Anasayfa İktibas

Cedel(Münazara) İlmi

PAYLAŞ

İlm-i cedel, ibrâm, ya’nî usandıracak derecede ısrâr etmeye ve karşıdakinin da’vâsını bozmaya güç kazandıran kâidelerden ve usûllerden bahseder.

Bu ilm, ilm-i münâzaranın kollarından sayılıp, ilm-i hilâfın temelidir. İlm-i cedel, mantık bahislerinin uygulanmasından bir kısımdır. Ancak bu ilm, dînî ilimlere mahsûs olmuşdur.

İlm-i cedelin temellerinden ba’zısı, münâzara ilminde bildirilmişdir. Bu temellerden bir kısmı hitâbet ile alâkalı, bir kısmı da umûmî bilgiler ile alâkalıdır. İlm-i cedel, âdâb-ı bahs diye meşhûr olan ilm-i münâzaradan fâidelenir.

İlm-i cedelin mevzû’u: Bir şeyi kabûl etdirmek için usandıracak şekilde ısrâr etmek ve muhâlifin sözünü geçersiz hâle getirmekdir. Gâyesi ise, bu husûslarda meleke kazandırmakdır.

Fâidesi

Muhâlifleri iknâ edici deliller ile susdurmakdır. İlmî ve amelî hükümlerde çok fâidesi vardır.

İlm-i cedelin, ilm-i münâzaranın aynı olduğu sözü hakîkatden uzak değildir. Çünki ikisi de aynı ma’nâdadır. Fakat cedel, münâzaradan daha husûsîdir. Çeşidli ilmlerde âlim olan târîhci İbni Haldunun açıklaması da cedel ilminin, münâzara ilminin aynı olduğunu te’yîd etmekdedir.

Onun beyânına göre cedel, fıkh mezhebleri âlimleri ile başkaları arasında cereyân eden münâzara âdâbını bilmekdir. Red ve kabûl husûsunda münâzara çerçevesi genişleyip, doğru ve yanlış olan şeylerin delîl ile ortaya konması hâlleri görülünce, delîl getirenin ve ona cevâb verenin durumunun bilinmesi için, usûl ve kâideler konmasına ihtiyâç hâsıl oldu. Bundan dolayı ilm-i cedel, delîl getirmekde, belli şeylere ri’âyetden bahs eden kâideleri bilmekdir, denildi.

Bu kâideler ile gerek fıkh ilminde, gerek başkalarındaki görüşün muhâfazası veyâ terk edilmesi sağlanır. Bu kâideler için iki yol vardır. Birincisi Pezdevînin usûlü olup, istidlal, icmâ’ ve nâsdan ibâret olan edille-i şer’ıyyeye mahsûsdur. İkincisi Rükneddîn Âmidî’nin usûlü olup, hangi ilimde olursa olsun, dayanılan her delîle şâmildir. Rükneddîn Âmidî “rahmetullahi aleyh” hazretleri, bu ikinci usûlü ilk koyan olup, (İrşâd) adında muhtasar bir kitâb yazmışdır. Ondan sonra gelen âlimlerden imâm-ı Nesefî hazretleri ve diğer büyük âlimler de, onun usûlüne tâbi’ olarak pek çok eser yazmışlardır.

Âlimlerden mevlâ Ebü’l-Hayr hazretlerine göre ilm-i cedele dâir çok usûller olup, bunların en iyisi Rükneddîn Âmidînin usûlüdür.

Büyük âlimlerden ilm-i cedele dâir ilk eseri yazan zât, imâm-ı Ebû Bekr Muhammed bin Alî bin İsmâ’îl el-Kaffâl eş-Şâşî eş-Şâfi’î hazretleridir. Bu zât, 336 [m. 947] senesinde vefât etdi.

Zararları

Büyük âlimlerin vefâtlarından sonra, ortaya çıkan cidâl, mücâdele ile meşgûl olmayı, ba’zı âlimler men’ etmişlerdir. Böyle cedellerin, fıkh tahsiline mâni’ olduğu ve insan ömrünü zâyi’ etdiği ve insanlar arasında dargınlık, kırgınlık ve düşmanlığa sebeb olduğu ve hadîs-i şerîfde bildirildiği üzere kıyâmet alâmetlerinden olduğu bildirilmişdir.

Şiir tercemesi:

Asrın din adamları uzak düşdü ilimden,

Niçin, demekden başka şey gelmez ellerinden.

Onlarla görüşürsen, bir şey vermezler sana,

“Niçin, neden, olamaz” dökülür dillerinden.

 

Ba’zı âlimlerin beyânına göre, meâl-i şerîfi, (Onlarla en güzel şekilde mücâdele et) olan, Nahl sûresinin yüzyirmibeşinci âyet-i kerîmesine göre, doğruyu ortaya çıkarmak için olan cedelde mahzûr yokdur.

Cedelden dahâ çok zihni kuvvetlendirmek için fâidelenilir.

Yasak olanı, vakti zâyi’ eden ve fâidesi olmayan cedeldir.

(Mahzenü’l-Ulûm, Hakikat Kitabevi, İstanbul 1998, sf. 229-230)

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.