Anasayfa Kitabiyat

Kitap İncelemesi: Çember

PAYLAŞ

Sovyetler Birliği ve Sosyalist Doğu Bloku yıkılınca “Büyük Birader” peşimizi bıraktı mı dersiniz? Teknolojik aletlerle hayatımızın örümcek ağı gibi sarıldığı şu günlerde daha donanımlı bir Büyük Birader’in ağına düşmüş olabilir miyiz? Çember tam da bu soruları düşündüren bir distopik roman.

Çember son dönemlerin popüler bir korkusuna odaklanıyor. Hayatımızın her alanına giren teknoloji, geleceğimizi kabusa çevirebilir mi? Son dönemlerde bu sorunun cevabının arandığı bir çok kitap, film ve dizi var. Bunlardan ilk akla gelen şüphesiz Black Mirror dizisi oluyor. Her bölümünde çok farklı konuların işlendiği dizinin istisnasız bütün bölümleri çok seyredildi. Yani insanların bu konuya alakası son derece fazla.

Dave Eggers çağdaş Amerikan edebiyatının genç sayılabilecek (1970 doğumlu) bir temsilcisi.  Türkçe’ye çevrilmiş 5-6 kadar kitabı olsa da popülerliğini bu yazıya da konu olan Çember’e borçlu. Eggers bu eseriyle çok satanlar listesinde de uzun süre yer aldı. Çember, Türkçe’nin de aralarında bulunduğu onlarca dile çevrildi, ciddi satış rakamlarına ulaştı.

Çember Ne Anlatıyor?

Çember günümüzün Google’ına benzer bir şirket. Kahramanımız Mae bu şirkette yeni çalışmaya başlayan iyi niyetli bir genç. Çember’de dünya çapında beyinler çalışıyor, çok büyük projeler geliştiriliyor. Dünyanın en büyük şirketi olan Çember’i bu seviyeye taşıyan ise GerçekSen uygulaması oluyor. Sosyal medya uygulamalarına, alışveriş sitelerine vs. hep bu uygulama ile sahip olduğunuz GerçekSen kimliği ile girebiliyorsunuz. GerçekSen kimliği ile yaptığınız herşeyin izlendiğini söylememe gerek yok sanırım. Çember, geliştirdiği teknolojileri ilk olarak çalışanlarına dağıtıyor ve onların bunları kullanmasını istiyor. Şirketin yeni ürünü olan bir kolye şeklindeki DeğişimiGör kamerasını kahramanımız Mae’ye takılıyor. Mae’nin yaşadığı hayatın her anı sosyal medya uygulaması ile dünyanın her tarafından izlenebiliyor. Bu kameralar vasıtasıyla suçlular çok hızlı şekilde bulunabiliyor, insanların hırsızlık vb. suç işlemesinin önüne geçiliyor. Zamanla bu kamera yayılıyor ve Değişimigör kamerası takmayanlara potansiyel suçlu muamelesi yapılmaya başlanıyor. Çember’in tehlikesini anlatmaya çalışan insanların ise bir şekilde bilgisayarlarında suç unsuru tespit edilip toplum tarafından itibarları yerle bir ediliyor.

 

Kitabın Edebi Yönü

Anlatımda ve kurguda bir yavanlık kendini hissettiriyor. Kitapta özgün bir dil veya çarpıcı anektodlar, cümleler göremiyorsunuz. Keza 1984 gibi okuduğunuzda sizi kendi dünyasına sokan ve sizi orada düşündüren bir atmosfer de yakalanamamış. Bir şekilde kitabın dışında kalıyorsunuz, kahramanımız gibi hissetmek yerine ona akıl verirken buluyorsunuz kendinizi.

Black Mirror dizisinde yakalayabileceğiniz felsefi derinlik de yok Çember’de. Halbuki gizliliğin doğası üzerine çarpıcı misallerle, insanların ve cemiyetin gizlilik psikolojisi üzerine tahlillerle kitap zenginleştirilebilirdi. Aynı anda Umberto Eco’nun Foucault Sarkacı’nı okuyor olmam da Eggers’in şanssızlığı oldu belki. Eco’nun eseri ile mukayese edildiğinde Çember’in adeta çocuk kitabı gibi sığ kaldığını söylemeden geçemeyeceğim. Umberto Eco olmak kolay değil elbette.

1984’te okuyucu kasvetli ve karamsar bir dünyanın içerisine çekilirken Çember’de hadiseler çok sakin ve nispeten keyifli bir hayat içerisinde cereyan ediyor. Bu muhtemelen şuurlu bir tercih. Günümüz insanının da sakin ve keyifli bir yaşam içerisinde kötü sona yol aldığı anlatılmak istenmiş. Fakat bu sakinlik kurgudaki ve anlatımdaki basitlikle birleşince kitabın sürükleyiciliği kalmıyor, zorla okuyorsunuz.

Netice

Çember, yavan anlatımına ve zayıf kurgusuna rağmen çok satan bir kitap oldu. Şüphesiz bunun en büyük sebebi Çember’de kurgulanan distopik dünyanın çok yakınımızda olması. Diğer yandan Çember okumadığınızda çok da bir şey kaybetmeyeceğiniz bir kitap.

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here