Dün (7 nisan) merhum Ahmed Davudoğlu Hocaefendinin vefatının yıldönümüydü. Bu merhum, kıymetli hocaefendi hakkında vefat yıldönümünde kimler ne yazmış diyerek Twitter’da search kısmında “davudoğlu” kelimesini arama yaptım. Sadece aşağıda gördüğünüz 2 tweet önüme düştü. Bu iki hesaptan başka kimse bugün merhum hocayı hatırlamamıştı.

Aklıma 2023 senesinde hocanın vefatının 40. yıldönümü sebebiyle Fatih Kültür Merkezinde düzenlenen anma programı geldi.
Prof. Dr. Mustafa Cevat Akşit, Prof. Dr. Ahmet Turan Aslan, Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz ve Sadık Albayrak’ın konuşmacı olarak katıldığı bu programda da maalesef salonun büyük kısmı boş kalmıştı. İnşallah önümüzdeki senelerde daha yoğun katılımlı, büyük programlar olur, merhumun kitapları daha çok yayılır ve okunur.

Ahmed Davudoğlu Hocanın kendi hayatını anlattığı “Ölüm Daha Güzeldi” isimli eserini herkese tavsiye ederim. Gerek Bulgaristan’da gerek Türkiye’de maruz kaldığı zulümler yakın tarihimize ışık tutuyor.
Hayatını anlattığı eserden hatırımda kaldığı kadarıyla, Bulgaristan’da krallık devrinde herhangi bir baskı ve zulüm görmüyorlar. Aksine din hürriyeti var. 1936’da Bulgaristan’ın Şumnu şehrinde Medresetü’n-Nüvvab’ı bitiriyor. Aynı yıl dereceye giren 2 arkadaşıyla birlikte Bulgaristan Başmüftülüğü tarafından Mısır el-Ezher’e İslami ilimler tedrisi için gönderiliyor. Mısır’da kaldığı devirde Mustafa Sabri Efendi gibi alimlerle bir araya geliyor. Bulgaristan ile Mısır arasında gidip gelirken İstanbul’a da uğruyor, 1942’de Ezher’den icazetini alarak memleketine dönüyor ve mezun olduğu medresede hocalığa başlıyor. O devirde ahalisinin Müslüman olduğu pek çok ülkede din eğitimi yasak olmasına rağmen Bulgar Krallığı Müslümanlara müsamaha gösteriyor yani.

1944 senesinde krallık yıkılıp da komünistler başa geçince oradaki Müslümanlar akıl almaz işkencelere maruz kalıyorlar. Davutoğlu Hoca da Türkiye için casusluk yaptığı iddiasıyla hapse atılıyor. Toplama kampında kalarak baraj inşaatında çalıştırılıyor. 1949’da bir yolunu bularak anavatan Türkiye’ye hicret ediyor. Anavatanları olan, ahalisi tamamen Müslüman olan Türkiye’de rahat edeceklerini düşünürken sükût-u hayale uğruyorlar. “Belediye kaydı tek başına yeterli değildir, dinî nikah da yapılmalıdır” dediği için burada da hapse atılıyor ve çok çeşitli sıkıntılara maruz kalıyor.

Hocanın asıl bilinmesi gereken kitabı ise “Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri” isimli eseri. Burada son devirde İslam dünyasında gittikçe yayılan Ehli sünnet dışı akımlara ve isim vererek şahıslara cevaplar veriyor.
Ehli sünneti savunmanın moda olmadığı, hatta Ehli sünnet isminin unutulduğu bu yıllarda hem Ehli sünnet itikadının temel umdelerini bu kitapta anlattı, niçin dört mezhepten birisine tabi olmak gerektiği, dinî meselelerde zamana göre keyfi değişikliklerin yapılamayacağı gibi kritik mevzuları işledi.
İçinde İbni Teymiyye, Cemaleddin Efgani, M. Abduh, Mevdudi, Seyyid Kutub, Hamidullah, Mehmed Akif, Hayrettin Karaman gibi isimlere reddiyeler vardır. Ayrıca kitap, merhum Necip Fazıl Kısakürek’in takriz yazdığı tek eser olması cihetiyle de dikkat çeker.
Necip Fazıl Bey bu takrizinde resmî millî şair Akif’in “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı” sözüne “İslamın idrakine söyletmeliyiz asrımızı” şeklinde güzel bir cevap veriyor.

Seadet-i Ebediyye kitabının önsözünde “muhterem” denilerek tavsif edilen Yüksek İslam Enstitüsü eski müdürü, merhum Davudoğlu Hocanın Dr. Zeki Çıkman’ın “Miraç ve Hamidullah” isimli kitabına da bir takrizi bulunmaktadır. Takrizin başlarından itibaren dinde reform meselesini ve bunun tehlikesini anlatan Davudoğlu Hoca takrizi şu cümleler ile bitirmektedir;
“Allahü tealaya hamd olsun ki bu memleket Dr. Zeki Çıkman gibi hamiyetli ve uyanık gençlerden hâli değildir. Müellifi tebrik eder ve daha nice hayırlı eserlere muvaffak olmasını dilerken emsalinin çoğalmasını Cenab-ı Hakdan niyaz ederim.”
Davudoğlu Hoca hazırlamış olduğu Kuran-ı Kerim mealinin önsözünde gösterdiği şu hassasiyet ile zamane hocalarından biri olmadığını, bir Osmanlı alimi olduğunu açıkça gösteriyor:
“Kur’an-ı kerimin Türkçe bir meali , senelerden beri birçok dostlarım tarafından bana teklif olunmaktadır. Ben bugüne kadar çeşitli mülahazalarla buna yanaşmadım. Bu mülahazalarımdan bazıları şunlardır: Ayet ve hadislerin kuru bir tercümesinin zararı faydasından çok olabilir… Arapçanın cümle yapısı Türkçeye hiç uymaz… Kur’an-ı kerim alelade Arapça bir eser değil, Allahü tealanın kelam-ı kadimi ve ebedi mucizesidir. Onu tercümeye kalkışmak için sadece cesaret yetmez. Tercüme meselesinde herhangi bir dilden aktarılan bir eserin aslındaki kuvveti kaybettiği meydandadır. Ya Kur’an-ı kerim gibi mucizeyi tercümeye ne demeli.! İşte bu gibi mülahazalarla kuru bir tercümeye taraftar değilim…” diyerek Kur’an-ı kerimin mealini hazırlamanın ve okumanın mahsurlarından uzun uzun bahsetmektedir.
Daha sonra ise, “Şimdi benim bu meali yapmamda fikrimin değiştiği zannolunmasın. Hayır! Kanaatim değişmiş değildir…..Okuyan ihvanımdan tekrar ricam, dikkatli davranarak kendi anladıkları şekilde hüküm çıkarmaktan kaçınmalarıdır. Ben elimden gelen dikkat ve gayreti gösterdim. Bununla beraber hatasız bir iş yaptığımı iddia edemem. Elbette yine hatalarım olmuştur. Bunların affını Cenab-ı Feyyaz-ı Mutlak hazretlerinden niyaz ederim.” (Önsöz uzun ve bol misalli olduğu için sadece bazı cümleleri iktibas etmekle kifayet ettim)
Ahmed Davudoğlu Hocanın eseri bunlarla sınırlı değildir. Sahih-i Buhari’den sonra en meşhur hadis-i şerif kitabı olarak bilinen Sahih-i Müslim’in tercümesi, İbrahim Halebi’nin hazırladığı Mülteka isimli fıkıh kitabının tercümesi, İbni Hacer Askalani’nin Bulugu’l-Meram isimli kitabının tercümesi gibi eserleri vardır. Ayrıca İbni Abidin hazretlerinin Reddü’l-Muhtar isimli fıkıh kitabının ilk 9 cildini de Türkçeye tercüme etmiştir.
Bazı büyük insanların hayatta iken kıymetleri pek bilinmez. Vefat ettikten sonra kıymetleri daha iyi anlaşılır. Ahmed Davudoğlu Hoca ise vefatından seneler geçmesine rağmen hâlâ kıymeti hakkıyla anlaşılamamış alimlerimizdendir. Bu çileli ömrüne onca eser ve hizmet sığdıran Davudoğlu Hocayı rahmetle yad ediyoruz. Zor zamanlarda yapmış olduğu bu hizmetlerin unutulmaması temennisiyle…





"Genç Vicdânın Sesi"
Yorum Yaz