“Borun olağanüstü gücüyle tanışın!..”
Muhakkak siz de böyle iddialı bor katkılı ürün reklamlarına rastlamışsınızdır. Zirvesindeki popülaritesinden uzak olsa da her derde deva bor muhtevalı ürünler piyasada etiketlerle hâlen müşteri arıyor. Onu anladık, peki ya Beypazarı ne alaka? Gündeme düşen haber şu; “İsviçre Sağlık Bakanlığı, Beypazarı maden suyundaki yüksek bor minerali yoğunluğu sebebiyle satışını yasakladı.”
Diş macunu tercihini İsviçreli bilim adamlarının tavsiyelerine göre şekillendiren necip bir millet olarak bu habere kayıtsız kalamazdık. “Sosyal medya manipülasyonudur canım” diyerek ürke ürke Google’ladık. Bir de ne görelim, haber gerçek. Hemen ikiye ayrıldık, “Atın ölümü Beypazarı’ndan olsun” diyen yerli ve millî Türkler ve “Benim canım tatlı arkadaş!” diyen tatlı su Türkleri. Her geçen gün azalan akil bir kesim ise “Gele durun Beypazarı bir açıklama yapsın” diyecek oldu ama sesleri duyulmadı. Lafı çok uzattık, işin hülasası şuraya çıktı; Dünya sağlık örgütü 1 lt içme suyunda 4mg’a kadar bor mineralini sağlıklı kabul ederken AB standartları ise bu oranı 1 mg/1 lt olarak veriyormuş. Beypazarı’nın test neticesi ise 1,2 mg / 1 lt çıkmış. Yani bu test sonucuna göre Beypazarı maden suyu AB ülkelerinde zararlı dünyanın geri kalanında ise sağlıklı bir içecek.
Böyle saçma şey mi olur demeyin. Standartlar dünyasında her şey mümkün. Tıpkı istatistikler gibi standartlar da bilim kisvesi altında her türlü manipülasyona ve dizayna açık. Esasen standartlar, devletler için ölçü birliğini, kaliteyi ve müşteri memnuniyetini sağlama almak için çok değerli enstrümanlardır. Osmanlı devrinde işini iyi yapmayan esnafın pabucunun dama atıldığı hikâyesini dinlemişsinizdir. Bu sadece iyi ürünün standardize edilmesiyle mümkün. Fakat bugünkü kapitalist düzende standartlar da maksimum kazanç ilkesinin kurbanı oldu. Beypazarı hadisesi ufak bir numune. Hayatımızın en içinden bir misalle başladım ki, vuruculuğu da akılda kalıcılığı da fazla olsun. Standartlar soğuk Beypazarı keyfinize mâni olabilir veyahut yeni bir ürünün önü açmaya veya kapamaya karar verebilir.
Dizelin Hikâyesi
Gelin çok uzak olmayan tarihlerden daha cirolu misaller verelim. 2000’lerin başından itibaren otomobil piyasasına damgasını vuran dizel motorlar son birkaç yılda bir anda ortadan kayboldular. Şu an pek çok marka dizel motor seçeneği dahi sunmuyor. Peki bu nasıl oldu? Çok basit, standartlar marifetiyle. 1993 senesinde Euro 1 emisyonuyla başlayan egzoz emisyon standartları yaklaşık her 5 senede bir güncellendi ve son birkaç yıldır Euro 6’nın çeşitli versiyonları güncellenerek devam ediyor. Bu egzoz emisyon normları dizel motorları o kadar zorluyor ki özel partikül filtresi sistemleri kullanmadan bu standartları karşılamak mümkün değil. Bu filtre sistemleri de o kadar pahalı ki bugün bir dizel motorun maliyetinin dörtte birini oluşturuyorlar. Bu da ciddi bir maliyet artışı demek. Bütün bunlar üreticileri özellikle küçük sınıf araçlarda dizelden uzaklaştırdı. Üstüne dizel çevreyi fazla kirletiyor denilerek vergisi de arttırılınca Avrupa’da küçük dizellerin selası okundu.
Standartlarla dizeli bitirdiler, peki dizel furyasını başlatan da standartların makyajlanmasıydı desem? 1970’de petrol kriziyle fiyatlar fırlayınca Avrupa ve ABD’li otomotiv sanayicileri çeşitli arayışlara girdiler. Otomobiller ufaldı, tüketimler düşürüldü. Ama bu tedbirler de yetmedi. Fikirlerden birisi de benzin dışı yakıtlar kullanmaktı. Benzin üretilirken petrolden elde edilen sıvılardan birisi de mazottu. Fakat dizel motorlar daha çok gemi, kamyon gibi ağır hizmet sektöründe tercih ediliyordu. Hâliyle mazot tüketimi benzin tüketimine göre az kalıyor ve benzin üretilirken ortaya çıkan mazot da arz fazlası oluşturuyordu. Otomobil pazarında dizel yönünde bir teşvik olursa benzin tüketimi azalacak böylece kriz biraz olsun dinecekti. Fakat dizel motorun bir problemi vardı. Yüksek Nox emisyonu. Dizel motorların egzoz gazı çok zararlıydı, öyle ki Nazi’ler, sakatları, Romenleri ve Yahudileri sadece gaz odalarında öldürmediler. Kamplara taşırken egzoz gazı kasasının içine doğrultulmuş Opel Blitz kamyonetler kullanıyorlar, binlerce kişiyi de yollarda öldürüyorlardı. Neticede petrol krizi uğruna dizellerin Nox değerleri hep göz ardı edildi. Dizellerin yüksek Nox değerleri akla gelmesin diye egzoz emisyonları Co2 üzerinden takip edildi. Bütün bunlar bilim ve fen adamlarının imzasıyla yapıldı.
Zeyl: Bugün Sencer Çolakoğlu’nun çiftliğini anlattıkları bir videoyu izledim. Çiftliğin üzerine kocaman “mürşidimiz ilim ve fendir” diye tabela asmış. İlimsiz olmaz ama ilimden mürşid de olmaz.
Zeyl2: Amerikalılar VW’in dieselgate skandalı üzerinden hem kendi otomotiv endüstrilerine zaman kazandırdılar hem de Almanya’nın bir kulağını çektiler. VW’i batıracak seviyeye getiren bu skandaldan sonra yapılan testlerde diğer üreticilerin de VW’in yaptığı hileyi yaptığı anlaşıldı ama böyle yaygara kopmadı.
Standartlarla Sömürmek
Standartlarla tek ilgilenen devletler değil tabii. Devlet büyüklüğüne ulaşmış global şirketler de bu amme hizmetiyle yakından ilgileniyorlar. Birkaç akademik çalışma ile ideal D vitamini seviyesi standardını biraz yukarı çekmek ilaç sektörünün baronları için ne kadar zor olabilir acaba? İtiraz eden birkaç doktor, bilim adamı olur, onlar da komplocu, geri kafalı, bilim düşmanı diye ömür boyu susturulur. Muktedirler için o kadar kolay ki. Size sağlıklı veya sağlıksız diye satılan her bilginin arkasında buna benzer standartlar olduğunu unutmayın.
ISO, DIN, SAE, JIS her birisi farklı sanayi ülkesinin standartlar kümeleri. Sanayileşmiş ülkeler size sadece mal satmıyor kendi sistemini de dayatıyorlar. Elinde İngiliz Massey traktörün basit bir rekoru, cıvatası ile dolaşan çok adam gördüm. Kendi parçacısı dışında uyan bir şey bulmak ne mümkün, ne diş tutar ne çap. İngiltere’nin pound ağırlık biriminde, sağdan direksiyonda ısrar etmesi kuru bir inat değil, büyüklük göstergesi. Bugün ABD’ye iş yapmak istiyorsan onun standartlarına boyun eğeceksin. Bir maksat da iç piyasadaki üreticiyi dışarıdan gelecek mallardan korumak. ABD standartlarına uymak için ek yatırım yapman gerekir, yeni dizayn yeni kalıp vs. Çok adet hedefiniz yoksa pazara girmezsiniz olur biter. Sonrası liberal Amerika, yaşasın serbest pazar!
Herkesin köşesini kaptığı bir düzende TSE eliyle bir cephe tutmak zor. Ama misal Helal sertifikası gibi hâlen oturmamış, bakir kalan alanlar da yok değil. Buralarda standartların iyi takip edilmesiyle ülkemiz adına iyi kazanımlar elde edilebilir. En azından milletimiz ve Müslümanlar aleyhine olabilecek gelişmelerin önünü almak gerekir. Mesela AB’nin yasakladığı kokorece buradan bir cevaz çıkarsak bize kâr olarak yetişir. Can boğazdan gelmiyor muydu?
Yazı uzadı, mühendisim diye sizi de teknik konulara boğmayayım. İyisi mi, ben soğuk bir bor takviyeli Beypazarı açayım da Türk’ün gücü yerine gelsin.





"Genç Vicdânın Sesi"
Yorum Yaz