Anasayfa Tarih

Genç Osman Vak’asının Günümüze Tesirleri

PAYLAŞ

Osmanlı’nın Mahremine Uzanan Eller -3-

Genç Osman geceye kadar müsait bir yerde saklandıktan sonra etrafındakilerle birlikte yeniçeri ocağının kapısına geldiler. Padişah Hüseyin Paşa’yı isteklerini bildirmek üzere Ali Ağa’ya gönderdi.

Yeniçeriler bu işi bırakıp kışlalarına dönerler ve Sultan Mustafa’yı teslim ederlerse, her birine elli duka altın, birer parça atlas kumaş ve yevmiyelerine de zam yapılacaktı. Ağa bu teklif önce bölük kumandanlarına açtı. Ancak onlar bu iş için çok geç kalındığını söylediler. Ağa onları asilerin önüne çıkmaya ikna edemedi. Çünkü netice artık ulema tarafından da destekleniyordu. Bu sebeple askerlere bizzat kendisi askerlerin karşısına çıktı.

“Yoldaşlar, padişahınız mübarek ola. Emma hali bellü Sultan Osman da kapunuza geldi ve ocağınıza sığındı” şeklinde konuşmaya başladı ancak devamını getiremedi. Fitneciler Sultan Osman’ın tekrar başa gelmesi halinde kendilerine harcayacağını emindi ve buna fırsat veremezlerdi. Hemen “Urun, söyletmeyin şuna haini” diye nağra atarak ağaya saldırdılar ve onu orada şehit ettiler. Sonrasında ise ağa kapısına koşup, orada bekleşen padişaha baskın yaptılar ve yakaladılar.

Sultan Genç Osman’ın son hamlesi de boşa çıkmıştı. Sabah kadar orada tutuldu ve güneş doğduktan sonra sırtında beyaz bir entari ve başı açık olduğu halde uyuz bir beygire bindirildi. Başına da kirli bir sarık sararak çeşitli hakaretlerle Orta Cami’ye doğru yola çıkardılar. Bu hazin hadiseyi o sırada penceresinden seyreden tarihçi Peçevi, manzarayı şu şekilde nakletmektedir. “Dünyada ne kadar müfsid ve fasid var ise etrafına dizilmişler ve ettikleri evza-ı garibe (garip haller) ve şütum-u acibe (galiz küfür) kaleme değil, lisana dahi gelecek değil.”

Sabık padişah keşke isyan sırasında şehit edilseydi de bu acıklı yolculuğa çıkmamış olsaydı. Daha bir süre önce padişahları için kendilerini ölümün önüne atanlar, bugün ona en ağır hakaretleri reva görüyorlardı. Sultan Osman Han, etrafındaki insanlara “Ey insanlar, padişahına, daha mühimi halifesine böyle en rezil hakareti reva gören veya bu harekete mani olmayan millete felah erişir mi? Cenab-ı Hakk buyurmuyor mu; ‘Biz, bir millet kendi hakkındaki hükmünü değiştirmedikçe. Bizde o millet hakkındaki hükmümüzü değiştirmeyiz.’ Gelin etmeyin eskisi gibi olalım” nutuk irade ettiyse de onun aklıselim sözlerini duyacak zevat maalesef yoktu.

Nihayet sabık padişah Sultan Mustafa Han’ın da bulunduğu Orta Cami’ye getirildi. Bir çatı altında iki padişah, halef selef birleşmiş oldu. Ancak ne hazindir ki; devlet idare etme niyetinde olan ve Roma’yı fethetmek gibi büyük bir zafer peşindeki kişi idareden uzaklaştırılırken, hiçbir iddiası olmamakla beraber asabi hastalığı sebebiyle cinnetler geçiren bir kişi başa geçiriliyordu.

Genç Osman camiye getirildiğinde, yeni padişah amcası mihrapta oturuyordu. Tedirgin bir vaziyette, sürekli etrafına bakmaktaydı. En ufak bir sesle irkiliyor, pencerelere koşuyordu. Bu hali bir müddet seyreden Genç Osman, “Ağalar bakın görün ki başınıza kimi padişah ettiniz. Vallahi neslin kesilmesine sebep olursunuz. Bu meczup devletin çökmesine sebep olur. Ocağınızı söndürür ve kıyamete kadar kurtulamazsınız bu pişmanlıktan. Gelin dönün bu hatadan. Bilmeden size cefa ettimse de siz etmeyin ve affedin. Halimden ibret alıp merhamet edin. Dün sabah cihan padişahı idim. Şimdi üryan kaldım. On akçelik bir takke gücüm yok. Dünya size de kalmaz. Hangi padişahın kulları padişahlarına bu ihaneti ettiler?” diye hitapta bulundu. Yolda gelirken başındaki sarığı düşmüş, başı açıkta kalmıştı.

 

Hain Kara Davut Paşa ve padişahın şehadeti

Sabık padişah Sultan Osman Han’ın ağlayarak yaptığı bu konuşma sonrasında bazı hassas kalpler rikkate geldi ve ağlamaya başladı. Yaşça diğerlerinden büyük olanlar ve sakalına ak düşmüş ihtiyarlar da aynı vaziyetteydi. Bu hale üzülen yeniçeri zabitlerinden bir tanesi kendi başındaki keçeden tülbendi çıkarıp, “Padişahım temizdir. Mübarek başınız açık kalmasın, sarın” diyerek verdi. Orta Camii’nin içini dolduran asiler de bir anda bir yumuşama hâsıl oldu. Fısıltı halinde hallerinden vazgeçmeyi konuşanlar bile oldu.

Kara Davut Paşa, durumun vahametini görmüştü. Hadise farklı bir noktaya ulaşmadan müdahale etmeliydi. Cebecibaşı’ya işaret ederek kement attırdı. Bu hamleyi fark eden Sultan Genç Osman, kemendi havada yakaladı ve boynuna geçmesine mani oldu ve paşaya hiddetle bağırdı. “Behey zalim paşa! Benim sana ne kötülüğüm dokundu? İki defa katlini icap ettiren cürüm işlemene rağmen affedip, öldürtmedim. Mansıp verdim. Bana düşmanlığın nedir? Bu mudur karşılığı?” Sonra ocak ağalarına hitaben, “Ağalarım, beylerim bilesiniz ki bu zalim hain beni komaz mutlaka öldürür” dedi. Bazı yeniçeri ağaları gayrete gelip “Yok padişahım, ne mümkün! Mübarek hatırınızı hoş tutun. Ortalık bir miktar sükûn bulsun, yine padişahımız sizsiniz. Haşa ve kella kulların sana kıya ve ihaneti layık göre” dediler ve Davut Paşa’yı ikaz ettiler. “Siz ne yaparsınız Davud Paşa? Sultan Osman’ın başına bir hal gelse bunca asker hepimizi kırar!” dediler. Ancak paşanın durmaya niyeti yoktu. Bunun üzerine bu sefer sipahiler araya girerek paşanın bu emeline müsaade etmediler ve “Bizim niyetimiz Dilaver Paşa ile Süleyman Ağa idi. Olan oldu, Sultan Mustafa Han Hazretleri’ne biat ettik lakin Sultan Osman Hazretleri’nin kılına dahi zarar gelmesine rızamız yoktur, sağlık ve selâmet içinde şimdilik kenarda mahpus beklemelidir. Daha sonra durum ne gösterir bilinmez. Ona göre hareket edilir ve gereği düşünülür” diyerek nümayiş yaptılar.

 

Yeniçeri ve sipahinin razı olmadığını gören Davut Paşa da mecburen geri adım attı. “Madem öyle dersiniz o vakit sizin dediğinizden başka bir şey olmaz ve yapılamaz. Vakti gelene kadar Yedikule zindanlarında mahpus kalsın” dedi. Fakat bu niyetinde de halis değildi. Ortamın yumuşamasına fırsat bilen Genç Osman, son bir gayretle belki ikna ederim düşüncesiyle avludaki askerlere seslendi. “Benim sipahi ve yeniçeri ağalarım. Beni istemez misiniz?” dedi. Onlardan da “Seni hilafete kabul etmeyiz ancak katline dahi rızamız yoktur. Şimdilik mahpus kalasın” şeklinde cevap aldı. Padişah konuşmasına devam ederek “İhtiyar Babacıklarım, ocağınıza geldim çünkü beni katle razı değilsiniz. Beni bu hain kara yüzlünün niyet ettiği gibi Yedikule’ye göndermen, paşa beni katletmeyi tasarlar. Beni Sultan Mustafa’nın olduğu odaya hapsedin. Padişahımız mübarek olsun. Ben köşemde kalırım” dedi. Yeniçeri ağaları da karşılık olarak, “O mübarek hatırınızı hoş tutunuz Sultanım. Kılınıza dahi zarar gelmesine rızamız yoktur merak buyurmayınız” dediler.

Tam bu esnada Cuma vakti girmiş minarelerden ezan sesleri gelmeye başlamıştı. Davut Paşa Cuma namazı bitene kadar padişahı orada, o halde beklettikten sonra hadisenin kontrolünü kaybetmeden sabık padişahı köhne bir pazar arabasına koydurarak subaşı kethüdası ile birlikte Yedikule zindanına gönderdi. Genç ve sabık padişah artık işin mahiyetini anlamış fakat güvendiği hiç bir yerden yardım erişemediği için çaresiz bir vaziyette kalmıştı. Kendisine uygulanacak muamelenin nev’ini tahmin etmeye çalışıyordu. Artık yolun sonuna geldiğinin o da farkındaydı.

Zindanın dışında ise cellatlar başlarında hain Kara Davut Paşa olduğu halde son hazırlıklarını yapıyorlardı. Genç Osman ise sergilediği tevekkülüyle adeta meydan okuyor, metanetle başına gelecekleri bekliyordu. Ancak canını teninden ayırmaya geleceklere kolay kolay teslim olmayacaktı. Kendince tedbirini aldı ve sırtını bir duvara yaslayarak, arkasını emniyete aldı. Gözlerini şahin gibi kapıya dikmiş vaziyette cellatları bekliyordu.

Nihayet kapı açıldı ve dört cellat ellerinde kementleriyle üstüne atıldılar. Sakin fakat ateş saçan gözlerle onları bekleyen talihsiz padişah ise elinde kalan tek silah, sıkılı yumrukları ve abdestiyle önüne gelen ilk cellada okkalı bir Osmanlı tokadı savurdu. Cellat büyük bir böğürtü ile yere yıkılırken, hemen arkasından gelen arkadaşı da ona katıldı. Bunu gören cellatlar toplu halde üstüne atladılar. Sultan Osman tek başına dişe diş, kora kor mücadele ediyordu ancak karşısındaki adamlar çok kalabalıktı. Onun kaba kuvvetini bilen Davut Paşa, işini sağlama almıştı.

 

Boğuşma esnasında bir balta omzuna isabet etti ve bu darbeyle omzu kırıldı. Ancak tek koluyla bile on, on beş dakika boyunca karşılarındakilerle boğuşan talihsiz padişah, nihayet omzunun verdiği acı sebebiyle sendelemeye başladı. Celladın birisi bunu fırsat bilerek kemendi boynuna geçirmeye muvaffak oldu ve hızla yere çekip düşürdü. Sultan Osman Han’ın da mukavemet edecek hali kalmamıştı ve Allah diyerek haykırarak yere yıkıldı. Tekrar ayağa kalkmasını önlemek için orada onların hepsi üstüne çullandılar. Boğazına saran ip daraldıkça nefesi azaldı ve Sultan II. Osman Han 20 Mayıs 1622 senesinde 17 yaşında iken kelime-i şahadet getirerek şehit oldu. Bununla iktifa etmeyen zalimler, vefat etmesine vahşice kanının döktüler. Hırslarını aldıktan sonra onu oracıkta bıraktılar. Ancak ertesi günün sabahı, gerekenlerin yapılması için saraya nakledildi.

Sultanın naaşı Topkapı Sarayı’nda yıkanıp kefenlendi ve cenaze namazı da burada, kutsal emanetlerin bulunduğu odanın önünde kılındı. Sonrasında ise bütün vezirlerin, ulemanın ve saray ahalisinin de katıldığı hazin bir törenle Sultanahmet Camii köşesinde bulunan, babası Sultan I. Ahmet Han’ın yanına defnedildi.

Kara Davut Paşa’nın askere söz vermesine rağmen Genç Osman’ı katlettirmesi, isyanın yangınını körükledi. Sultan Mustafa Han’ın paşayı azletmesi de işe yaramadı ve isyanlar uzunca bir müddet devleti meşgul etti. Hain paşa ve yandaşları, isyana teşvik ettiği askerler tarafından “Sanma ki hain berhudar olur, akıbet ya boynu vurulur ya berdar (asılır) olur!” sözü mucibince cezasını buldu. İkinci defa tahta çıkan Sultan Mustafa ise tahtta ancak 1,5 yıl durabildi ve sağlığının bozulması sebebiyle 1623 senesinde fetva ila tahttan indirildi.

 

Netice ve günümüze yansımaları

İlk defa bir padişahın şehit edilmesi ve devletin haremine mahrem ayakların girmesi kötü bir alışkanlığın başlangıcı oldu. Eline hanedan kanı bulaşan asker ise bundan sonra sık sık bu yola başvurmaya da devam edecekti. Talihsiz sultanın yaşadıkları ise padişahın yanında yanlış kişileri istihdam etmenin nelere yol açacağının görülmesi açısından misal teşkil etti. Nitekim padişahın ele geçirilmeden önce Hüseyin Paşa’ya “halkın nefret ettiği hocamız Ömer Efendi, devletin bozulmasına sebep oldu” diyerek bu acı gerçeği itiraf etmiştir. Ayrıca bu hadise teamüllerin ne kadar hayati bir önem taşıdığını da gözler önüne sermiştir.

Bu hadiseden sonra devlet adamları menfaati gereği askeri daha fazla kullanmaya başladı ve askerin siyasetin içerisine çekilmesinin yolu açılmış oldu. Ayrıca bu hadiseler tarihi etkileyen önemli hadiselerin yaşandığı bir devirde, gücün ve kudretin iç karışıklıklara harç edilmesine ve geri kalınmasına sebebiyet verdi.

Artık yapılması düşünülen her ıslahat, ondan rahatsız olanlar tarafından ihtilal ile engellenmeye çalışıldı ve bundan mütevellit ortaya çıkacak her hadise devletin dirliğinin, düzeninin bozulmasına sebep oldu. Nihayetinde koskoca cihanşümul bir devlet, tarihe mal oldu. Bu hadise ise padişahın öldürüldüğü ilk darbesi olarak tarihe geçti. Böyle hanedan kanını akıtmama düsturu bozulmuş oldu.

Alışkanlık haline gelen bu hadiselerde on bir padişah şehit edildi. Bu sadece Osmanlı ile de sınırlı kalmadı ve Türkiye Cumhuriyeti’ne sirayet etti. Bu hain zihniyet, her müspet gelişme neticesinde yaptığı darbelerle devletin ilerlemesine mani oldu. O kadar ileri gittiler ki; Başbakan asıp ve Cumhurbaşkanı zehirlemekten çekinmediler.

 

Önceki Yazıİki Büklüm
Sonraki YazıFazla Naz Usandırır
1980 İstanbul, Fatih doğumludur. Medya İletişim ve Uluslararası İlişkiler bölümlerinden mezunudur. 1997 senesinde başladığı iş hayatında ağırlıklı olarak medya kuruluşlarında çalışmıştır. 2014’ten bu yana Türkiye Gazetesi’nde haftalık tarihi araştırma yazıları yazmaktadır. Ayrıca yazıları Divanyolu Dergisi ve Kelambaz internet sitesinde ve çeşitle mecralarda da yayınlanmaktadır. “Şanlı Diriliş, Ertuğrul’un Ocağında Uyandık” isimli romanın müellifidir. Geçmişine gönülden bağlı olan Mehmet Fatih Oruç, hayatını bunları anlatmaya ve “talip” olanlara öğretmeye adamıştır. Özellikle Osmanlı Tarihi konusunda birçok çalışmalar yapan Oruç, çeşitli kanallarda tarih ile ilgili programlara yapımcılık yapmıştır.

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here