Anasayfa Tarih

Kavgaların Ortasında Bir Alim: Mustafa Sabri Efendi – Yanlışlar ve Gerçekler

PAYLAŞ

Bu hafta bir “Mustafa Sabri Efendi tartışması” çıktı. Tokat’taki imam-hatip lisesine, memleketi olduğu için Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi’nin ismi verildi. Ama gelen reaksiyon üzerine vazgeçilip okulun ismi “Tokat Şehit Yakup Akdağ Anadolu İmam Hatip Lisesi” olarak değiştirildi.

Reaksiyonun sebebi ise, Mustafa Kemal Paşa, arkadaşları ve Ankara aleyhindeki meşhur idam fetvalarını onun verdiği iddiası. Bu münakaşa merkezinde Şeyhülislâm’ı müdafaa edenlerin de karalayanların da söylediklerinin hepsi tarihi yanlışlarla doluydu.

Anakronizm ve İdeolojik Okuma

Bu yanlışların temelini de anakronizm dediğimiz tarih okuması oluşturuyor. Yani bugünün bakış açısı ile geçmiş tarihi devirleri değerlendirme.

Tarihi, günümüzün normları, ölçüleri ile tarttığımızda kullandığınız argümanların da yanlış çıktığını farketmiyorsunuz. Hele de bu bakış şahıslara değil bir kitleye sirayet etmişse… Dolayısıyla binlerce insanın okuduğu gazete de olsa ideolojik cepheleşme sebebiyle bariz yanlışlara düşüldüğü farkedilmiyor.

İdeolojiler; adı ve muhtevası ne olursa olsun, “şahısların” mahsulüdür. Belli sınırları vardır. Bu sınırların dışında düşünen kimse “hain” kabul edilir. Hıyaneti sebebiyle dışlanır. İdeolojiler tartışmaya kapalı fikri yapılardır.

Neticede bir ideolojik bakış, ilim ve sanatın içine sokulduğu vakit peşin hüküm doğurur. Ancak hakikatler fikirlerin çarpışmasından doğar.

Yanlışlar ve Gerçekler
Şimdi baştan sona hatalı ve uydurma olan iddiaları nakledip tarihi hakikatleri şöyle sıralayabiliriz:

1- Mustafa Kemal ve Ankara hareketi hakkındaki idam fetvasını Mustafa Sabri Efendi vermiş. 

Yanlış. O fetvayı veren bir başka şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah Efendi’dir. O tarihte meşihatta (10 Nisan 1920), yani şeyhülislâmlık makamında Dürrizâde vardır.

2- Mustafa Sabri Efendi, Damad Ferid’in “değişmez şeyhülislâmı” imiş ve bu makama beş defa gelmiş.
Bu da yanlış. Ferid Paşa beş hükümet kurmuş ama Mustafa Sabri’ye beş değil, dört hükümette görev verir. Dördüncü hükümetin sadrazamı Dürrizade’dir. Fetva da bu hükümet tarafından verilmiştir.

3- Mustafa Sabri Efendi, Ferid Paşa ile beraber Sevr Antlaşması’nı imzalayan hükümet üyesiymiş.
Büyük yanlış. Sevr Antlaşması’nda ne Damad Ferid’in, ne Mustafa Sabri’nin ve yahut hükümetin imzası vardır. Bu belgeyi Bern temsilcisi Reşad Halis, her ikisi de “Âyân Meclisi Üyesi” olan, vaktiyle İttihadçılar arasında bulunan filozof Rıza Tevfik Bölükbaşı ve Hâdi Paşa imzalamıştır.

Hangi ideolojik yorumla bakarsanız bakın tarihi hakikatler bunlardır.

Mustafa Sabri Efendi Nerede Yanlış Yaptı?
Evvela şunu net bir şekilde söylemek gereki; Mustafa Sabri Efendi imparatorluğumuzun son devirdeki en mühim din âlimidir. Bunu bugün bizim içimizde gözlerini kapatıp kabul etmeyenler olsa da dünya ilim alemi kabul ediyor. Sabri Efendi ve eserleri üzerine yapılan akademik çalışmaları (doktora ve yüksek lisans tezleri, hakemli dergilerdeki akademik makaleleri, sempozyumları) dileyenler araştırıp kolayca bulabilir. Mesela; daha yeni “Mustafa Sabri Efendi’nin İslam Düşüncesine ve Yeni Kelam Çalışmalarına Katkısı” isimli uluslararası toplantı 8 Ağustos 2017 tarihinde İSAM’da gerçekleşti.

Ancak İslam tarihinde din adamlarının siyasetle ilgilenmeleri, politik tartışmalara girmeleri de hiçbir zaman doğru görülmemiştir. Dolayısıyla Mustafa Sabri Efendi politikaya girmekle yanlış yapmıştır. Hatta 2. Meşrutiyet sonrasında partisine üye yapmak için bazı din alimlerine gitmişti. Ulemadan pek çok kimse çeşitli bahanelerle teklifi geri çevirmiştir. Çünkü politik kavga ve fitnelerin ilme zarar verdiği tarihi bir gerçektir.

Sabri Efendi mücadeleci yapısıyla devrindeki kavgalara girmekten geri duramamıştır. Bu fetvalar ona ait değildir. Ancak tıpkı İttihad ve Terakki’ye dini sebeplerle muhalefet ettiği gibi Ankara’ya da karşı çıkmıştır. Kendisi İttihadçıların din aleyhindeki politikalarına her zaman muhalif olup Hürriyet ve İtilaf Fırkasının mensuplarındandı. Dolayısıyla Ankara’ya sızan böyle İttihad Terakki mensupları olduğunu görmüş, bunlara da şiddetli şekilde muhalefet etmiştir.

Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından sonra yurt dışına çıkmıştı. 150’likler listesine alınıp Türkiye’ye girişi yasaklandı. Muhalefetini yurt dışında Batılılaşma adına yeni inkılapların yapıldığı genç Cumhuriyet için de sürdürmüştür. Yaptığı neşriyat ile yayınladığı yazılar çok keskin ifadeler ve şiddetli yorumlar ihtiva eder.

Yaşasaydı Ne Derdi?

Gerek laik Cumhuriyete olan duruşu gerekse modernist-İslamcı yorumlara karşı tavrı sebebiyle acaba Mustafa Sabri Efendi yaşasaydı, isminin bir okula verilmesini ister miydi?

Onun İslam coğrafyasındaki ilim adamları başta olmak üzere, Batılı oryantalistler de dikkatle eserlerini incelemektedirler. Böyle bir ilim adamı oluşu aslında mevzunun en mühim noktasıdır. Aslında ilim sahasında herkesçe kabul edilen birinin muhalefeti hazmedilemiyor. Yoksa 150’likler arasında onun gibi olan hatta Cumhuriyet idaresine karşı ondan daha şedit isimler vardır ki, bugün isimleri devlet müesseselerinde yaşamaktadır.

Tabii 150’liklerin pek çoğu pişmanlıklarını ifade edip, Ankara’dan af dilerken onun geri adım atmaması dikkat çekiyor. Mesela bu 150’likler arasında Refik Halit Karay’da vardır ki, o muhalif düşüncelerine tövbe edince affedildi.

Sabri Efendi’deki şiddetli muhalif duruşun aynısını, Sevr’de imzası olan Rıza Tevfik’de de görüyoruz. Senelerce Suriye’de yaşamış, 10 Kasım 1938’den sonra İsmet İnönü tarafından Türkiye’ye getirilmiştir. Belki Sabri Efendi  muhalefetini sürdürmeseydi veya İsmet Paşa ile arası iyi olsaydı, hakkında bu yanlışlara, peşin hükümlere düşülmeyecek, kavgalar çıkmayacaktı.

Ya Diğerleri Ne Olacak?

Aslında oldukça şaşırtıcı olan nokta şudur ki: Kazım Karabekir, Enver Paşa, Rauf Orbay, Necip Fazıl, Ali Fuat Cebesoy gibi birçok muhalifin adı okullara, caddelere verildi. Hatta muhalefetiyle, ithamlarıyla Mustafa Sabri Efendi’den katbekat ağır ifadeler kullanan Doktor Rıza Nur adına Sinop’ta kütüphane bulunmaktadır. Keza böyle benzer kimselerin de isimleri bugün çeşitli devlet müesseselerine verilmiştir. Yine Cumhuriyet’in kurucu kadrosunu “Deccal” olarak vasıflandıran Said-i Nursi ‘nin adı ilkokul ve liselere verilmiştir. Bu isimler çoğaltılabilir.

Ama ortada çok daha mühim bir problem var: Mustafa Sabri Efendi’nin aleyhinde hakarete varan iddia sahiplerinin onun hakkında hiçbir şey bilmemeleri bir tarafa, şeyhülislâmın ismini okula verenlerin de susmaları daha da hayret verici.

Bu kadar bariz bir yanlışa “Bu fetva ona ait değil” bile diyememeleri çok garip… Bunun yerine yanlışlıkla bu adın verildiği söylenip hemen değiştirildi. Bir insanın ismi, hele de böyle meşhur bir isim nasıl yanlışlıkla bir okula verilebilir ki? İhtimaldir ki müslümanlar arasında bulunan Afgani-Abduh çizgisindeki modernist harekete karşı tavizsiz, muhafazakar duruşu da bu değişikliği kolaylaştırmış olabilir.

Çünkü 150’likler listesi ve onların fikirleri incelendiğinde ağzı açık bırakan pek çok şey görülecektir. Onlara karşı hiçbir münakaşa çıkarılmazken Mustafa Sabri adının malzeme yapılması düşündürücüdür.

Niye ismi verildi? Farzedelim, memleketi Tokat olduğu için. Hakkındaki haberler doğru mu? Hayır yanlış. İddialar yanlışsa ismi niçin değiştirilerek yanlışlar, doğruymuş gibi kabul edildi? … Madem rejimle, kurucu kadroyla problemi olan, muhalefeti olan isimlerin adı değiştirilmeli, o zaman bu zikrettiğimiz isimlere niçin kimse dokunmuyor?

Hülasa ülkemizin tarih bilgisinin, şuurunun seviyece bu kadar düşük oluşu üzücü. Türkiye; tarihe ve tarihi şahsiyetlere olan problemli bakış, ilmi hakikatlerle ideolojik yorumların birbirine karışması sebepleriyle daha pek çok kavgalara gebe…

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.