Anasayfa Röportaj

Ebedi Seadet Yolunda Bir Ömür: Hüseyn Hilmi Işık

PAYLAŞ
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci Hoca, suallerimizi cevapladı.

Hem uzun yıllar Mürşid-i Kâmil’den ders almış bir âlim hem de fen ilimlerinde tahsil görmüş bir kimyager… Zor bir zaman diliminde dinî hizmetler eden fakat fitneden uzak durabilen bir zat… Abdülhakim Arvasi Efendi’nin talebesi olan Hüseyin Hilmi Işık Efendi, yazdığı eserler, yaptığı tercümeler ve yetiştirdiği talebelerle adeta Türkiye’den bütün dünyaya yayılan bir ışıktı. Ancak kendini setreden mütevazı duruşu sebebiyle Hilmi Efendi hakkında çok az şey kaleme alındı, çok az şey konuşuldu… İslam hukuku ve tarih sahasındaki kıymetli eserleriyle tanınan Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci ise bir büyük boşluğu doldurdu; meşakkatli bir ilmî mesai neticesinde, Hilmi Efendi’nin hayatını kitaba taşıdı. İhlas Vakfı Yayınları’ndan neşredilen “Ebedi Seadet Yolunda Bir Ömür: Hüseyn Hilmi Işık” adlı eser, kıymetli bir zatın hayatıyla birlikte çalkantılı bir devrin panoramasını da ortaya koyuyor. Biz de bu kitap vesilesiyle Prof. Dr. Ekrem Ekinci ile konuştuk…

Hüseyin Hilmi Işık Efendi’nin hayatını ilk defa şümullü bir şekilde kaleme aldınız. Neden Hüseyin Hilmi Işık?
Hüseyn Hilmi Işık, fen tahsili görmüş bir asker. Ama aynı zamanda son devrin büyük âlimlerinden Seyyid Abdülhakîm Arvasî ile tanışmış. Ona talebe olmuş. Ondan feyz almış. Dinî hayatın zayıfladığı ve bambaşka bir mecraya döküldüğü zor bir zamanda hem dinî ilimleri tahsil etmiş; hem de öğrendiklerini başkalarına da öğreterek dine hizmet etmiş bir şahsiyet. Bu cihetle pek kimseye benzemeyen bir mevkii vardır dinî hayatımızda…

“20 SENEDE KALEME ALINDI”

Kitabın kaleme alınış safhası nasıl ilerledi. Hilmi Işık Efendi’nin yüzlerce talebesi var, hepsiyle konuşma şansınız oldu mu?
Kitabın yazılmasını benden isteyen Hilmi Efendi’nin damadı ve genç yaşta kendisini tanımak bahtiyarlığına eriştiğim Enver Ören Bey olmuştur. Enver Bey, bir büyük zâtı, âlimi tanımanın en iyi yolu, onun hakkında yazılmış biyografi kitapları olduğunu söylerdi. “Berekât kitabı olmasaydı, İmam-ı Rabbânî hazretlerini tanıyamazdık” derdi. Kitabın hazırlanması safhasında çok yardımı oldu. Hilmi Efendi ile defalarca görüşmemi ve hatıralarını almamı temin etti. Aile arşivini bana açtı. Suallerime cevaplar verdi. Ayrıca Hilmi Efendi’yi tanıyanların da çoğu ile görüştüm. Onları dinledim. Böylece kitabın hazır hâle gelişi 20 seneyi buldu. Araya elde olmayan çeşitli sebepler ve fasılalar girdi. Bu sebeple eserin baskısı gecikti.

Ebedi Saadet Yolunda Bir Ömür: Hüseyn Hilmi Işık, İhlas Vakfı Yayınları’ndan çıktı

BİRİNCİ İŞ: FIKIH

Hilmi Işık Efendi’yi zamanındaki diğer ilim adamlarından farklı kılan şeyler nelerdi?
Yukarıda da söylediğim gibi, Hilmi Efendi Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında dünyaya gelmiş. Cumhuriyetin ilk senelerinde askerî mekteplerde okumuş. Eczacı subayı olarak ve kimya mühendisi olarak orduda hizmet etmiş. Bu sebeple zamanını, zeminini, bir başka deyişle dünyayı iyi tanımış, analiz etmiş. Bir yandan da salahiyetli bir âlimin huzurunda dinî ilimleri iyi öğrenmişti. Üstadı kendisine “Birinci işin fıkıhtır” buyurduğu için fıkıh ilmini öğrenmek ve öğretmek üzerinde çok ciddi durmuştur. Kitapları Ehli sünnet itikadı, fıkıh kaideleri ve tasavvufun inceliklerini anlatır.

İSMİNİ KİTAPLARINDAN KALDIRDI

Onun hizmet metodu tam olarak neydi?
Hilmi Efendi’nin serveti yoktu. Arkasında bir aile, bir dergâh, bir hükümet desteği olmadan, dine ve dindarlara hiç de iyi gözle bakılmayan bir zamanda hizmet etti. O, fikirlerin bulanmadığı; zihinlerin sade olduğu zamanda Ehli sünnet âlimleri tarafından yazılmış kıymetli eserleri Türkçeye tercüme ederek tasnif eylediği kitapları bütün dünyaya yaydı. Bunu yaparken de para kazanmayı düşünmedi. Şöhret peşinde olmadı. Hatta son zamanlarda ismini bile kitaplardan kaldırdı.

Hüseyin Hilmi Efendi, talebesi ve damadı Enver Ören Bey ile birlikte

Osmanlı’yı gören Hilmi Efendi aynı zamanda politik ve sosyolojik olarak zor bir devirde, mühim şeyler başardı. Bu muvaffakiyetinin arkasında ne vardı?
Çocukluğundan beri temiz bir hayat yaşamış; talebe iken, yeni devrin tesiriyle herkes dinden uzaklaşırken, o namazını kılmış, orucunu tutmuş. Çok zeki, her sınıfı birincilikle geçmiş; yüksek haslet ve meziyetler sahibi bir insan. Hâlisâne duası sayesinde zamanın en büyük âlimlerinden biriyle karşılaşmış. Ondan azami feyz almaya bakmış. Tam ihlası ve üstadına sarsılmaz bağlılığı sebebiyle yüksek mertebelere kavuşmuş. Para ve şöhret peşinde koşmadan, fitne çıkarmadan, kanunlara karşı gelmeden dine ve insanlara hizmet etmeyi şiar edinmiş. Bunda da muvaffak olmuş bir zattır. Şöyle derdi: “Bana birisi nasıl muvaffak oldunuz diye sorarsa şöyle cevap veririm: Heleke’l-müsevvifûn, yani yarın yaparım diyen helâk oldu, hadis-i şerifine uydum; bugünün işini yarına bırakmadım. İkincisi her işi kendim yaptım; başkasına iş vermek mecburiyetinde kalırsam, takip ettim.”

ABDÜLHAKİM ARVASİ’DEN 14 SENE İLİM TAHSİL ETTİ

Onun için “otodidakt” (kendi kendini yetiştirmiş) tabiri ne kadar uygun. Hilmi Işık, ilminin kaynağını neye borçluydu?
Kendisi bu tabiri beğenmezdi. Bizi Abdülhakîm Arvâsî hazretleri yetiştirdi derdi. “İlim üstaddan öğrenilir” sözünü sık söylerdi. Üstadından 14 sene fiilî ders almış. Abdülhakîm Arvâsî hazretleri kendisine Arabî ilimleri, Farsçayı öğretmiş. O da verilen dersi zamanında yapmış. Hocasını memnun etmiş. Hocasının vefatından sonra, yine onun yetiştirdiği salahiyetli âlimlerden oğlu Üsküdar ve Kadıköy müftüsü Ahmed Mekki Efendi’den tahsiline devam ederek klasik usulde icazetnâme almıştır. Vefatına kadar okumaktan, öğrenmekten ve öğretmekten bir an geri durmamıştır.

Abdülhakim Arvasi Hazretleri

Abdülhakim Efendi’den öğrendiği en mühim prensip ne olmuştu?
Bu sual kendisine sorulduğu zaman, mucez, kısa bir cevap vermişti: “Kimin sevileceğini, kimin sevilmeyeceğini öğrendim ve bu da bana yetti.” Hubb-i fillah ve buğd-i fillahın, yani Allah için sevmek ve Allah için buğzetmenin en mühim haslet oluğu malumdur.

Fakat Hilmi Efendi, kimya ve tıp gibi fen sahalarında da tahsil görmüş bir zat. Dahası bir albay ve muallim… Bütün bunlar dinde söz sahibi olmasına mani sayılabilir mi?
İslâmî ilimlerde bugünkü manada ihtisaslaşmadan söz edilemez. Yani İslâm âlimi, tefsirde, hadiste, kelâmda, fıkıhta, tasavvufta söz sahibi olduğu gibi, fen ilimlerinde, astronomide, tıpta, geometride de zamanın imkânları çerçevesinde bilgi sahibidir. Şer’î ilimlerde âlim olmak, fende âlim olmaya mani değildir. Bilakis her iki ilim, âlimin iki kanadıdır. Kuş tek kanatla uçamaz. Fen bilmeyen, dini anlayamaz. İnsanlara hizmet edemez. ‘O kimyagerdir, eczacıdır, dinden ne anlar!’ veya daha insaflı ifadeyle ‘dine meraklı albay’ tabirleri, hakikati hiç aksettirmiyor. Bilakis bu, onun kıymetini arttırıyor.

“HER İŞİNİ KENDİSİ GÖRÜRDÜ”

Kitabı kaleme alırken günlük hayatında nasıl bir Hüseyin Hilmi Efendi portresiyle karşılaştınız?
Sade ve sıradan bir hayat yaşayan, şöhretten uzak, kendi hâlinde, ailesi, evi ve işi çerçevesinde iddiasız bir hayatı vardı. Fazla kimseyle görüşmezdi. Her işini kendisi görürdü. Hakiki manada mütevazı idi. Tek düşüncesi, derdi, dine ve insanlara hizmet etmek, onlara hakikatlerden bir nebze ulaştırmaktı.

Hüseyin Hilmi Işık, eserleri ve hizmetleriyle bütün dünyada tanınan bir İslam âlimi…Türkiye’de ise hakkında çok az şey yazıldı. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bunu evvela kendisinin tevazu ve gözden uzak yaşama düsturuna bağlamak mümkündür. Hizmetlerinde kendisini ön plana çıkarmayı hiç istemez; Ehli sünnet âlimlerinin tanınmasını ve bilinmesini isterdi. Bir de sosyal pozisyonu itibariyle, ilm-i siyasete dikkat ve riayet ettiği için, yüzlerce dinî eseri bedava gönderdiği dünya memleketlerindeki Müslümanlar tarafından tanınmış ve büyük bilinmiş; ama memleketimizde pek meşhur olmamıştır. Siyaset ve ilim âleminden nice kimseler, yurt dışına gittiklerinde oradaki Müslümanlar kendilerine “Hilmi Işık’ı tanıyor musunuz?” diye sorunca cevap vermemenin mahcubiyetini hissettiklerini sonradan anlatmışlardır.

BİD’AT EHLİ ONA DÜŞMAN OLDU

Hilmi Efendi’nin, yazdığı eserleri ve hizmetleri sayesinde çok fazla seveni var. Buna rağmen kendisine husumet besleyenler de olmuş. Ona kimler, niçin husumet etti?
Ehli sünnet hassasiyeti olmayanlar, bid’at fırkalarına mensup bulunanlar elbette kendisini sevmediler, düşmanlık etmeye kalkıştılar. Hilmi Efendi’nin tavizsiz, ama kanunlara karşı gelmeden yürütmeyi şiar edindiği hizmet usulü, bazı aşırı kimselerin husumetini çekti. Onlar, radikal emellerine Hilmi Efendi’nin hizmetlerini ve eserlerini mâni gördüler. Bunun haricinde gerek yurt içinde gerekse yurt dışında güzel ahlâkı, güler yüzü, tatlı dili ve din gayreti ile herkes tarafından sevilmiş, sayılmıştır.

Gençlik yıllarından bir kare…

Kendisinin vefatından 15 seneye yakın bir zaman geçti. Hilmi Efendi’nin bıraktığı en mühim iz sizce ne oldu?
Etrafında Abdülhakîm Efendi’yi seven, fıkıh ilmine ehemmiyet veren, Ehli sünnet hassasiyeti güçlü bir topluluk teşekkül etti. Bunlar klasik tarzda mürit olmasa bile, tasavvuf neşvesi taşıyan muhibler olarak vasıflandırılabilir. Klasik tasavvuf ritüellerini değil ama hocasının manevî mirasını sonraki asırlara ulaştırmaya bu sayede muvaffak oldu. Bir yandan bid’at fırkalarının fikirleriyle, öte yandan lâdinî cereyanların ideolojileriyle mücadele ederek dinin safiyetini muhafaza etti. Zor şartlar altında dine ve insanlara hizmetin nasıl olacağını canlı bir numune halinde göstererek Müslümanların kalbinde bir itminan, bir sekine hâsıl etmeye muvaffak oldu.

İDEALİST OLDUĞU KADAR REALİSTTİ DE…

Hilmi Efendi’nin devletle çatışmaz tutumu da çok kimselerin anlayamadığı noktalardan. Bu halinin arkasında ne gibi bir inanç var?
Dinin en mühim prensiplerinden bir tanesi, hükümete karşı gelmemektir. Hükümet, Müslüman olmasa da, hatta dine aykırı icraatta bulunsa da, ona karşı gelmek, hele isyan etmek caiz değildir. İtaat etmemek başkadır, isyan etmek başkadır. İsyan, Müslümanlara, dine zarar verir. “Hâlıka isyan olan şeyde, mahlûka itaat olmaz.” Bu hadis-i şeriftir. Ama kendinizi elinizle tehlikeye atmayın, mealinde âyet-i kerime vardır. Bu çerçevede Müslüman dine uyar, günah işlemez; kanuna uyar, suç işlemez, düsturunu hocasından öğrenmiş ve harfiyen tatbik etmiştir. Hilmi Efendi, idealist olduğu kadar, realist bir insandı. Zamanın ve zeminin şartlarını çok iyi bildiği gibi; bu şartlarda nasıl hizmet edileceğini de iyi biliyordu. Bu sayede çok zor bir zaman ve zeminde muvaffak olmuştur.

“Osmanlılar olmasaydı Müslüman kalamazdık!”

Ekrem Ekinci Hoca “Hilmi Işık’ın Osmanlı’ya olan bakışı nasıldı?” sualime şu cevabı veriyor: “Üstadından da aldığı terbiye icabı, Osmanlıları çok severdi. Vefa icabı onlardan hep hayırla bahseder; hüsnü zan beslerlerdi. “Osmanlılar olmasaydı, biz şimdi ne Müslüman ve ne de Ehli sünnet olurduk. Dinin dışını Osmanlılar, içini Nakşiler muhafaza etti” derlerdi. Her fırsatta Osmanlıların güzel hasletlerinden, İslâmiyete hizmetlerinden bahsederlerdi.”

“EN BÜYÜK ARZUSU KİTAPLARININ OKUNMASI”

Onun misyonu bugün nasıl devam ettirilebilir?
Hilmi Işık Efendi, insanlara lazım olan din bilgilerini, onların anlayacağı lisan ve üslupla kitaplara dercetmiştir. Bu eserler, tavizsiz bir Ehli sünnet hassasiyetiyle yazılmıştır. Kendisi “Bu kitaplar benim değildir. İçinde benim sözüm yoktur. Olsaydı, elmas yanında kömür parçası gibi olurdu. Bunların hepsi Ehli sünnet âlimlerinin kitaplarından alınmıştır. Mehazları da gösterilmiştir. Benim tasniften başka bir rolüm olmamıştır” derdi. En birinci emelleri, bu kitapların okunması, içindekilerle amel edilmesi ve müsait kimselere yayılması idi.

Kitabı temin için: https://www.ihlasvakfi.org.tr/yayinlar/kitaplar/ebedi-saadet-yolunda-bir-omur

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.