10 saatlik uçak yolculuğu ardından Şangay havalimanına indik. THY uçağımız adeta Birleşmiş Milletler gibi. Türkler olarak yüzde 2-3 nispetindeyiz. Uçakta ne kadar Türk olduğunu zaten pasaport kontrolde kenara ayrılanlardan anladık. Bütün Türkleri bir vesile ile sıkıştırdılar. Her geldiğimde aynı şey olduğu için çok da garipsemedim. Zaten vize alırken sorulan davetiyeyi bir de girerken sordular. Benim davetiyem hazırda yoktu (vize alırken vermiştim zaten), 3-4 sene önce başka bir arkadaş için aldığımız davetiyeyi laptoptan açıp gösterdik ve polis hanım iltica etmeye can attığım(!) bu şehrin kapılarını bize açtı. Kenarda bekletilen diğer Türkler de benzer belge arayışındaydılar. Bu uygulama takribi 8-10 yıldır daha ağırlıklı devam ediyor. Tahmin edeceğiniz üzere Uygur meselesinin getirdiği bir zorlama.
Black Mirror ne kadar uzak?
Bu şehre girdiğiniz andan itibaren yaptığınız her şey devletin gözetimi altında. Her yerde kameralar var. Öyle ki kamerayı gören kamera da var. Şehirlerarası bütün tren yolculukları pasaport kontrolü ile yapılıyor. Pasaportu okuyup kamera ile yüz kontrolü yapan iyi de çalışan bir sistem geliştirmişler, girerken çıkarken her an izleniyorsun. Şehir içi metroları da çok farklı değil. Bilet neredeyse hiç kullanılmıyor; sadece yabancılar tercih ediyor. Biz de Çinliler gibi Alipay uygulamasını yükledik. Burada nakit para hatta kredi kartı bile neredeyse kullanılmıyor. Neredeyse dilenciye bile Alipay üzerinden para gönderiliyor. Fuardaki ayaklı satıcıdan aldığım temizlik ürününün parasını bu şekilde hızlıca gönderdim.
Çin’de Instagram, Facebook yasak olduğu gibi WhatsApp dahi yasak. Bunun yerine WeChat kullanıyorlar. Türkiye’de yaşayan birinin WhatsApp’ı olmaması düşünülebilir ama Çin’de yaşayıp WeChat kullanmamak pek düşünülemez. WeChat’te çevrim içi alışverişten tutun havale yapmaya kadar birçok şeyi yapmak mümkün. Kartvizit dahi kullanmıyorlar, WeChat üzerinden barkod paylaşıp kartvizit alışverişi yapıyorlar. Keza taksi çağırmaktan restoran aramaya her şey bu uygulama üzerinden yapılıyor. Çin devleti hiçbir şey yapmadan sadece bu uygulamayı takip ederek vatandaşlarını bilgisayar oyunundaki karakter misali takip ediyor.

Devlet yönetimi
Çin tıpkı ABD gibi eyalet sistemiyle yönetiliyor. Her eyalette farklı kurallar söz konusu. Fakat hepsinde ortak olan nokta disiplin ve düzen. Laz müteahhit mefhumun olmadığı ülkede binalar, yollar her yer çok nizami. Silüet bozan binalar olmadığı gibi insanların da genel olarak kurallara uyduğunu gözlemliyorsunuz. Ülkemizin en büyük problemi olan kamu otoritesi eksikliğinin burada esamesi yok. Çinliler temiz olmasa da genel olarak sokaklar temiz. Temizlik bahsi açılmışken; 2004’te geldiğimde iç şehirlerde tuvaletlerin kapısı yoktu kadın erkek karışık iş görüyordu. Bugünlerde çoğu şehir gayet medeni bir hal almış ve tuvaletler biraz düzelmiş. Lakin yine de lavabolarda sabun bulmak şaşırtıcı bir durum. Ancak turist yoğunluğu olan bölgelerde buna nispeten dikkat ediyorlar.
Şangay Çin’in en gözde eyaleti. Aynı zamanda dünyaya açılan kapısı. Diğer Çinlilerin gözünde Şangaylılar kibirli zengin züppeler. Lakin işin doğrusu herkes Şangaylı olmak istiyor. Bunun için Şangaylı biriyle evlenmeniz gerekiyor. Ya da senelerce Şangay’da çalışıp fazlaca sigorta primi ödeyip gerekli puan limitini doldurmanız gerekiyor.

Çin’in takdir edilecek özelliği düzen ülkesi olması olabilir. Kimse kafasına göre bir iş yapamıyor. Şangay’ın içinde kullanabileceğiniz araç plakası farklı. Bu plakalar da belli adette basılmış ve önce plakayı sonra arabayı alıyorsunuz, tıpkı ABD gibi. Misal Şangay’da 100 bin adet motosiklet plakası tanımlanmış. 1 adet daha fazla plaka alamıyorsunuz. Bu plakalar serbest pazarda yüksek rakamlara alıcı buluyor. 10 günde neredeyse hiç motosiklet görmedim. Neredeyse hepsi elektrikli scooter idi. Elektrikli araçlar konusunda Şangay’da büyük teşvik var. Tesla’yı da fabrika açması için binbir türlü teşvikle ikna etmişler ve Tesla hayli çok satılıyor. Elektrikli araçları yeşil plakalarından tanıyorsunuz. Gezdiğimiz diğer şehirlerde Şangay’dakinin aksine çok elektrikli araç görmedik ama Şangay’da yeni araçların neredeyse hepsi elektrikli.
Şangay plakalı olmayan araçlar Şangay’ın iç mahallelerine giremiyor. Şangay trafiğinden şikayet ediliyor ama İstanbul’un trafiği yanında gayet iyi bir trafiği var. Tek sıkıntı bizdeki battı çıktı köprüler olmadığı için kavşaklarda ışıklarda çok bekliyorsunuz. Fakat trafiği çekmeye de hiç gerek yok çünkü çok iyi işleyen bir metro ağı var. Yakın duraklar 3 yuan yani 15tl iken en uzak mesafe 6 yuan yani 30tl. Şehrin neredeyse her yerine bu metrolar arasında aktarma yaparak kolayca ulaşmanız mümkün.
Döneceğimiz gün yol kenarındaki bisikletlerden uygulama üzerinden kiralayıp 4-5 km dolaştık. Bisiklet kullanmayı özlemişim, İstanbul’da motosikletle bile bu rahatlıkla gitmeniz mümkün değil kendinizi bir arabanın altında bulursunuz maazallah.
Çin’de raylı sistemler
Eğer Çin’in kalkınma hikâyesi yazılacaksa bunun bir maddesi kesinlikle raylı sistemler olmalı. Pudong Havalimanı ve Şangay merkezi arasında kullanılan Maglev manyetik treni, manyetik raylar üzerinde 450km/sa sürate kadar çıkabiliyor ve dünyadaki sayılı manyetik tren örneklerinden birisi. Bu trene 40 yuan (200tl) vererek havalimanı şehir arasındaki 40km’lik yolu 7-8 dk.da alabiliyorsunuz. Dolmuş usulü ring yapan Maglev bu kısa aralıkta 350 km sürate kadar çıkıyor, gerçekten çok iyi.

Ülkenin ana hatları hızlı trenlerle donatılmış. Lokomotifini Japon firmasından alıp geri kalanı kendileri yapmışlar ama sonraki modellerde bu lokomotifi taklit edeceklerine şüphe yok. Şangay-Pekin arası 1300 km ve hızlı tren ile bu yol 5 küsur saatte alınabiliyor. Kimisi bazı durağı atlıyor siz duruyorsunuz. O esnada arkadan gelen tren makas değiştirip, siz durakta dururken yanınızdan bir anda 150-200 km süratle geçiyor. Çıkardığı ses ve titreşim ürkütücü. Aradan 1dk henüz geçmişken bu sefer aynı hattan yine benzer korkutucu süratle bu sefer aksi istikametten tren gelip geçiyor. Trenlerin 350 ile gitmesinden çok vızır vızır ve dakik şekilde hareket etmesine gıpta ettim.
Biz Pekin’e varmadan başka bir şehirde indik yaklaşık 800km yol geldik. O gün işlerimizi hallettik ertesi gün de geri geldik. Bu kadar uzun bir yolda hiç ama hiç yorulmadım. Beylikdüzü’nden Kadıköy’e gitsem daha fazla yorulurdum herhalde. Bu hızlı tren hatlarında pek çok güzergah ve tren seti var. Bu rahatlığın Çin içinde ne kadar büyük bir ekonomik refaha vesile olduğunu bizzat yaşadım. Bizim de en acil şekilde İstanbul Ankara arasını azami 2 saate düşürmemiz gerekir. Anadolu’nun kalkınamamasının, nüfusun ve ekonominin İstanbul ve Marmara bölgesine yoğunlaşmasının önüne geçilmek isteniyorsa reçete kesinlikle demiryolu.
Çin otomobilleri
Çin’in ekonomik kalkınmasını en somut şekilde vatandaşın ulaşım alışkanlıkları üzerinden anlatabilirim herhalde. 2004’te geldiğimizde bisiklet ve motosiklet yoğunluğu vardı. Ucuz Çin motosikletleri havayı adeta puslu hale getiriyor insanlar maske ile dolaşıyordu. VW 80’li yılların Jetta’sını(Golf 2) halen üretiyor, taksilerin hepsini bu araçlar ve Santana’lar oluşturuyordu. Araba kullanmayı da hiç bilmiyorlardı, 20 ile 4.viteste gitmeye çalışan taksiciler filan hiç şaşırtmıyordu. Sanırım 2010 gibi geldiğimde bisikletlerin yerini elektrikli scooterların aldığını görmüş şaşırmıştım. Lüks arabalar da kendini göstermeye başlamıştı. 2017’de geldiğimde sokaklar Alman otomobili istilasına uğramıştı. Büyük sedanları sevdikleri için C200 long, 520 long gibi modeller ve Q5 vb. SUV’lar revaçta idi. 2024’te geldiğimde şoka uğradım. Çünkü bu araçları sokakta görmek mümkün değildi, sanki bir anda ortalıktan yok olmuşlardı. Çin’in batıya açılan yüzü Şangay’da Çin’in elektrikli otomobilleri her yanı doldurmuştu. Yukarıda bahsettiğim plaka uygulaması ve elektriklilere sağlanan teşvikler dönüşümü hızlandırmış.

Fabrika sahipleri bizi hep Çin’in lüks araçlarıyla aldırdılar. Aslında oradaki mesajı anlamak da kolay. Biz bu araçları üretebiliyoruz, Çin malı artık bu demek. Bu mesajı algılayınca Çin otomobillerindeki bu hızlı değişimin devlet yönlendirmesi olduğunu anlamakta da zorlanmadım. Otomobil gibi sıradan halkın gözünde teknoloji statüsü olan bir ürün ile Made in China’nın prestiji yükseltiliyor. Otomobiller belli bir seviyeye gelmişler. Özellikle fiyat performans söz konusu olduğunda hayli zorlayıcı rakipler. Çok iyi otomobil yapmak için ise halen uzun yolları var. Bunun için en büyük engel Çinlilerin araba kullanmayı bilmemesi. Çok kötü araba kullanıyorlar. Resmen araba ellerine yakışmıyor. Alman arabalarının sürüş dinamiklerinin iyi olmasının bir sebebi de sınırsız hızlı Alman otobanlarında limitleri zorlayan Alman sürücüleri. Çinli üreticiler bu geri bildirim ve zorlayıcı tüketici imkânından mahrum.

Çin Müslümanları ve Uygurlar
Çin’de Uygurlar dışında Hui isimli Çinli Müslümanlar da var. Tam 20 yıl önce Çin’e gittiğimde de camiye gitmiş ve Uygurların sıcak karşılamasıyla karşılaşmıştım. Şangay’da yine küçük bir camiye gittik. Bu arada şehirde 5-6 adet cami var. Camiye girerken cemaat dağılıyordu, selam verdik insanlar sağa sola kaçıştılar, selamımız havada kaldı. Açıkçası çok da garipsemedim. Bölgede yaşayanlardan aldığımız bilgiye göre devlet Uygur meselesinin dışarıya yansıtılmasından rahatsız. Kendi içinde oldu bittiye getirme derdinde. Uygurların Şangay gibi dışa açık şehirlerde bulunmalarını istemiyor. İş yapmak isteyenlere ortak olarak bir şekilde dizginliyor, tercümanlık gibi dış ülkelerdekilerle temasta olabilecek işleri yapmalarını istemiyor. Çin devleti söz konusu Uygurlar olduğu zaman agresif tepkiler veriyor. Gazeteci bir arkadaşım benimle benzer zamanlarda Çin Dışişleri’nin davetlisi olarak Pekin’deydi. Bu konuda sorulan soruların hepsinin sert bir şekilde geçiştirildiğini söyledi. Belli ki Çin bu konuyu devletine ciddi bir tehdit olarak görüyor. Çin bunu ne kadar gizlemeye uğraşsa da Uygurların camiye gitmeleri, namaz kılmaları, oruç tutmaları yasak. Bu apaçık bir zulüm.

Doğu Türkistan’ın komşusu Tacikistan dünyada selefi hareketin ana üssü hâline geldi. (Editör notu: Bu nedenle Tacikistan’da selefi hareketlere katılmak kanunen yasaklandı.) Buradaki aşırıcı hareketlerin Çin’e de tesir ettiğini tahmin ediyorum (herhangi bir bilgim yok) Çin’de 2010’lu yıllardan itibaren başlayan bombalama vb. terör faaliyetleri Çin devletinin Uygurlar üzerindeki zulmünü daha da arttırmasına sebep oluyor. Çin’in toprak bütünlüğüne halel getirmeyecek ama Doğu Türkistan nüfusunun temel insani haklarını da gözetecek, dil, din ve kültür konusundaki dayatmacılığı bitirecek bir çözüme ihtiyaç var.
Kötü tahminimi de söyleyeyim. Bugün Suriye’de muhaliflerin içinde yer alan Türkistan İslam Partisi mensupları Doğu Türkistan içine sızar, ABD de Çin’i zayıflatacak her şeyi destekleme saikiyle bunlara destek verir. Çin en sert şekilde müdahale eder. Bizim de göz göre göre yeni bir Gazze’miz olur. Bunun önüne geçebilmek için hem Uygurların hem Çin devletinin aklı selime ihtiyacı var. İnşallah yanılırım diyeyim.
Çin Kültürü
Şangay’da gökdelenler arasında kalmış olan bir Budist tapınağına gittik. Dört tarafı duvarlarla çevrili bu yapının içerisinde küçüklü büyüklü birkaç put var. İnsanlar ana meydanda tütsü alıp yakıyorlar ve sallanarak o putlara doğru dönerek dua ediyorlar. Tütsüler ufak meblağ da olsa para ile satılıyor. Ayrıca turistlere giriş de ücretli. Binanın arka tarafında rahiplerin yatakhaneleri vs. mevcut. Üst katlara çıkışın yasak olduğu yazılıydı. Putların önüne yumuşak minderler yerleştirilmiş. İnsanlar burada önce diz çöküp sonra secde ederek dua ediyorlar. Bütün dünyada ibadet şeklinin secde olması da incelenmeye değer bir konu tabi. Acaba Budizm de hak bir peygamberin tahrif olmuş dini olabilir mi veya hak bir dinden tesir görmüş olabilir mi? Putların önüne az da olsa meyveler de konulmuş isteyen alabiliyor. Ayrıca devasa çanlar ve davulları da görüyorsunuz.

Çin’in diğer şehirleri bu konuda daha muhafazakâr olsa da Şangay artık Batı kültürünü fazlasıyla almış bir şehir. Öyle ki sokakta kedi görmek bile mümkün. Çinliler bu kedilere çok şaşırıyor hatıra fotoğrafı çekiliyorlar. Sonrasında yemek için yanlarına alıyorlarsa bilemem ama eskilerin “buralar çok bozuldu yeğenim” dediğini hissettim. İnsanlarda ciddi bir Batı hayranlığı var. İtalyan restoranları sıra yazıyor. Lüks marka mağazalar her yeri doldurmuş. Havalimanı duty free’lerinde poşetleri hunharca dolduran Çinlileri görünce bunlar para harcayacak yer arıyorlar diyordum. Esasen enteresan da bir bilgi öğrendim. Çinlilerin şehirdeki bu lüks mağazalardan alışveriş limiti varmış. Günlük bir adet kadar alışveriş yapılabiliyormuş. Bu sebeple ülkelerinde bu lüks mağazalar olmasına karşın Çinliler yine yurtdışından alışveriş yapmayı makul buluyorlar.

Devlet planlamalı ekonomi
Çin devlet destekli ekonomiyi keserin sapı tamamen kendine dönük bir şekilde kullanıyor. Bunu yaparken sahip olduğu pervasızlığın gücünü ise nüfusundan alıyor. TikTok’u sattıktan sonra yasakladılar aynı programı Çin için tekrar açtılar. Paralarının dışarı gitmesini kesinlikle istemiyorlar. Yakın zamanda görmüşsünüzdür, BYD Çin’den Manisa’ya personel getirip Manisa’da Çin mahallesi kurmak istiyor.
İş makinasına hidrolik aksam üreten bir fabrikaya gittik. Fabrikanın müşterileri yani iş makinası üreticileri fabrika ile aynı sanayide. Dahası bu fabrikanın büyük tedarikçileri de aynı şehirde. Bütün bunlar planlı ekonominin neticesi. Eğer bir konuda eksiklik olursa da devlet partinin uygun gördüğü bir kimsenin eline parayı tutuşturuyor, fabrikayı anahtar teslim ülkeye kuruyorlar. Nüfus gücü olduğu için herhangi bir ürünü yapmanın adet fizibilliği gibi bir meseleleri de yok.
Netice
Çin’in ekonomik kalkınma hikâyesi henüz yeterince irdelenmiş değil. Buradan çıkarılabilecek çok dersler olduğu muhakkak. Diğer yandan Çin mevcut aşırı kontrolcü ve Uygurlar gibi etnik azınlıklara yönelik zalimane politikasını ekonomik başarılarıyla ne kadar kontrol edebileceği de önemli bir sorun.
Çin’in planlı ekonomi ile büyümesi kâğıt üstünde kolay gözüküyor ama biz bunu geçmişte denedik, zengin edilen malum 2-3 aile dışında bir çıktı üretemedik. Onlar da uzun yıllar ihracatçı olmayı değil iç piyasaya mal satma kolaycılığını tercih ettiler. Ayrıca bizde devlet büyüdükçe yolsuzluk ve tembellik artıyor. “Çin bunun önüne nasıl ve ne kadar geçmiş?” Bunlar da konuyla alakalı çalışacak kişileri bekleyen diğer sorular.





"Genç Vicdânın Sesi"
Keyifle okuduğum bir yazı oldu, gözlemlerinizi yazdığınız için teşekkür ederim