sonra, davullar sağa dönüş emri için çalınır, kadınlar kahkaha ile gülmeye başlarlar.

Asker der ki: “Talimatlar açık değilse, emirler anlaşılmıyorsa bu komutanın suçudur.”

Tekrar davullar sola dönüş emri için çalınır, kadınlar tekrar kahkahalarla gülerler.

Asker der ki: “Talimatlar açık değilse, emirler anlaşılmıyorsa bu komutanın suçudur. Fakat talimat ve emirler açık ve net olduğu halde kurala uyulmuyorsa, bu takım kaptanlarının suçudur. Öyleyse sağ ve sol takım kaptanlarının başını vurun.”

Wu Hükümdarı yukarıdan olanları seyretmektedir. Bunu duyunca emir vererek der ki, “Hükümdar, bu askerin maharetini anlamıştır. Onlar benim en gözde cariyelerimdir, onlarsız yemeklerden tat bile alamam. İdam etmesin.”

Asker, “Hizmetkârınız sizin tarafınızdan komutan atanmıştır, savaşta iken komutan, hükümdarın bazı emirlerini uygulamayabilir” der. Sonra, iki takım komutanının kellelerini vurdurur.

Davullar bir kez daha çalınır. Kadınlar sağa, sola, öne, arkaya verilen bütün talimatları harfiyen yerine getirirler. Adeta ip gibi dizilmişlerdir ve hiçbiri sesini çıkarmaya cesaret edemez.

Asker, hükümdara der ki: “Askerler disiplin altındadır. Hükümdar aşağı gelip onları deneyebilir. Emirlere hazırdırlar. İsterseniz suyun üzerine, isterseniz ateşin üzerine yürürler.”

Wu Hükümdarı, “Komutan dinlensin. Hükümdar aşağı gelmek istemiyor.” der. Bu askerin maharetini anlayarak onu ordusuna komutan yapar. Bu komutan sayesinde Batı’da güçlü Chu Beyliği’ni yenerek başkent Ying’i ele geçirir. Kuzey’de Qi ve Jin beyliklerini tehdit etmeye başlar, diğer beyler arasından ünü gittikçe yayılır. Bu komutan, “Savaş Sanatı” adlı kitabı yazan Sun Zi’nin ta kendisidir.

Ne kadar eski?

Savaş Sanatı kitabının geçmişi Çin’in Savaşan Beylikler (MÖ 403 – MÖ 221) dönemine kadar uzanmaktadır. Zhou Hanedanı MÖ 1046’dan beri hüküm sürüyordu. Bu hanedan, Savaşan Beylikler döneminden önce artık merkezi otoritesini kaybetmeye ve sembolik bir güç haline gelmeye başlamıştı. Bu dönemde Zhou Beylikleri adı verilen 15’i büyük olmak üzere 148 küçük devlet olduğu düşünülmektedir.

M.Ö 221’e kadar birçok beyliğin hüküm sürdüğü, siyasi birliğin sağlanamadığı ülkedeki karışıklıklar, Qin Hanedanı’nın Çin’i tamamen kontrol altına alarak merkezi otoriteyi sağlamasıyla son buldu.

Savaşan Beylikler dönemindeki karışıklıklar bir taraftan olumsuz gibi görünse de, diğer taraftan felsefe, edebiyat ve düşüncenin gelişimi açısından zengin bir dönemin oluşumuna zemin hazırlamıştı. Çünkü Qin Hanedanı öncesi beylikleri, Zhou Hanedanı ve diğer beyliklerle ilişkilerini düzgün bir şekilde yürütebilmek için politika ve diplomasi alanında birikime ihtiyaç duydular. Böyle bir ortam, siyaset felsefesinin gelişmesi için mütefekkirlere uygun ortam hazırladı.

Savaşların zaferle neticelenmesi için askeri stratejiler geliştirilip kitaplar yazılarak bu fikirler idarecilere sunuluyordu. Bu kitaplardan biri de Sun Zi tarafından yazılan, insanlık tarihinin en eski, üzerinde en fazla araştırma ve tartışma yapılan “Savaş Sanatı” kitabıydı. Bu kitap Sun Zi’nin ölümünden sonra ünlenecekti.

Savaş Sanatı bize ne anlatır?

Kitap genel olarak savaş stratejilerinden bahsetse de, kişisel gelişim açısından da önemli kısımları barındırmakta ve düşünce dünyamızda gelişmelere yol açacak bilgiler taşımaktadır.

Kitabın içinde “Hesaplama, Savaş, Taktik Saldırı, Duruş, Güç, Zayıflık – Güçlülük, Harekât, Dokuz Değişken: Binbir İhtimal, Orduyu Harekete Geçirme, Arazi, Dokuz Arazi, Ateşle Saldırı, Casus Kullanma” başlıkları altında on üç bölüm bulunmaktadır.

Hesaplama” bölümünde, hem kendi hem de düşman askerlerinin durumlarının mukayesesi, yol, hava durumlarının değerlendirilmesinden bahsedilmektedir.

Savaş” kısmında, askeri uzun süre memleket dışında tutmanın ekonomiye zararından, askerin gücünün tükenmesinden bahsedilmekte ve ele geçirilen şehirlerdeki ganimet ve yiyeceklerin askerlere paylaştırılması, esirlere iyi davranılması gerektiği anlatılmaktadır.

Taktik Saldırı” herhangi bir savaş stratejisinde maharetin, öncelikle bir ülkeyi sağlam olarak ele geçirmek olduğunu öğretir. Öncelikli olan bütün bir ordudur, çökertilmiş bir ordu sonra gelir. Bu sebeple yüz savaşta yüz zafer kazanmak en mükemmeli değildir. En iyisi savaşmadan baş eğdirmektir.

Askerlikten anlayan biri, düşman askerine savaşmadan baş eğdirir. Düşman şehrini saldırmadan kuşatır ve devletini oyalanmadan ele geçirir. Bu nedenle ordu zayiat vermez, işte buna taktik saldırı denir.

Duruş” bölümünde Sun Zi der ki: “Eskilerin iyi savaşçıları önce yenilmezliği sağlar, ondan sonra düşmanın yenilebilirliğine bakarlardı. Baş edilemezlik kendimize, baş edilebilirlik düşmana bağlıdır.”.

Güç” kısmında, “Sayıca çok askeri yönetmek sayıca az askeri yönetmek gibidir, sayıya göre ayırmak yeter. Çokla savaşmak, azla savaşmak gibidir; flama, davul (haberleşmek) yeter.” der.

Zayıflık” bölümünde, savaş meydanına erken yerleşip düşmanı bekleyenin rahat edeceği, savaş meydanına geç gelenin yorulacağı söylenir. Savaşın en can alıcı noktası, düşmana ne yapacağını belli etmemektir. Bu durumda en bilge komutan bile plan yapamaz hale gelir.

Harekât” bölümünde şöyle yazar: “Bayrakları yukarıda, düzenli bir durumda ve doğru askeri pozisyonda olan düşman ordusuna saldırma. Düşman askeri arasında belirecek olan düzensizlik, disiplinsizlik ve heyecanı bekle. Düşmanı kuşattığında ona kaçabilecek bir alan bırak, köşeye sıkışmış düşmana baskı yapma.”

Dokuz Değişken”de denir ki, “Girilmemesi gereken yollar, üzerine gidilmemesi gereken askerler, saldırılmaması gereken şehirler, mücadeleye gerek olmayan yerler ve yerine getirilmeyecek olan hükümdar emirleri vardır.”

Orduyu Harekete Geçirme” ve “Arazi” bölümlerinde, arazinin şekli, havanın durumu, etraftaki hadiseler ve düşmanın tavırlarına göre o andaki durumun analiz edilmesi anlatılmaktadır.

Dokuz Arazi”de, “Askerler çıkışı olmayan durumlarda korku nedir bilmezler. Gidecekleri hiçbir yol kalmayınca tek vücut gibi davranırlar, düşman topraklarında sıkışınca bütün güçleriyle mücadele etmekten başka çareleri yoktur. Hücum emri verildiği anda oturmakta olan askerlerin gözyaşları giysilerini ıslatır. Kimisi hissizleşip uzanır, gözyaşları yanaklarından aşağı süzülür. Onları dönüşü olmayan bir yola sürüklerseniz Zhu ve Gui (Çin’in bir dönemki kahramanları) gibi cesur olacaklardır” der.

Ateşle Saldırı” bölümünde düşman askerine, çadırlarına ve malzemelerine çeşitli şekilde ateşle saldırma metodları anlatılmakta ve rüzgarın ne şekilde olması gerektiği bildirilmektedir.

Casus Kullanma” kısmı, düşmanın casusunu onlara karşı kullanmayı, içteki casusları bulmayı ve çeşitli casus türlerinden bahsetmektedir. Çin’in iki hanedanının yükselişinin iki casus sayesinde olduğu söylenmektedir.

Bu kitaptaki bilgileri günlük hayatımızda kullanabilir miyiz?

Evet, bu kitap aynı zamanda kişisel gelişim kitabıdır denildiğinde, bu sualin hatıra gelmesi tabiidir. Bu husus bazı misallerle izah edilebilir. Sayıca çok askeri yönetmenin, sayıca az askeri yönetmek gibi olduğu ve bunun için sayıya göre ayırmanın yeterli olduğundan yola çıkalım.

Büyük bir proje yapılacaktır. Bu projenin bir lideri ve yüz çalışanı veya araştırmacısı olsun. Lider, üyeleri uygun bir şekilde onar kişilik ekiplere ayırıp, her ekibin başına içlerinden uygun birisini getirebilir. Böylece projeyi sanki on kişiyi yönetir gibi kolayca yönetebilir.

“Yerine getirilmeyecek olan hükümdar emirleri”ni, bizi usulsüz iş yapmaya zorlayan bir patronun talimatlarına uymamaya benzetebiliriz.

Bir topluluğa sunum yapmadan önce, sunumun yapılacağı mekana erkenden, salon boşken gidip hazır olarak beklemenin heyecanı azalttığı tecrübe edilmiştir. Bu hadise kişiye, savaş meydanına erken yerleşip düşmanı bekleyenin rahat edeceği, savaş meydanına geç gelenin yorulacağı bilgisini hatırlatır.

Bir rakip köşeye sıkıştırıldığında veya bir tartışmada alt edildiğinde, sinirlenir. Sabrı daha da zorlanınca kavga etmek gibi yanlış davranışlar sergileyebilir. Çünkü düşmanı kuşattığında ona kaçabilecek bir alan bırakmalı, köşeye sıkışmış düşmana baskı yapmamalıdır.

Misaller çoğaltılabilir. Kitap okunurken bu gözle okunur ve ne dersler çıkarılabileceği düşünülürse tam istifade edilir. Hayat aslında usulsüz, haksız, ağır şartlara, hadiselere karşı verilen bir savaştır.

Savaş şartlarında mükemmel bir zafer kazanmanın yolu ise hedefleri savaşmadan ele geçirmektir. Kırıp dökmek faydasızdır. Bu da bilgi ile olur. Akıllı insan başkalarının tecrübelerinden faydalanır. Bir kişi eğer otuz sene yaşamışsa, otuz senelik tecrübesi vardır. Fakat elli sene yaşamış on kişinin anlattıklarını dinlese, beş yüz otuz senelik tecrübeye sahip olur. Önceden yaşayanlardan ve yaşananlardan ibret almak, buna göre kendini düzeltmeye çalışmak lazımdır. Sun Zi’nin kitabı işte bizi bu şekilde geliştirecek pek çok ipuçlarını barındırıyor.

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here