Anasayfa Hayat

Türkiye’de Ahlâki Çöküntüyü Müslümanlığa Bağlamak

PAYLAŞ

“Eğer gazete okumuyorsanız malumatınız yok demektir. Eğer okuyorsanız yanlış malumatınız var demektir.” Mark Twain

İnsanın kötülükte hududu yok. Bundan kötüsü olmaz dediklerimizin katbekat kötüsünü yapabilecek yaradılışta. Varlıkların en kötüleri, en alçakları da, en yüksekleri, en şereflileri de bizim içimizden çıkıyor. Dinler insanı frenlemek, kıymetlendirmek için gönderilmiş. Son din olan İslâmiyet’e uyunca cemiyette infial uyandıracak hırsızlık, tecavüz gibi aşağılık işler akla dahi gelmiyor, otomatik olarak frenleniyor nefs. Sonsuz kudret sahibi bir varlık karşısında acizliğini kabul eden insan, Peygambere tâbi’ olma, bildirdiği emir ve yasaklara uyma sözü veriyor.

Dini terbiye insanı şahsî yanlışların hepsinden uzaklaştırmaz, herkes hataya meyyaldir. Ama cemiyetin düzenini bozacak, sinirlerini altüst edecek marjinal suçlardan, alçak işlerden kesin bir şekilde korur. Velev ki suça temayülü oldu; Allah’ın gördüğünü, dindaşlarınca nefret edileceğini, dışlanacağını düşünür ve kendini suç işlemekten sakınır. Bu demek değildir ki dini tedrisattan geçmeyenler ve gayrimüslimler alçak suçları işlemeye daha yatkındır… Kesinlikle hayır! Kötülüğe yatkınlık bir insaniyet, bir ahlâk, bir davranış problemidir.

Siyah mı Beyaz mı?

Dünyada Müslümanlar dâhil hiçbir kitle siyah ve beyaz gibi iki keskin renge ayrılamaz. Her kitlenin menfi istisnaları var. Her kötülükte bu istisnaların karanlık hayatlarının, katı kalplerinin aksini görüyoruz.

Aklı başında dindarlar, insanların din, ırk ve yaşam tarzına bakıp “şu grup insan mutlak kötüdür” demiyor, ahlâksızlıkla yaftalamıyor. Sadece alçak suçların faillerinin tamamı İslâmiyet’i yaşamayan, dolayısıyla sadece kimlikte Müslümandır diyor. Yani şu şekilde bozuk ve yanlış bir tümevarıma gidilmiyor:

“İslâm dininin kaidelerinde suç işlemek kesinlikle yasaktır. İslâm dininin kaidelerine tâbi’ olmayan her insan sadece kimlikte Müslüman ya da gayrimüslimdir. Sadece kimlikte Müslüman ya da gayrimüslim her insan aşağılık suç işler.”

Toplu İtham ve Safsatalar

Yine temiz, aklı başında dindarlar mevzûyu fail bazında tek tek ele alırken, beyinlerini Müslümanları aşağılamak üzere programlamış fertler, cemiyeti derinden yaralayan tecavüz, cinayet, şiddet gibi suçların faillerini toptan İslâm diniyle, Müslümanlıkla ilişkilendiriyor. Canilerin dinle bağları zayıf olmasına rağmen zorla bağ kurup Müslüman kesime kin kusuyor. Dindarlar kimsenin hakkına girmemeye çalışırken, onlar rahat rahat yanlış tümevarım yapıp İslâmiyet’e vurdukça vuruyor:

“Failler Müslümandır. Çünkü her Müslüman feci suçlara meyyaldir. Öyleyse bütün feci suçların kaynağı İslâmiyet’tir.”

Müslümanları töhmet altında bırakan bu tümevarımın argümanları elbette safsatadan ibaret. Yazar Alev Alatlı Safsata Kılavuzu’nda şöyle yazıyor: “Bir düşünceyi ortaya koyarken ya da anlamaya çalışırken yapılan yanlış istihraçların tamamına safsata denir. Safsatalar, ilk anda geçerli ve ikna edici gibi gözüken, ancak yakından bakıldığında kendilerini ele veren sahte argümanlardır. Günümüz Türkçesinde safsata kelimesi kusurlu akıl yürütme anlamını kaybetmiş, yanlış inanç manasında kullanılır olmuştur.

(Safsata tanımını ilk olarak Sofistik Delillerin Çürütülmesi adlı kitabında Aristoteles kullanmış, teferruatlı tahliller yapmıştır.)

Sistematik Nefret Çarkı

Müslümanlara karşı yürütülen sistematik propaganda virüs misali yayılıyor. Hakaret etmekle muteber olduğunu düşünen şahısların zihinleri safsataların tesiriyle çökmüş durumda. Hırsızlıklar, kazalar, cinayetler, bilhassa kadın, çocuk ve hayvan tacizleri mevcut kin havasını sürdürmek için malzeme ediliyor. Müslümanları aşağılamak için fırsat kollayanlar, bu acılara, kanayan yaralara leşe çöken akbabalar gibi çöküyor ve hadiseleri ideolojik yorumlarına zemin olarak kullanıyor. Dinini başının üstünde taşıyan Müslümanlar, eşyanın tabiatı icabı bu durumdan rahatsız ama ellerinden de bir şey gelmiyor.

Doğrusu bundan sonra idarî mercîler cemiyetin moralini zedeleyen taciz, şiddet, cinayet haberlerine sadece yakın geçmişi değil, uzun vadeyi de kuşatacak şekilde filtre koymalıdır. Bilhassa çocuk kurbanların çarşaf çarşaf haberlerinin yapılması, sosyal medyaya malzeme edilmesi kat’i olarak yasaklanmalıdır. Kadın ve aile hususunda mühim tespitleri olan yazar Sema Maraşlı da bu hususa şöyle değinmiştir:

Hükümet cinsel istismar haberlerinin yayınlanmasına yasak getirmeli, zira bu ihbarların çoğu iftira ve bir kısmı kişisel kinden yapılıyorsa büyük bir kısmı da ülkede kaos çıksın diye yapılıyor. Pek çok Avrupa ülkesinde bu haberleri yayınlamak yasak, bizde de acilen yasaklanmalı. İftira atanlara ağır cezalar getirilmeli.

Ağır suçluları cezalandırma metodları üzerine muhakkak konuşulacaktır; yalnız bu iş insanların merhamet duygularını suistimal eden sosyal medya kullanıcılarının vazifesi değildir. Ancak ehil insanların bir araya gelip mutabakat sağlamasıyla çözülecek bir mevzudur. Şunu da göz önünde bulundurmalıdır: Faillerin çoğu suçu işlediği esnada muhakeme yapmaz. Gelecek cezayı düşünemeyecek kadar bozuk bir zihne, soğukkanlı bir yapıya sahiptir. Bu sebepten suçu azaltmada muvakkat tedbirlerle bir yere kadar başarılı olunur.

“Güzel Ahlâkı Tamamlamak İçin Gönderildim”

(Hadis-i Şerif)

Vaziyet o ki bu acı tablo Peygambersiz İslâm projesinin bir tezahürüdür. Çünkü Peygambersiz İslâm projesini tertipleyenlerin maksadı Müslümanların iman ve ibadetlerine zeval getirmek, aynı zamanda onları büyük bir ahlakî erozyona sürüklemektir. Projenin mimarları da bilir; Allahü Teâlâ Peygamberine ve onun sözlerine pek kıymet vermiştir. Peygamber ve ümmeti arasındaki bağı koparmak ancak hadis-i şerifleri ve onun örnek hayatını İslâm dininden tecrit etmekle mümkündür.

Muhammed “aleyhisselam” peygamberlik vazifesi icabı dinin anayasası olan Kur’an-ı Kerim’deki umumî hükümleri geniş manada açıklamış, kendisi de bu bilgileri tatbik etmiştir. Ayrıca bizzat emir ve nasihatler vererek çok sevdiği eshâbına rehber olmuştur. Allahü teâlânın ahlâkıyla ahlâklanan o büyük Peygamberin ve temiz eshâbının güzel huyları vesilesiyle İslamiyet çok hızlı yayılmıştır. Güzel ahlâka dair bilgiler eshab-ı kirâm ile nesilden nesile aktarılmış, İslâm âlimleri de büyük çalışmalar neticesinde bu bilgileri kitaplara geçirmiştir. Böylece bir felsefeden ibaret olan ahlâk ilmi sistem haline gelmiş, neşredilen yüzlerce kitap ile insanlara huylarını düzeltmesinin yolu gösterilmiştir.

“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” buyuran Peygamberi yok saymak, İslâmiyet’i yok saymaktır. İmanı, ibadetleri, ahlâkı yok saymaktır. Bazı ahlâksızlıkları yapanlar üzerinden mensup oldukları dini suçlamak ise büyük bir zorbalıktır ve en çok “Peygambersiz İslâm” projesine hizmet edenleri keyiflendirir. İnsanların gözünde İslâm dini küçük düşürüldükçe, projenin maksadına uygun neticeye varılmış olur.

Netice

Tekrar edelim; İslâm dinine tâbi’ olmayan her insan kötülüğe yatkındır demiyoruz. Dinini hakîkî manada yaşayan temiz insanlar bu suçların kenarından köşesinden bile geçmez diyoruz. Tâ en başından beri İslâmiyet’e, Müslümanlara iftiralar atanlar bilmezler ki İslâmiyet güzel ahlâk dinidir. Kötülüğe meyyâl olanların ahlâkını değiştirecek yegâne kaynaktır.

Ahlâk ilmi mütehassıslarının kitaplarından nasiplenmeyenler çabalasalar da bu hakîkâtin üstünü örtemezler. İşte bu âlimlerden Ali bin Emrullah hazretlerinin hazırladığı Ahlâk-ı Alâi kitabından bir iktibas:

Âlimlerin çoğuna göre herkesin ahlâkı değişebilir. Hiçbir kimsenin huyu yaradılıştaki gibi kalmaz. Sonradan değişebilir. Ahlâk değişmeseydi Peygamberlerin “aleyhimüsselâm” getirdikleri dinler fâidesiz, lüzûmsuz olurdu. Âlimlerin sözbirliği ile koymuş oldukları terbiye ve cezâ üsûlleri abes olurdu.

Seneler evvel “âhir zamanda İslâm dininin yalnız kokusu kaldı” buyurmuş tasavvuf büyükleri. Hakîkî din terbiyesi verecek tedris müesseseleri ve çocuğunu terbiye etme endişesi yaşayan aileler ise yok denecek kadar az. Allah âhirimizi ve âkıbetimizi hayır eylesin.

 

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here