Kelâmbaz

Mümtaz Bir Dostun Ardından: Bünyamin Ekmen

Bünyamin ağabey büyüğümüz, ağabeyimizdi. Kendisini ilk defa Anadolu yakasında bir mekanda kendisinin de yönetim kurulunda olduğu Altınçınar Gençlik Derneği’nin bir kahvaltı organizasyonunda tanıdım. Benim üniversiteye yeni başladığım seneydi. O ise yeni mezun olmuş, meslek sahibi biriydi. Belli aralıklarla benzer organizasyonlarda görüşmeye başladık. O zamanlar çok samimi değildik.

2017 senesinde Kelambaz kurulduktan sonra çok daha sık görüşmeye başladık. Hatta Kelambaz’ın ilk kurulduğu günlerde whatsapp’tan “abi hayırlı olsun, ben de burada yazı yazabilir miyim?” dediğimde “tabi ki, elbette yazabilirsin” diyerek Kelambaz’ın panelinde bana bir yazar hesabı açıp, şifresini vermiş ve yazarların olduğu whatsapp grubuna eklemişti. Yazma talebime destek vermesinin yanında sonraki zamanlarda da yazmamı hep teşvik etmişti. Zaten kendisi hayırlı işlere hep destek olurdu.

Ortak whatsapp gruplarımızda devamlı aktüel olan veya olmayan yüzlerce meseleyi müzakere ederdik. Her sene Ramazan-ı şerifte mutlaka Kelambaz yazarlarını evine iftara çağırırdı. Ramazan haricinde de defalarca evine yemeğe veya çaya davet etmiştir. Cumartesi akşamları ortak gittiğimiz ve takriben 20 kişinin iştirak ettiği bir sohbet ekibimiz vardı. Orda cumartesi akşamları bir araya gelirdik. Onun haricinde arada whatsapp grubunda birisi “bu akşam yatsı sonrası çay mı içsek” yazdığında yatsı namazı için camide buluşur namaz sonrası cami çay bahçesinde uzun uzun oturur çay eşliğinde sohbet ederdik. En son 23 kasım pazar akşamı bizim eve ailecek çaya gelmişlerdi. Ondan sonra da birkaç defa cumartesi sohbetinde görüşmüştük.

Kendisi hem üniversite okumuş, işin teorisini bilen bir mühendis hem piyasayı ve sanayiyi bilen bir iş adamıydı. Aynı zamanda muhtelif mevzularda yüzlerce kitap devirmiş bir kitap kurduydu. Bu kadar yoğunluğunun arasında stk işlerine de vakit ayırır, birşeyler yapmaya çalışırdı. Kendisiyle sohbet etmek, bir mevzuda muhtelif perspektiflerden mütalaalarını dinlemek bizim için çok keyifliydi. Çok zaman bedbin konuşurdu ama tesbitleri ayağı yere basardı, işin sonunda da haklı çıkardı. Bize de bir büyüğümüz olarak yol gösterdi, tecrübelerini aktardı. Heyecanlı, hamasî ama ayağı yere basmayan projelere karşı daha sonra şevkimiz kırılmasın diye temkinli olmayı tavsiye etti. Bunun yerine hayırlı, realist, faydalı işler yapmaya teşvik etti.

Açık fikirli ve orjinal insanları severdi. Mesela Besim Tibuk’un konuşmaları hoşuna giderdi, Komitacı zihniyetten ve bürokrasiden nefret ederdi. Çalışkan bir insan gördü mü çok farklı bir zihniyette bile olsa bu yönünü takdir ederdi. Mesleğinde başarılı ve dürüst insanlara saygısı vardı. Değer üretmeyen, asalak tiplerden iğrenirdi. Doğru düzgün bir iş yapmadığı halde koltuk işgal eden, o mevkiye kendinden daha genç, daha kabiliyetli insanların gelmesine mani olan, değişime kapalı, dar zihniyetli insanları memleketin ve cemiyetlerin ilerlemesine en büyük mani görürdü. Kötü niyetli, içi fesat insanların etrafında onlara samimi bir şekilde aldanmış, saf, temiz insanları görünce ise çok acırdı. Kendisi de gençlik yıllarında buna benzer acı tecrübeler yaşadığı için bu mevzuya devamlı kafa yorar ve hem etrafına saf, samimi insanları toplayan lider karakterin psikolojisini hem de bunlara aldananların psikolojilerini uzun uzun tahlil ederdi. Bu problemin hemen her cemiyette az veya çok olduğunu söyler, çözümüne kafa yorardı. Ahir zamanda ayakların baş, başlarınsa ayak oluşundan şikayet ederdi. Kalite mefhumunun hiçe sayılmasına, kaliteli insanların liyakate dayalı dikey mobilizasyonunun güçlüğüne parmak basardı.

Dışarda bir yerde oturduğumuzda da hep hesabı Bünyamin abi öderdi. Yaptığımız işler para kazandıran işler değil, aksine masraflı işlerdi. Sitenin domain, hosting, teknik işler, reklam verme, dergi bastırma vs işlerde ekonomik olarak hep kendisi elini taşın altına koyardı. Maddi sıkıntı yaşayan tanıdıklara elinden geldiğince ekonomik destek olduğuna şahidim. Bilmediğimiz de nice hayırlı işleri vardır.

Hayattayken güzel işler yaptı. İmkanı olsa çok daha büyük işler yapacağına şahidiz. Mü’min, muvahhid ve tam manasıyla Ehli Sünnet bir insan olduğuna can-ı gönülden hüsnü şehadet ederiz. Kalbinde Allah dostlarına karşı derin bir sevgi ve muhabbet, Allah düşmanlarına karşı da şiddetli bir buğz olduğuna bizzat yakînen şahidim. Hem devası bulunmayan bir hastalıktan vefat ettiği için hem de hakiki bir mücahid olduğu için şehid olarak vefat ettiğine hüsnü zan ediyorum. Ramazan-ı şerifte vefat etti. Cenazesi haftaiçi ve öğle namazı olmasına rağmen çok kalabalıktı. Yüzlerce seveni iş yerinden izin alarak cenazeye yetişmişti. Eyüb Sultan’da Hocasının kabrinin birkaç metre aşağısına defnolunmak nasib olmuştu. Bütün bu güzel işaretler hüsnü zannımızı daha da kuvvetlendiriyor.

Biliyorum; bu ayrılık, temelli bir ayrılış değil. Müslümanlar olarak ahiret hayatına iman ediyoruz. Bizler de öldükten sonra Cennette yine inşallah bir araya geleceğimize hüsnüzan ediyoruz. Ayrıca ruhuna her fatiha gönderdiğimizde ve onun öncülük etmiş olduğu hayırlı işleri devam ettirdiğimizde ruhu haberdar oluyordur. Bu saatten sonra elimizden gelen Fatiha okumak, hayır hasenat yapmak, başlatmış olduğu hizmetleri elimizden geldiğince devam ettirip daha da ilerilere taşımak…

Allahü teala rahmet eylesin, derecesini âlî eylesin, yakınlarına sabır versin…

Firâk-ı dost eger endek est endek nîst

Derûn-ı dîde eger nîm mûst bisyârest

(Dostun ayrılığı az olsa da az değildir, Eğer gözde yarım kıl olsa da, çok görünür.) Mektubat-ı Rabbani

Ahmet Faruk Şenkaya

İlahiyat fakültesi mezunu,
Yazı yazmasının sebebi; yazarken hem kendisi birşeyler öğrenmek hem de öğrendiklerini başkalarıyla paylaşmak,
Herhangi bir iddiası yok.

Yorum Yaz

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.