Anasayfa Kitabiyat

George Orwell, 1984 ve Büyük Birader

PAYLAŞ

Orwell 1903 yılında Hindistan’da dünyaya gelir. Asıl adı Eric Blair’dir. Hastalıklı ve çelimsiz çocukluğu; baba sevgisinden mahrum geçer. Annesi Orwell’ı ablasıyla İngiltere’ye getirir. Babası, İngiltere’nin Hindistan’daki sömürge idaresinden 1912 yılında emekliye ayrılıp İngiltere’ye dönse de, oğluyla yıldızları uyuşmaz.

Orwell, yarı burslu olarak yatılı okulda okurken, İngiltere’deki içtimai sınıflar arasındaki adaletsizliği müşahede edecektir.

Bir keresinde, çocukluk arkadaşı Laura, Orwell’ı bahçede başını yere koyup ayaklarını havaya kaldırarak durduğunu görüp sebebini sorar. Böyle durunca daha çok insanların dikkatini celbettiğini söyler Orwell.

Ailesi üniversite masrafını karşılayamaz. Üstelik zorlamaya gerek duymazlar, zira Orwell lisede notlarını yükseltme derdinde olmamış, alaka duyduğu ders haricindeki şeylere vakit harcamıştır. Okulda gazete çıkarmış ve yazma işleriyle uğraşmıştır. Yaşıtları üniversiteye giderken, Orwell Polis okuluna kaydolur ve o zamanlar henüz Hindistan’dan koparılmamış olan Myanmar’a gider.

Sefahatten Tefekküre

Myanmar’dayken yalnız takılır, boş vakitlerinde kitaplarla ve yerlilerle vakit geçirir. O kadar ki, tertipleri ona “yabancı” (outsider) lakabı takarlar. Yerliler gibi dövmeler yaptırır, Burma dili öğrenir, ordaki rahiplerle sohbetler eder, hapishaneye gider mahkumlarla konuşur. Sonraki dönemlerde, Britanya İmparatorluğunun sömürgeci icraatlarında rol aldığı için suçluluk hissettiğini yazacaktır.

Hastalanıp İngiltere’ye dönünce, polislikten istifa edip yazar olmaya karar verir. Jack London hayranıdır. Tebdil-i kıyafetle Londra’nın fakir bölgelerine gidip, gördüklerini kayıt altına alır. Paris’e gider; işçi sınıfı mahallesi sayılan Beşinci Bölge’ye yerleşir. Metaliksiz günler geçirir; teyzesinden harçlık alır. Bayağı işlerde çalışmak mecburiyetinde kalır. Otellerde bulaşık yıkdığı olur. Hastalanınca, talebelere bedava hizmet veren bir hastaneye yatırırılır. Gazete ve dergilere makaleler gönderir. Bu dönemde yazdıkları; Jack London’ın Uçurum İnsanları gibi; ekseriyetle fakirlik üzerinedir. İki yıl süren Paris macerasından sonra 1929 kışı İngiltere’ye geri dönecektir.

Hayatı tezatlar ve düzensizlikler içindedir. Bir dönem, ailesi nazarında efendi gibi görünen Orwell, haylaz çocuk denebilecek bir paralel hayat yaşar. Özel dersler verir, lisede öğretmenlik yapar, Burton takma adıyla çeşitli makaleler kaleme alır, gecelik yataklar kiralar, fakirlerin takıldığı mekanlara gider, sahilde yıkanır, dilenci ve işçilerle yaşar, yılbaşını hapiste geçirmek için kendini tutuklatır ama serhoşluk ve serserilik hapse girmesi için yeterli olmaz. İkinci el kitapçıda çalışır. İki arkadaşıyla bir bekarevinde kalır. Adelphi’de makaleleri yayınlanır. Burma Günleri ve Papazın Kızı kitapları neşredilir.

İdeolojilerin Çatışması

Myanmar’dan sonra, ilk başlarda kendini anarşist, sonraları marksist olarak vasfetse de, sosyalist olamayacak kadar geniş yelpazede yazmıştır Orwell.

Stalin’e karşıdır, ancak Stalin’in şahsında bir bütün olarak sosyalizmi ve solu hedef aldığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. Emperyalizm aleyhtarıdır. Faşistlere karşı savaşmak üzere İspanya İç Savaşına katılan Orwell, gırtlağından yaralanır ve ölümden kıl payı kurtulup İngiltere’ye döner. Aslında faşist Franko’ya karşı Cumhuriyetçiler safında yer almak için gitmiştir İspanya’ya. Ne var ki; Stalin’e bağlı komünistler, Orwell’ın bağlı olduğu fraksiyonun faşistlerle işbirliği içinde olduğunu ileri sürerek bir temizleme harekatına başlayacaklardır.

Katalonya’ya Selam kitabını en iyi eserleri arasında sayanlar vardır. İspanya tecrübesi, onda komünizme karşı derin korkuyu miras bırakmıştır. İspanya İç Savaşında; İngiltere, Fransa ve Amerika korkak davranmış; Hitler ve Mussolini’nin Franko’ya verdikleri desteği muhaliflere vermemişlerdir. Halbuki, Orwell’a göre, Franko’ya karşı direnen samimi insanlar, barbarizme karşı hepimiz adına mücadele vermişlerdir. Bu arada Stalin, Franko karşısındaki direnişi kendi kontrolüne almaya çalışmaktan geri durmayacaktır.

Şaheserlerinin Kaynakları

Shakespeare, Dickens, Swift, Flaubert ve (İngilizce yazan) diğer modern yazarlar haricinde; “Biz” romanında distopik bir geleceği konu alan, Rus yazar Yevgeniy İvanoviç Zamyatin’in tesirinde kalmıştır.

Gazeteciliği yazarlığından öndedir. Kitap değerlendirmeleriyle meşhurdur. İspanya’dan döndükten sonra, BBC’nin Hindistan ve Güney Asya’daki propaganda neşriyatını yürütür. Daha sonra, tabiat ve fikriyatına muğayir olduğunu düşünerek bu işinden ayrılır. Ömrü boyunca hastalıklarla mücadele eder.

Aslında Orwell; derin felsefî duruşa veya cihanşumül bir dünya görüşüne sahip bir mütefekkir değildir. Hayvan Çiftliği ve 1984’e kadar; orta halli bir yazar bile sayılamayacaktır. Öyle ki, yazarlığı gazeteciliğinin gölgesinde kalmıştır. Fakat, yaşadığı dönemdeki dünya düzeni, şahsî hayat tecrübeleri, kitaplarla hemhal olmasını gerektirecek işlerde çalışması gibi faktörler, Orwell’a “Güç, İktidar, Yönetme Hırsı ve Totaliterleşme” hususlarını konu alan Hayvan Çiftliği ve 1984 kitaplarını yazdırtmıştır.

İçine kapanık ve hayâlî kişilerle konuşan bir çocukluk dönemi geçirdiğinden hayal gücü kuvvetlidir. Mevzubahis iki eserde, Orwell’ın bu şahsî hususiyetlerini müşahede etmek mümkündür.

Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – 1984

1984 sarsıcı bir eser: Üst üste yığılan, kesişen, birbirini tamamlayan, psikolojik, siyasi, sosyolojik… bir çok disipline konu olacak hususlar girift bir şekilde harmanlanmış.

Bazı hayvanlar, önce avlarını mahfuz bir yere taşır, ondan sonra sakin sakin yerler. 1984 yazarı da, içinde bulunduğu çağı tahlil etmek ve düşüncelerini daha tesirli bir şekilde aktarabilmek için, evvela okurlarını mahfuz bir yere taşımaktadır. Bu yer, romanda inşa edilen, oldukça karamsar bir dünyadır. Okuyucuyu içinde bulunduğu dünyadan çıkarıp hayâlî bir dünyaya taşıyarak; bambaşka bir gezegende bütün fikirlerini anlamlı bir bütün içinde sakin sakin aktarmak istemiştir.

Kitap bir distopyadır. Yazar, yıkmak üzere bir ütopik dünya inşa eder. Gerçekleşmesi arzu edilmeyen bir düzen, insanlığın yuvarlanmaması gereken bir çukurdur bu dünya.

1984 bir ikâzdır: Yazar, günlük hayatta mevcut olan bazı değer ve temâyülleri abartarak bir ihtâr çekmek istemiştir. Endişe dolu ve korkutucu bir dünyanın dehşet verici hayatı gözler önüne serilmektedir.

Baştan sona, kitabın çeşitli bölümlerinde çarpıcı tespitler bulursunuz: “İnsan gücünü bir başkasına nasıl tatbik eder? […] Ona acı çektirerek  […] İtaat kâfi değildir. Acı çekmediği sürece kendi iradesine değil de senin iradene tabi olduğundan nasıl emin olabilirsin. Güç acı çektirme ve aşağılamakta saklıdır.”

Ve Büyük Birader…

Büyük Birader tarafından izlenmeyen bir insan evladı var mıdır bu dünyada? Bazı büyük biraderler ekranlardan, bazıları kabirlerinden, bazıları ise saraylarından izlerler bizi.

Birinci Cihan Harbi bittiğinde onbeş yaşındaydı Orwell. Gücü elinde bulunduran kişilerin aldığı kararlar milyonların hayatına mâlolmuştu. Ölümünden beş yıl evvel İkinci Cihan Harbi nihayet bulmuştu. Stalin, Hitler, Mussolini, Churchill, Roosevelt ve Franko gibi Büyük Biraderlerin gölgesi altında nefes almak zorunda kalmıştı. Hitler’in İngiltere’ye attırdığı bombalar (The Blitz) her İngiliz gibi, Orwell ailesinin yüreğine de korku salmıştır.

Büyük Biraderlerin hayatımızda ne kadar tayin edici olabileceklerini anlatmak için mefhumları tepetaklak ederek okuyucusunu sarsmak istemiş Orwell: “Harp Sulhtur”; “Hürriyet köleliktir”; “Cehalet güçtür” ve “Büyük Biraderin gözü üzerindedir”.

İdeolojisi ne olursa olsun, herhangi bir totaliter rejim nihaî ideal şekline kavuştuğunda neye dönüşebileceğini ürkütücü şekilde ortaya koyar 1984. Güce olan ihtiras ve başkaları üzerinde tahakküm sevdasının hükümferma olduğu polis devletlerde insanî faziletlerin nasıl tedrîcen buharlaştığını dehşetengiz şekilde gözler önüne sermiştir. Orwell’in totaliteryanizmin bünyesinde barındırdığı tehlikeler hususunda yaptığı ikâz, hem kendi dönemindekiler, hem sonra gelenler üzerinde derin tesirler bırakmıştır.

Büyük Biraderler sadece bedenen insanların direncini kırmakla iktifâ etmezler, zihnî ve aklî mevcudiyetini kökünden kazıyarak, nefret ettikleri mefhumları sevmelerini temin etmek isterler. Bu; eğitim ve yeniden programlamayla mümkündür.

Büyük Birader’e İtaat

Hayatının bazı merhalelerinde, Orwell’ın kendisi de Büyük Birader’in bir parçası olacaktır. Britanya Krallığı adına Myanmar’da sömürgeci olarak bulunması; BBC’de çalışırken Churchill adına propaganda çarkını şahsen döndürmüş olması; 1984’ü yazarken, daha önce yazdıkları sebebiyle İngiliz hükümeti tarafından izleniyor olması; İspanya’da komünistlerin entrikaları; Myanmar’da sömürgeciler safında yer alması; Myanmar’da ırkları ve kastları sebebiyle insanlar arasındaki ayrımcılığı müşahede etmesi; okul yıllarında İngiltere’nin sosyal sınıflar arasındaki ayrımcılığa bizatihi maruz kalması ve bilahare baba sevgi, şefkat ve alâkâsından mahrum olarak büyümüş olmasının Orwell üzerinde derin psikolojik tesirleri olmuş. Bu sebeplerle, bilhassa Hayvan Çiftliği ve 1984 eserleri, Orwell’ın, İktidar, Baba, Güç, Büyük Birader gibi otoriteyle yüzleşme ve hesaplaşmasının hikâyeleridir.

Her ne kadar Orwell Stalin’i sevmediğini her fırsatta ifade etse de, 1984’ün ortaya koyduğu çerçeveyle bütün totaliterleşme temayüllerini tek kefeye koyarak eleştirmek mümkündür. Bu itibarla, bu kitabı okuyacak herkes için güncel ikaz ve ihtarlar bulmak mümkündür.

Dış düşman, savaş, seferberlik hali ve harp korkusu devamlılık kazandığında, toplumun hiyerarşik yapısını sürdürecek zihnî ortamın şartları temin edilmiş olur. Büyük Biraderler, ancak bu tip sosyo-psikolojik ortamlarda zamanı durdurabilir ve iktidarlarını sürdürebilirler.

Büyük Biraderler ölmez, yüreklerde yaşarlar. Ne zaman doğup ne zaman ölecekleri belli değildir. Belki hep var olagelmişlerdir veya hiç bir zaman var olmamışlardır. Her şeyi bildikleri tasavvur edilir. Bir dünya görüşünü simalarında tecessüm ettiren yarı-tanrı(!) kişilerdir. Kendileri gibi, düşmanları da hayâlî ve mistiktir.

Büyük Birader her yerdedir. Her yerden sizi gözetler: Okul bahçesinden, kitaplardan, paradan, gazeteden, ekrandan, zarf pulundan, posterden, bayraktan, heykelden, büstten ve her yerden… Kaçamazsınız: sokakta, yatakta, ofiste, evde, mutfakta, sinemada, tiyatroda ve her yerdedir. Kafatasınızın içinden başka sığınacak yeriniz yoktur.

1984’in kahramanı Winston, not defterine “Büyük Biradere Ölüm” yazdığı andan itibaren Okyanusya Düşünce Polisi’nin kendisini er ya da geç yakalayacağı ön kabulüyle hareket eder. Bu bir nevi fatalistik, umutsuz ve başına gelecek sonu en başından kabul eden psikolojik durumu ortaya koyar. Okuyucu için dünya daha da buğucu bir hâl alır. Belki de Orwell, bu yolla okuyucusunu irkiltmek ve totaliterliğe karşı tahrik etmek istemiştir.

Lisan, Zihin ve Hâfıza

1984, inşacılık (constructivism) ve Lisan Felsefesine alâka duyanlar için ilginç bir eser olacaktır. Kendine has, mefhûmları (kavram) vardır. Orwell Mefhûmları (Orwellian Concepts) diye literatüre geçmiş. Mesela; birbiriyle tamamıyla zıt iki inancı aynı anda zihninde yaşatabilme ve her ikisine de inanabilme manasına gelen “Çiftdüşünce” (Doublethink); yazarın ilk defa İngilizce literatürüne kazandırdığı bir mefhumdur. Buna benzer pek çok mefhum var 1984′te: Düşünce Cinayeti, Düşünce Polisi, Eski-Lisan, Yeni-Lisan…vs.

(Zihin – Lisan – Beden) arasındaki münasebet ve bu münasebetin, psikoloji, sosyoloji ve bilahare siyasî düzene tesirleri mühim tespitler ihtiva eder. Bu cihetten sıhhatli bir şekilde tahlil edilebilmesi için, kitabın bu nazarla ayrıca mutalaa edilmesi tavsiye edilir:  “… Hakikat insan beynindedir ve başka hiç bir yerde değildir… parti neyin gerçek olduğuna hükmederse, gerçek odur. Bu durumda, eğer parti insanların beynini kontrol ederse, hakikati de kontrol etmiş olacaktır”.

İnsanların hafızalarının yeniden programlanması, tarihin Okyanusya Gerçek Bakanlığı tarafından yeniden yazılması; toplumların geçmişle olan bağlarının ne kadar mühim olduğunu ortaya koymaktadır. Her despotik ve totaliter rejim; tarih, dil ve coğrafyayı geçmişle bağı olmayacak şekilde yeniden tanımlayacaktır. Geçmişe müdahale edilerek insanların hafızalarını silecektir. Düşünemeyen yığınlarca müdafaa edilecek ve mevcudiyeti meşrulaşmış olacaktır. Dünyanın bir çok ülkesinde, devrimlerle yüzlerce yıllık tarihi miras reddedilmemiş miydi? Üretilmiş yeni nesiller yeni rejimi medeniyetin başlangıcı gibi görüp Büyük Biraderine kayıtsız şartsız biat etmemiş miydi?

1984’te, Eski-Lisan terkedilip bir Yeni-Lisan uydurulur. Bu uydurukçayla insanların geçmişle bağı koparılmak ve onları daha kolay kontrol edilebilir hale getirmek hedeflenir. İnsanların kelime haznesini daraltmak, az kelimeyle konuşmalarını temin etmek ve onları düşüncede güdük bırakarak Büyük Birader’in rejimine sadık hâle getirmek istenir.

George Orwell’ın Ölümü

Orwell’ın kahrını çeken ilk karısı, Eileen, Orwell’a ilk şöhretini kazandırıp ekonomik sıkıntılarını nispeten bertaraf eden Hayvan Çiftliği kitabı neşredilmeden ölecektir. Hayat şartları Orwell’ı verem edecek ve ömrünün son dönemini hastanede geçecektir. İkinci eşiyle hastanede evlenecek ve henüz kırk atlı yaşındayken hayata gözlerini yumacaktır. Çocuğu olmamıştır. Richard isminde evlat edindiği bir oğlu vardır.

George Orwell ve eserleri ile alakalı Kelâmbaz’da yayımlanmış diğer yazılar:

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.