Anasayfa Hayat

Ahir Zamanda Cemiyetlerin Yeni Habitatı: Sosyal Mecralar

PAYLAŞ

Yaşadığımız zaman dilimi İslâm dininde ahir zaman olarak isimlendirilen zaman diliminde yer alıyor. Hicrî bin senesinden sonra ahir zamanın başladığı ve kıyamete kadar her asrın bir evvelkinden kötü olacağı bildirilmiş din büyüklerince.

“En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlardır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenlerdir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayınız. (Buharî)”  “Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur. (Hadika)” Hadis-i Şerif’te buyurulan hayırlı asırlarda yaşayan Müslümanlara sırasıyla Eshab-ı Kiram, Tabiin ve Tebe-i Tabiin deniliyor.

Ahir zamanın başlangıcına tekabül eden dönemde, hicri 971 (miladî 1563) senesinde, bid’atlerle perdelenmiş İslâm dininin ışıklarını ortaya çıkaran ve bütün kâinata yayan büyük âlim ve veli İmam-ı Rabbanî hazretleri (kuddise sirruh) dünyaya teşrif ediyor. Hindistan Serhend’de doğan bu büyük zât sünnetleri ihya ediyor ve kıyamete kadar gelecek insanlara istikamet belirleyen mektuplar yazıyor. Bu mektuplar daha sonra Mektûbat isimli eserde toplanıyor, medreselerde, evlerde ışığını saçmaya devam ediyor. Hicri 971-1034 arasında, yani bin senesinin bitişi ile iki bin senesinin başlangıcı olan periyotta ömür süren İmam-ı Rabbanî hazretleri (kuddise sirruh) bizzat içinde bulunduğu zamanın “ahir zaman” olduğunu bildiriyor.

Aradan asırlar geçti, takdir-i ilahi vuku buldu ve bizler de sayılı nefeslerimizi vermeye başladığımız ahir zaman dünyasına adım attık. İçinde bulunduğumuz devir son on senede baş döndürücü bir hızla şekil değiştirdi. Ahir zamanın kuvvetli delillerine birebir şahit olduk. Burada değişimi tekâmül manasında kullanamayız, zirâ tekâmül mevcudun kemâle ermesinin, olgunlaşmasının karşılığına denk gelen bir kelime. Oysa bu dinî, sosyal, kültürel değişimlerin hepsi, daha evvel mevcut olmayanların teknoloji vasıtasıyla hayatımıza katılması neticesinde gerçekleşti. Yani hayatlarımız tekâmül etmedi, farklı bir kalıba girdi. Fakat bu kalıba direkt tesiri olan teknolojinin kendisi için tekâmül etti ve etmeye devam ediyor diyebiliriz. Kontrolümüzde olduğunu zannettiğimiz, esasen bir ahtapot gibi bütün kollarıyla hayatımızı sarmış dijital dünyanın altyapısı bizim devrimizden çok çok evvel atıldı. 1856-1943 seneleri arasında yaşayan meşhur bilim adamı Nikola Tesla elektriğin kablosuz taşınabilmesini keşfederek televizyonun, internetin, uyduların hâsılı modern dünyanın temelini oluşturdu. Tesla’nın ön ayak olduğu bugünkü teknoloji her geçen gün tekâmül etti ve kimine az kimine çok olmak kaydıyla cemiyetin tamamına elini değdirdi.

Ahir zamanın bu günlerinde yaşayan 25 yaş üstündekiler çocukluğunu, gençliğini radyo, televizyon ve atariyle renklendirmişti. Yalnız bu elektronik aygıtlar onlara hâkim olmamıştı. Cisimleri büyüktü. Sabit bir yerde mesela sehpada, masada duruyor ancak karşısına oturulduğu zaman iletişim kuruluyordu. Zaten radyo, televizyon ve atarinin muhteviyatı sınırlıydı. Haliyle beraber geçirilen süreler de azdı. 2010’a kadar peyderpey ilerleyen dijital teknoloji bu seneden sonra günbegün sıçramalar yaptı. Yerinde sabit duran mekanik aygıtlar elimize sığacak ve her yere taşıyacağımız boyutlara getirildi. Çocukluğu, ergenliği, ilk gençlik zamanları teknolojinin bu hızlı manevrasına denk gelen gençler olan bitenden habersizdi. Çünkü onlar dünyayı, cemiyeti, şahısları başından beri bu teknolojiyle iç içeymiş gibi tasavvur ediyorlardı. Onlar internetsiz bir dünyada hiç nefes almamışlardı. Fakat bizim nesil öyle değildi. Hayat seyrimizin geride kalmış dönemlerini ve akıllı telefonumuzun olmadığı zamanları çok net hatırlıyorduk. Buna rağmen bukalemun misali devrin şartlarının rengine bürünmekte zorluk çekmedik. Bu hızlı dönüşümü nazlı bir bulutun gökyüzünde yol alması gibi son derece yavaş geçirdik. Başımız hiç dönmedi, sorgulama yapmadık, iç çatışmalar yaşamadık. Aygıtlarımızın, sosyal medyadaki şahsi hesaplarımızın şifrelerini oluşturmakla ve muhteviyatlarının tasarrufunun bizde olmasıyla kontrolü kendimizde zannettik. Lâkin teknolojiyi üretenler inisiyatifi tüketiciye bırakırlar mıydı hiç? Şifreler bizde ama uyuşturucu tesiri gösteren cazibeli programlar, konseptler, sosyal medya platformları onların elindeydi. “Güncelleme” adıyla uygulamalar devamlı yenileniyor, aygıtlar gelişimişini sürdürüyor ve milyar dolarlık piyasa bizi güle oynaya ağına çekiyordu.

Bahşedilenlerin kıymetini bilmedeki noksanlığımız, modern tabirle “farkındalıktan uzaklaşmak” değişimin en büyük felaketlerinden biri oldu. Allahü teâlâ iman ve akıl nimeti ihsan ettiği bir insana dünyevi olarak da yemek, barınak, yakacak gibi temel ihtiyaçları vermişse, bu insanın kendini noksan hissetmesi ve şükürden gafil olması hakiki akıl sahiplerince şaşılacak bir durumdur. Hele ki fiillerinde dini ölçüleri ikinci plana atması, bazen de hiç plan dâhiline bile almayıp küfran-ı nimet etmesi gayret-i ilahiye dokunacak cinstendir. İyi arabaya binememenin, son model telefonu alamamanın, gidilen her mekânda internet ağına ulaşamamanın sıkıntısı, ancak elimizdeki temel nimetleri zihnimize getirmekle, tefekkür ve hamd etmekle ve elbette daha iyisine ulaşmak için din çerçevesinden çıkmadan makul/ortalama miktarda çalışmakla atılabilir. Hadis-i şerifte de “İşlerin iyisi vasat olandır” buyuruluyor.

Akıllı telefonların hâkimiyetine girerek bilmediği bir denize hızlıca fırlatılan, orada hayat bulan, adeta doğumunun o denizde gerçekleştiği vehmine kapılanlar olarak müşahhas değişimlerimize bir misal daha verelim: Maalesef insanların uykuya geçiş saatleri gecenin ortalarına kadar sarktı. Gece saat 1 gibi uyuyanlara erken vakitte, saat 2-3 hatta 4 gibi uyuyanlara normal vakitte uyumuş gözüyle bakıyoruz. Bizim gibi bazı ev kadınları uyku süresinin bitimini öğleye doğru kaydırarak bir şekilde keyfinden taviz vermiyor, lâkin çalışan fertler, bilhassa erkeklere nispeten fizikî bünyeleri daha zayıf yaratılmış kadınlar insan biyolojisinin uykuya ihtiyacı olduğu saatleri uykusuz geçirdiği, sabah da erken kalktığı için güne yorgun başlıyor. Dini yaşantıyı benimseyen ve sabah namazından sonra uyumamayı adet haline getirenler o yorgunluğu yaşamıyor. Çünkü ekserisinin uykuya geçiş saati gece yarılarını, seher vakitlerini bulmuyor. Ne kadar güzel ki onların bedenleri ve iradeleri değişime mani olmuştur. Bir bakıma zamana hükmetmeyi öğrenmişlerdir.

Artık dijital mecralar cemiyetlerin yeni habitatı oldu. Aşklar, arkadaşlıklar burada tohumlanıyor, bu mecralardaki sosyal faaliyetler vesilesiyle acı, hüzün, neşe, sevinç gibi duygular yaşanıyor ve gün içinde bu duygular devamlı yer değiştiriyor. Tuhaf olan şu ki bu duygu değişikliklerini eş zamanlı olarak yine bu mecralara yansıtıyor insanlar. Bir gün içinde bu denli hissiyat değişimi insan fıtratına ters olsa da ne yazık ki biz teknolojiyi fıtratımıza değil, fıtratımızı teknolojiye uydurduk.

Yazının tamamında ders verme, eleştirme maksadı taşımadan, didaktik bir üsluba kapılmaktan sakınarak tespitlerde bulunmaya çalıştım. Şahsımız, ailemiz, arkadaşlarımız, dünya nüfusunun çoğu, hepimiz bu denizin içindeyiz. Beynimiz ve bünyemiz sanki asırlardır akıllı telefonla yaşıyormuş gibi durumu kabullendi. Sosyal mecralarda bir kimlik inşa ettik. Bu kimliğin üzerine titriyor, itina ediyor, daimi olmasını istiyoruz. Endişelerimizi, mutluluğumuzu ve en mühimi fikirlerimizi paylaşacak benzer şahıslar bulduk bu habitatta. Bazılarımıza dışarı atılamayan her fikir, yazıya dökülemeyen her duygu rahatsızlık verir. Gerçek hayatta çevresindekilerle müşterek sohbet havuzları oluşturamayan, kapasite ve müdrike kuvveti açısından birbirleriyle uyum sıkıntısı yaşayan insanlar bu mecralarda kendileri gibi olanları, dolayısıyla kendilerini buldu. Habitatın hiç kâr etmeyenleri ise vaktinin çoğunu teknolojik aygıtlarla baş başa geçirmesine rağmen günün nihayetinde sıfır verim elde edenler oldu. Oyunlarla, troll denilen hesaplarla saatlerini heba eden ergenler ve gençler, çocuklarını, evini, işini, yediği gıdaları kamuoyuna göstermede adeta fanatikleşen yozlaşmış lümpenler, algıları kolay yönetilebilen cahiller kâr etmeyen kitlenin elemanlarından bazıları.

Cemiyeti oluşturan insanlar nasıl ki zevk, estetik, sosyo-kültürel durum, görgü, akıl, izân gibi hususlarda bölümlere ayrılmışsa, dijital dünyada da bu bölümler kendiliğinden oluştu. Benzer insanlar benzer insanları çekti. Netice olarak cemiyetin hangi kesiminden olursak olalım, hangi maksatla kullandığımız fark etmeksizin bu habitattan keyif alıyoruz. Hakîkat şu ki aniden fırlatıldığımız fakat hiç yabancılık çekmediğimiz bu dalgalı denizi biz kontrol etmiyoruz, o bizi yönetiyor. Ahir zamanın en şiddetli olmasa da nispî olarak şiddetli dönemlerindeyiz. Hem gerçek hayatta hem de sosyal mecrada dini öne alan, evvela dinini gözeten, ortalamayı yakalayabilen bir fert olabilene ne mutlu.

İfrat ve tefritten uzak durun. (Buhari)

Aşırı giden helak olur. (Müslim)

İşlerin en iyisi vasat olanıdır. (Deylemi, Beyheki)

Din kolaylıktır. Vasattan ayrılıp aşırı gideni din mağlup eder. (Nesai)

İfrat ve tefritten uzak dur, vasatı tercih et; çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır. (Beyheki)

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.