Anasayfa Tarih

Darbenin Eşiğinde Reformist Padişah

PAYLAŞ

Osmanlı’nın Mahremine Uzanan Eller -1- 

Türkiye Cumhuriyeti’nin doksan yıllık tarihi maalesef demokrasiye ve milletin iradeye vurulan hain darbelerle, muhtıralarla ve teşebbüslerle dolu.

Sistematik bir şekilde meydana gelen bu elim hadiseler, ceddimiz Osmanlı’dan kalma kuvvetimizi, şecaatimizi ve dirayetimizi baskılayarak, uykudan uyanmamıza mani oldu. Milletimizin sayesinde püskürtülen 15 Temmuz darbe girişimine kadar, ne zaman kafamızı kaldırıp, üzerimizdeki ölü toprağından kurtulmak istesek, başımıza inan bir balyoz bizi daha derinlere gömdü.

Bu tarz talihsiz hadiseler sadece Türkiye Cumhuriyeti’ne haiz değil. Dünyanın birçok ülkesi bu tarz problemler ile uğraşmak zorunda kaldı. Bazı devirlerde cihanı titreten Osmanlılar bile bu bela ile uğraştı. Hatta bu tarz isyanlar sebebiyle nizam zarar gördü ve devlet çöküşe doğru sürüklendi.

Yazı serisinin ilk bölümü olan bu makalede sizlere aktaracağım mesele ise Genç Osman hadisesi olarak bilinmektedir. On yedinci yüzyılda meydana gelen bu darbenin yansımaları maalesef günümüze kadar uzadı. Bu sebeple kötü manada bir milat özelliğine sahiptir. Bu isyanlardaki en önemli saç ayağı ise askerler yani yeniçeri ve sipahi ocaklarıydı. Bunlar, II. Mahmut Han tarafından lağv edilene kadar bu tarz olaylarda hep birileri tarafından kullanılarak ön plana sürülmüş ve kazan kaldırmalarıyla meşhur hale gelmişlerdi.

Yeniçeriler Osmanlı Devleti’nin büyümesinde ve cihanşümul bir devlet haline gelmesinde büyük pay sahibi olduğu gibi, gerilemesinde de büyük etkisi oldu. Şu bir gerçek ki; güç,  hazmedilmesi ve kontrol edilmesi çok zor bir mefhumdur. Ocağın yanlış kişilerin emellerine alet olmaları neticesinde harp etmek yerine siyaset ile uğraştıklarında devlet büyük bir darbe aldı. Elbette bu durumda başta bulunan padişahın da büyük etkisi vardı.

 

Atalarının izinde yüksek ruhlu ve cesur padişah

Sultan II. Osman Han namı diğer Genç Osman, 16. Osmanlı padişahı ve 95. İslam halifesiydi. İhtilal neticesinde öldürülen ilk Osmanlı padişahıydı. 3 Kasım 1604 tarihinde, Sultan I. Ahmed Han’ın Mahfiruz Sultan’dan doğan en büyük oğluydu.

 

Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi doğu ve batı dillerini klâsiklerinden tercüme yapabilecek kadar güzel biliyordu. Divan edebiyatına da meraklıydı. Şiirlerini Farisî mahlasıyla yazardı. Yetişmesinden onu himayesine alan üvey annesi Kösem Mahpeyker Sultan’ın büyük emeği vardı.

Sultan Osman Han, güneş yüzlü, heybetli, yüksek himmet sahibi bahadır bir padişah olduğu kadar sert bir mizaca da sahipti. Fevkalade bir şekilde at binerdi ve harp aletlerini kullanmakta mahir idi. Şirin bir çehreye sahip olması sebebiyle Nami ondan “Pâdişâhı âlem-ârâ” yani “dünyanın süsü olan padişah” diye bahsetmektedir. Ayrıca devrin İngiltere Büyükelçisi Thomas Roe’nun hatıratında yazdıkları da bunu doğrular vasıftadır: “Osman mağrur, yüksek ruhlu ve cesurdu. Hıristiyanların can düşmanlarından biriydi. Atalarının seferlerine imrenmekte, büyük işler planlamakta ve namını hepsinin üzerine çıkarmak için gayret sarf etmekte idi.” Şehzade Osman, amcası I. Mustafa Han’ın, asabi rahatsızlığı sebebiyle tahttan indirilmesiyle 26 Şubat 1618 tarihinde 14 yaşında tahta çıktı.

 

Teamüllere aykırı ve reformist padişah

Henüz yaşının küçük olmasına rağmen fevkalade meziyetlere sahip olan genç padişah, daha tahta çıkmadan buhran içindeki memleketi bu durumdan kurtarmak için yollar aramaya başlamıştı. Bu sebeple ilk işi devlet erkânı içindeki üst düzey yetkilileri değiştirmek oldu. Hatta yaptığı birçok idari değişiklikler ve adımlar sayesinde ıslahatçı bir padişah olarak hatırlanmaktadır.

Padişah merkezli mutlak otoriteyi yeniden hâkim kılmak istiyordu ancak devleti şeri hükümler çerçevesinde idare etmekten de geri durmadı. Devrinin en önemli eksikliği, istişare edebileceği kabiliyetli devlet adamlarının olmamasıydı. Verdiği kararlarda Hocası Ömer Efendi ile Darüssaade Ağası Süleyman Efendi’nin büyük etkisi vardı ve bu sebeple verdiği bazı kararlar ona çok pahalıya patladı. Mesela Süleyman Ağa’nın telkinleriyle Hotin seferi öncesi kardeşi Şehzade Mehmed’i boğdurması; her ne kadar sefer zamanında yokluktan istifade ile isyan etme ihtimali esbabı mucibince yapılsa da gerekliliği kati değildi. Bir diğer önemli mesele ise hocası Ömer Efendi’nin telkinleriyle yeniçeri ocağı ile çekişme içine girmesi oldu. Bu çekişme makalemizin konusunu da oluşturan Genç Osman hadisesinin yaşanmasına ve fena bir netice ile sonlanmasına da sebep oldu.

Bu arada devrinde yaşanan tabiat şartları da onun en büyük şansızlığı oldu. İstanbul Boğaz’ı dondu, şehre iaşe getiren gemiler limana yanaşamadı ve şehirde kıtlık ve pahalılık baş gösterdi. Bu hadiseler bazı fitneciler tarafından padişahın uğursuzluğu olarak addedildi.

Sultan Osman Han’ın karakteri gereği teamüllere aykırı hali de onu zor durumda bıraktı. Hicaz’a giderek hacı olmak istemesi ve II. Mehmed Han devrinden beri cariye ile evlenme kaidesine uymayarak saray dışından (Şeyhülislam Esad Efendi ve Pertev Paşa’nın kızları) evlenmesi de devrin ve günümüz tarihçileri tarafından büyük bir hata olarak görülmektedir.

 

İsyanın kıvılcımı Lehistan Seferi ve yeniçeri bozgunu

Sultan Osman Han, şehzadeliği döneminde tasarladığı planlardan bir tanesi de Lehistan’ı kendi topraklarına dahil ederek, devletin sınırlarını Baltık Denizi’ne kadar uzatmaktı. Bu düşüncesi sebebiyle uzun zamandır Erdel Eyaleti’ne taciz saldırı yapan Lehistan’a harp ilan edildi. Ozi Valisi İskender Paşa’nın serdarlığını yaptığı ilk muharebede kesin zafer kazanıldı.

 

Padişahı bununla yetinmeyerek 1621 yılında bizzat kendisinin serdarlığında 200.000’i aşkın büyük bir ordu ile sefere çıkıldı. Hotin Seferi olarak kayıtlara geçen bu muharebe, kazanılmak üzere iken yeniçerilerin bozgunculuğu ve isteksizliği sebebiyle zafer rüzgârının terse dönmesine sebep oldu. Her ne kadar Hotin kalesi ele geçirilemediyse de Lehistan’ın da zor durumda olması sebebiyle yapılan sulh muahedesi sebebiyle bu seferden kârlı bir şekilde dönüldü. Fakat Hotin Seferi’nde yeniçerilerin ettikleri yüzünden Sultan II. Osman Han, orduda geniş çaplı bir ıslahat hareketine girişmeye karar verdi.

 

Yeniçeri gerçeği ve isyanın sebebi

Sultan Osman Han, diğer büyük hedefi ise Roma’yı Osmanlı topraklarına katmaktı. Ancak bu orduyla yapması mümkün değildi. Devrin şartlarına uygun güçlendirilmiş yeni bir orduya ihtiyaç vardı. Zira yeniçerilerin nelere mal olacağını Lehistan seferinde bizzat görmüştü. Bu sebeple acem diyarından müteşekkil bir ordu kurmayı arzu ediyordu.

Hacca gitme bahanesiyle İstanbul’dan ayrılıp kafasındaki planı devreye sokmak niyetindeydi. Bu düşünceyle padişah hacca gidecek diye bir söylenti çıkartıldı. Bu arada yeniçeri ocağı da Lehistan Seferi’nde kendilerine düşük bahşiş verilmesi, arkadaşlarının idam edilmesi ve mağlubiyetin müsebbibi olarak gösterilmeleri sebebiyle sular durulmamıştı. Padişahın hacca gitmek istemesi ilk etapta zihinleri bulandırsa da pek tepki çekmedi. Ancak hac ziyareti bahanesiyle yeni ordu kurma niyetinde olduğu duyulunca kanlı isyan hareketi de başlamış oldu.

 

 

Önceki YazıModernite ve Tefekkür Üzerine
Sonraki Yazıİhtiyarlık

1980 İstanbul, Fatih doğumludur. Medya İletişim ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinden mezunudur. 1997 senesinde başladığı iş hayatında ağırlıklı olarak medya kuruluşlarında çalışmıştır. 2014’ten bu yana Türkiye Gazetesi’nde haftalık tarihi araştırma yazıları yazmaktadır. Ayrıca yazıları Divanyolu Dergisi ve Kelambaz internet sitesinde ve çeşitle mecralarda da yayınlanmaktadır. “Şanlı Diriliş, Ertuğrul’un Ocağında Uyandık” isimli romanın müellifidir.

Geçmişine gönülden bağlı olan Mehmet Fatih Oruç, hayatını bunları anlatmaya ve “talip” olanlara öğretmeye adamıştır. Özellikle Osmanlı Tarihi konusunda birçok çalışmalar yapan Oruç, çeşitli kanallarda tarih ile ilgili programlara yapımcılık yapmıştır.

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.