Anasayfa Hayat

“Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri” Ulusların Düşüşü Kitap İncelemesi

PAYLAŞ

Neden bazı milletler başarılı olup, zengin ve refah dolu bir hayat sürerken başka milletler sefalet içerisinde yaşıyorlar? Kimi ülkelerde hukuk, demokrasi, insan hakları gelişmişken birçok millet diktatör yönetimlerin zulmü altında yaşamak zorunda kalıyor. Bütün bu yaşananların temelinde ne var? İşte Ulusların Düşüşü bu sorulara cevap arıyor.

Ulusların Düşüşü, Daron Acemoğlu ve James Robinson’un 15 senelik çalışmalarının bir mahsulü. Kitap gelir adaletsizliği, eşitsizlik ve ekonomik kalkınma konusunda dünya çapında bir üne sahip. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg de okunmasını tavsiye edince kitabın popülerliği bir kat daha arttı. Çeşitli ülkeler üzerinden karşılaştırmalı olarak, onları “kazanan” veya “düşen” haline getirenin ne olduğunu açıklayacak tek bir teori ortaya koymaya çalışılıyor. Bu soruya bugüne kadar verilmiş olan cevaplar da ele alınıp bu hipotezlerde görülen eksikler de ortaya konuyor. En nihayetinde yazarlar kendi teorileri olan “Müesseselerin (kurumların/teşkilatların) gelişme üzerindeki tesiri” ortaya koyup misallerle destekliyorlar.

Kitapta sade ve akıcı bir dil hâkim. Ne rakamlar arasında boğuluyorsunuz ne de teknik siyasi terimler arasında kayboluyorsunuz. Konuların sürekli çarpıcı misaller verilerek anlatılması kitaba olan ilginizin kaybolmamasını ve bir çırpıda okumanızı sağlıyor. Konuların tarihi ve sosyal temelleriyle ele alınmasıyla bir iktisat kitabının yanında hem dünya tarihi hem de sosyoloji kitabı okuyormuşsunuz intibasına kapılıyorsunuz.

 

Daron Acemoğlu kimdir?

Dünyanın en iyi ekonomistleri arasında gösterilen Daron Acemoğlu’nun uzmanlık alanları arasında gelir dağılımında eşitsizlik, ekonomik büyüme, kurumların ekonomi üzerine tesiri gibi konular bulunuyor. Dünyanın en iyi üniversitelerinden MIT’de profesör olan Acemoğlu, makalelerinden en çok alıntı yapılan 10 ekonomist arasında gösteriliyor. Son yıllarda Ulusların Düşüşü’nün de konusu olan “kurumların ekonomik gelişim ve siyasal ekonomideki yeri” üzerine çalışmalar yürüten Acemoğlu, 2013 yılında klasik büyüme ve kalkınma teori ve modellerine farklı bir perspektifle yaklaşımı nedeniyle T.C. Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’ne layık görüldü.

“Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri”

Kitapta konular anlatılırken karşılaştırma üzerinden anlatım metodu seçilmiş. ABD ile Meksika, İngiltere ve İspanya gibi birbirine sınırı olan hatta Kuzey ve Güney Kore gibi aynı milletten olan devletlerin nasıl olup da birbirinden bu kadar farklılaştığı incelenmiş. Bunun için önce bölgenin ve ülkenin tarihini ele alıp orada yaşanmış büyük olaylar(devrimler, bulaşıcı hastalıklar, savaşlar, göçler vb.) üzerinden cemiyet yapısının ve devamında kurumların dönüşümü inceleniyor. Yazar bu büyük olayların neticesinde o ülkede kapsayıcı veya sömürücü kurumların hâkim olduğunu iddia ediyor.

Hülasa, kitap kurumların iktisadi ve siyasi gelişimdeki rolü üzerinde duruyor. Bir ülkede iki tür kurum hakim olabilir. Kapsayıcı kurumlar veya sömürücü kurumlar. Bu iki kurum Acemoğlu tarafından bir konuşmasında şöyle özetleniyor;

“Kapsayıcı kurumlar çok basit. İş dünyasında size istediğiniz şeyleri veren kurumlar kapsayıcı kurumlar. Mülki hakları emin, yargı sistemi çalışıyor ve her insanı aynı şekilde değerlendiriyor. Rekabetçi yapı, bir şirket bir tekel her şeyi eline alıp kontrol edemiyor. İş piyasasında işler zorla, güçle olmuyor, piyasa koşullarına göre oluyor. Ve bir fırsat eşitliği var. İnsanlar geldikleri şehirlere, ailelerin isimlerine, ten renklerine göre sınıflandırılmıyor. Becerilerinize göre, piyasada yeni ufuklara yelken açabiliyorsunuz… Kapsayıcı kurumlar böyle.

Peki dışlayıcı(sömürücü) kurumlar da bunun tam tersi. Mülki haklar yok. Yargı kurumlarıyla ilişkiye giriyorsanız, soyadınız, ahbaplarınızın kim olduğu çok önemli. Rekabetçi değil tekelci bir yapı. Piyasa yerine zor, güç ve kontrol belirleyici. Fırsat eşitliği yok. Bazılarının işi çok kolay bazılarının işi ise çok zor. Kapsayıcı kurumlar büyümeye çok daha yardımcı oluyor. Dünyadaki bu zenginlik ve fakirlik uçurumunu anlamak istiyorsak, bu kapsayıcılık ve dışlayıcılık noktasından başlamamız gerekiyor.”

 

ELEŞTİRİLER

Henüz kitabın ilk sayfalarında hemen kenara şöyle bir not düşmüştüm. “Ama Güney Kore bir diktatörlük iken kalkındı”. Gerçekten de Kore’nin başına bir askeri darbe ile geçen General Park ülkeyi hızlı bir büyüme grafiği kazandırmıştı. İnsanlar da Acemoğlu’na benzer bir soru soruyorlar; Çin nasıl yıllardır büyük bir hızla büyümeye devam ediyor?  Acemoğlu bunu sömürücü büyüme olarak adlandırıyor. Muhakkak bir yerde son bulacağını iddia ediyor. “Sömürücü kurumlar iki nedenden ötürü sürdürülebilir teknolojik değişim üretemezler; ekonomik teşviklerin yokluğu ve yıkıcı inovasyonun siyasal sonuçlarından korkulması.” Nitekim kitapta verilen Sovyetler birliği örneği de bu şekildeki bir  büyümenin sürdürülebilir olmadığı konusunda sizi ikna ediyor. Sovyetler Birliği 2.Dünya Savaşından sonra tarım ağırlıklı ekonomiyi bırakıp sanayiye yönelerek her sene çok ciddi oranlarda büyümüştü. Fakat sistem insanları teşvik edip yeni teknolojilere de alan açmadığı için ekonomi yavaşladı ve sonunda ülkeyi yıkıma götüren ekonomik krizler baş gösterdi.

Çin ekonomisi yıllardır çok büyük bir ivme ile büyüyor.

Acemoğlu’nun bir röportajından;

“Ama dediğim gibi, altta yatan yapısal problemlerden daha çok endişeliyim. Bir IMF programının yardımcı olabileceğini düşünüyorum, ama sadece kısa vadede değil orta vadede düşünmemiz gerekiyor.”

Acemoğlu’na yönelik eleştirilerimden birisi de ulus devletlerin karşısında olup onları küreselci sermaye odaklarına yönlendirdiği yönünde. IMF programlarının pekçok devlet için kurtarıcı olacağını iddia ediyor. Halbuki IMF desteği alan ülkelerin kendilerine dayatılan neo liberal politikalarla nasıl çöküşe sürüklendiğini misalleriyle anlatan Sanayileşmenin Gizli Tarihi kitabı(Ha-Joon Chang) hiç de Acemoğlu gibi toz pembe bir tablo çizmiyor.(Önümüzdeki günlerde bu kitap hakkında da bir inceleme yazısı kaleme almayı düşünüyorum.)

Arjantin merkez bankasının özelleştirilmesini güzel bir hamle olarak anlatıyor. Bu sayede ülkenin yönetimini elinde tutan elit grubun istediği gibi para basıp, yandaşlarına dağıtıp, seçim öncesi halka para dağıtıp kendi iktidarları uğruna ülkeyi ateşe atamayacaklarını söylüyor. Bununla ilgili Afrika ülkelerinden misaller de veriyor. Diktatörün istediği para basma kararını ülkenin menfaati için reddeden merkez bankası başkanının camdan atılması gibi çarpıcı örnekler veriyor. Peki bu merkez bankaları hükümet kontrolünde olmayınca gerçekten bağımsız mı oluyor, yoksa başka güç gruplarının eline mi geçiyor? Bu konuda bir şey söylenmiyor. Kitapta olayların akışı ve mantık kurgusu öyle ustaca planlanmış ki hiç amasız yazılanları kabul ediyorsunuz. Tabi eğer konuya başka açıdan bakan kitaplar okumadıysanız. Yeri gelmişken merkez bankaları, faizler ve dünyada hâkim olan finans sistemiyle ilgili  çarpıcı bir eser tavsiye edebilirim. Mete Gündoğan’ın Narkoz adlı kitabı. Kitap dünyada mevcut finansal yapıyı çok basit bir şekilde tarif ediyor. Merkez bankalarının bağımsız, ayrı bir şirket olmalarının kitapta iddia edildiği gibi ülke menfaatlerine hizmet etmediğini, ABD ve sermaye sahiplerine hizmet ettiğini iddia ediyor. En azından bir de bu zaviyeden de bakmakta fayda var.

Kitabın orijinal ismi “Why nations fail”. Uluslar neden kaybeder diye çevrilebilir. Özellikle komplo teorilerini sevenler burada bir mesaj olduğunu, Acemoğlu’nun zaten ulus devletlere karşı olduğunu kitabın adında da bunu kastettiğini söylüyorlar. Çok gerekli bir eleştiri olarak görmüyorum ama böyle söyleyen birçok kimseye rastladığım için bilgi mahiyetinde paylaşmak istedim.

Netice

Her şeyden önce Ulusların Düşüşü çok başarılı bir araştırma kitabı. Her bir hadisenin geçmişi çok iyi irdelenerek sebepleriyle ortaya konuluyor. ABD ve Meksika arasındaki eşitsizliğin kökenini anlayabilmek için İspanyol ve İngiliz sömürgecilik devirlerine kadar gidiliyor. O devirde İspanya ve İngiltere’nin sömürgecilik davranışları, devlet mentaliteleri, yaşanan olaylar, sosyal yapılar ve değişimler vs teferruatıyla incelenip bugünkü eşitsizliğe ortaya çıkaran süreç merhale merhale ele alınıyor. Neden böyle tarih kitapları yok diye hayıflandım.(Varsa bilmek ve okumak isterim) Yazının başında da belirttiğim gibi kitap tam 15 senelik bir çalışmanın neticesi. Bu kadar emeğin karşılığı alınmış elbette, kitap birçok dile çevrildi, bütün dünyada okunuyor. Ülkemizde böylesine uzun süreli bir çalışma ile yazılan kitap okumadım, demek ki dünyaca okunan eserlerimizin olmayışının sebeplerinden birisi de yeterli çalışmayı yapmayışımız.

Kitabın ikinci öne çıkan yönü metodolojisi. İbni Haldun Mukaddime’sinde devletlerin kuruluşu, gelişmesi ve çöküşü hakkında çeşitli fikirler öne sürmüştü. Mukaddime tarih ilmini kuru bir olaylar zinciri olmaktan çıkarıp, hadiseleri derinlemesine yorumlayarak,  ortaya tarih, siyaset, sosyoloji konularında bir perspektif koyduğu için bugün hâlâ raflarımızda. Ulusların Düşüşü’nü okurken de aynı duyguları yaşıyorsunuz. Bu kitap ülkelerin ve milletlerin içinde bulundukları durumu tahlil edebilmeleri, geçmişteki hadiselerin neden sonuç ilişkisi içerisinde bugüne yansımalarını ve nasıl daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz sorusunun cevabını bulmaları için ortaya bir araştırma metodu koyuyor.

Kitap ülkelerin iktisadi, siyasi ve sosyal gelişiminin kurumlar sayesinde gerçekleştiğini veya engellendiğini öne sürüyor. Bu tezini ispatlamak için dünyanın her yerinden onlarca misal veriyor. Gelişimin önünde engel olmayan, karar alma mekanizmasına herkesin daha fazla katılımcı olduğu, adalet mefhumunun temel alındığı, hesap sorulabilir ve şeffaf  kurumlar oluşturmak gerektiğine ikna oluyorsunuz. Ve bu okuduklarımızdan öğrendiklerimiz sadece ülke yönetiminde uygulanabilecek şeyler değil, şirketlerde hatta ailemizde bile uygulayabiliriz.

Son olarak şunu da eklemeliyim, bize sürekli kitaplarda okutulan “Osmanlı sanayi devrimini kaçırdı” cümlesinin arka planı tıpkı bu kitaptaki gibi metodolojik bir şekilde araştırılmalı. Evet, sanayi devrimi kaçırıldı, ama neden? Buna hangi faktörler sebep oldu? Tarihden ibret almak istiyorsak yaşananları sebep netice ilişkisi dahilinde ortaya koyabilmemiz gerekir. Yoksa aynı hatalar tekrarlanır, biz de debelenir dururuz.

 

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.