Anasayfa Hayat

Sosyal Medya ve Dergiciliğin Rekabeti

PAYLAŞ

Bir hobiniz var mı bilmiyorum, ben kendimi bildim bileli otomobillerle ilgilenirim. İngilizler benim gibi otomobil meraklılarına “Petrol Head” yani benzin kafa diyorlar. Bizde kullanılan “ya bizim oğlan da araba hastası/manyağı” tabirinden daha havalı durduğu için petrol head diyorum tabi ki. Petrol head’ler otomobil dünyasından geri kalmamak için buldukları bütün dergileri alır, okurlar. 10 yaşımda Beyazıt bit pazarında aldığım ilk otomobil dergisi Almancaydı. Anlamadan o kadar çok tekrar etmiştim ki artık bazı kelimelerin manalarını tahmin ediyordum. Daha sonra Türk dergilerine abone oldum, yıllarca biriktirdim, bir kere değil defalarca okudum. Elimde ciddi bir koleksiyon oldu. Peki ya şimdi? Elime araba dergisi almayalı 6-7 sene oldu sanırım. Hiçbir eksiklik hissetmiyorum. Ne değişti de dergileri bıraktım?

Bu yazıyı otomobil dergiciliği üzerinden yazıyorum ama aslında pek çok sahada durum aynı. Sosyal medya devrimiyle herkesin kolayca muhteva üretebiliyor olması ana akım medyayı, dergicileri hayli zorluyor. Başlangıçta dergilerle rekabet edecek kalitede olmayan sosyal medya hesapları zamanla kendilerini geliştirdi ve o dergilerin alternatifi durumuna geldiler. Eskiden haftalık çıkan dergiler artık aylık çıkmaya başladı, ona rağmen eski satış adetlerini yakalamaktan uzaklar. Benim gibi çok kimse artık dergi almaz oldu. Onun yerine kendileri gibi o işin gerçekten meraklısı olanların kurduğu internet sitelerine girmeye, onların açtığı sosyal medya hesaplarını takip etmeye başladılar.

Aslında Türkiye’deki dergilerin bu durumuna şaşırmamak gerekiyor. Türkiye’de uzun yıllar aralıksız yayın yapan ve yüksek adetli satan iki otomobil dergisi vardı; Otohaber, AutoShow. Bu dergiler çeşitli vesilelerle(10.yıl sayısı vb.) yayınladıkları kuruluş anılarında bu işe gazeteci olarak başladıklarını yazmışlardı. İşin Türkçesini anlatalım. Piyasada çok satan bir gazete yönetim kurulu toplanıyor, bakıyorlar piyasada otomotiv dergisi ihtiyacı var, dağıtım karteli zaten ellerinde, baskı deseniz matbaaları var, finansal güçleri var. Gazete ekibinden birkaç genci bu işe kaydıralım bir “araba dergisi” çıkarsın diyorlar. Tabi haklarını yemeyeyim, zaman içerisinde kendilerini geliştirdiler. Bugün kendilerine rakip olan sosyal medya hesapları da bir zamanlar bu dergileri okuyarak büyüdü. Fakat en nihayetinde kuruluş vizyonu zayıftı. Bu da ekibe, işe ayrılan bütçeye ve nihayet çıkan mamüle yansıdı.  Bir zamanlar mecburiyetten heyecanla beklediğimiz sayılar artık yavan gelmeye başlamıştı. Tam da bu esnada işi gerçekten severek yapanların ortaya çıkması bu dergilerin işini iyice zorlaştırdı.

Sosyal Medyanın Avantajları

Eskiden mecbur olduğumuz için dergi alıyorduk ama artık alternatif çok fazla. Peki bu sosyal medyanın dergilere göre ne avantajı var? İlk akla gelen, sosyal medya hesaplarına erişim çok kolay, telefonunuzla istediğiniz anda ulaşabiliyorsunuz. Herhangi bir ücret de ödemiyorsunuz. Kanalın sahibi video izlenmelerindeki reklamlardan, firmaların sponsorluklarından para kazanıyor. İşin maddi yönünde sosyal medya avantajlı, peki ya derginin verdiği tadı veriyor mu?

En başta sosyal medyadaki son kullanıcıyla yakın temas ve samimiyet avantajı çok önemli. Başarılı hesaplar sürekli şekilde takipçilerin taleplerini değerlendirip buna göre muhteva planlaması yapıyorlar. Takipçiler de isteklerinin kulak arkası edilmediğini bildikleri için sürekli yeni şeyler talep ediyorlar. Bu da kanalların sürekli kendini geliştirmesini ve takipçileri tarafından daha çok beğenilmesini sağlıyor. Klasik dergicilikte ise durum şöyleydi; lisede okurken okur köşesine yolladığım mektubun 5-6 ay sonra dergiye çıktığını görünce sevgilisinden mektup almış aşık gibi eve gittiğimi çok iyi hatırlıyorum.

Sosyal medya hesaplarının avantajlarından birisi de crowdsourcing yani kalabalığı kaynak olarak kullanma. Sosyal medya hesapları/internet siteleri editör olarak o sahaya meraklı gençlerden istifade ediyorlar. Bunun için herhangi bir ücret de ödemiyorlar, genç de böyle bir yapının parçası olmaktan gayet mutlu oluyor. Neticede boş zamanlarında hobisi olan bir işi yapıyor, yeni arkadaşlar ediniyor, piyasadan uzak kalmıyor vs. Dergici ise editör için para ödüyor. Üstelik bunu bir iş olarak ve para için yapan editörün çıkardığı iş çoğunlukla daha kötü oluyor. Meseleye sadece çalışan cihetinden bakmamak gerekiyor. Sosyal medyanın samimiyet faktörü burada ortaya çıkıyor; çok nadir bulunan lüks veya spor araçların sahipleri test videosu çekilmesi için araçlarını teslim ediyorlar. Böylece bir Türk dergisinde kolay kolay göremeyeceğiniz Ferrari, Lamborghini, Rolls Royce testleri çok daha düşük imkanlarla açılan hesaplarda gerçekleşiyor

Bir derginin hacmi, sayfa sayısı belli. Oysa internet mecrasında neredeyse sınırsız yer var. Seyahat dergisi düşünün, bir mekanla ilgili paylaşabileceği fotoğraf sayısı belli. Halbuki amatör bir seyyah bile gittiği yerin videosunu çekip paylaşabiliyor. Derginin fasılası belli iken sosyal medyada böyle bir kısıtlama yok, ne kadar sık video üretebilirseniz o kadar sık yükleyebiliyorsunuz. Bu da takipçilerin hoşuna gidiyor. Dahası takipçiler artık canlı yayınları dahi tercih ediyorlar. Teknoloji gibi çok hızlı gelişmeler olan bir sahada yayınlanan bir aylık teknoloji dergisinin anlık olarak sürekli güncel bilgileri paylaşan kaliteli bir hesapla rekabet etmesi gerçekten zor.

Artık kurumsal firmalar da sosyal medyanın gücünün farkına vardılar ve bu hesapları daha çok ciddiye alıyorlar. Uzun süredir takip ettiğim Otopark.com sitesine daha önceden test arabası dahi vermeyen firmalar şimdi model lansmanları için yurtdışına götürüyorlar.

Hakim olduğum bir konu olduğu için otomobil dergisi özelinde anlatmaya çalıştım ama diğer pek çok alanda da durum benzer. Gerçekten kaliteli ve özgün muhteva üretemeyen dergiler amatör ruhla hareket eden sosyal medya hesaplarına mağlup oluyorlar. Sosyal medya devrimi tarihte eşine rastlanmayan bir fırsat eşitliği sundu. Gerçekten bir işte çok iyiyseniz küçük harcamalarla açacağınız bir sosyal medya hesabıyla ciddi takipçi kitlesi edinebilir, geçiminizi dahi buradan temin edebilirsiniz. Bu devrimin en güzel tarafı bir işi gerçekten iyi bilen insanları tanıdık. Bu insanlar da sevdikleri işle ilgilenme fırsatı buldu. Dergiler için durum tamamen ümitsiz değil. Özellikle Avrupa’da işini gerçekten iyi yapan dergiler halen çok yüksek adetlerde satılıyor. Tüketici kaliteli ürün istiyor, bunu sağlayanları da ödüllendiriyor.

 

 

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here