Kelâmbaz

Pedagojiye Başlangıç; Yengeç Kitap

Çocuklarımız geleceğimiz, her şeyimiz. Kapitalist jargonun tabiriyle bu hayattaki en büyük yatırımımız.

Çamaşır makinasının kullanma kılavuzuyla, otomobilin ehliyetle kullanıldığı bir zamanda çocuklarımızı hangi metodlarla mı yetiştiriyoruz?  Kimimiz çocuğu zorla bir hocaya teslim edince mesuliyetten kurtulduğunu düşünürken, kimimiz helikopter misali çocuğun tepesinde pır dönüyor. Bozulan çamaşır makinasının tamiri mümkün ama kötü çocukluğun getirdiği hasarların düzeltilmesi çok zor.

Yengeç Kitap

(Çocukları Kötü Yetiştirmenin Yolları)

Madem ki çocuklarımızı iyi yetiştirmek istiyoruz, pedagoji kitaplarıyla da biraz haşır neşir olmak gerekiyor. Pedagojiye başlangıç için seçtiğimiz kitabımızın ismi; “Çocukları kötü yetiştirmenin yolları

Fakat kitap daha çok Yengeç kitap ismiyle biliniyor. Kitabın ilk baskısının kapağında  yengeç resmi yer alınca kitap da bu isimle meşhur olmuş.  Şaşırdınız değil mi? Ben de ilk duyduğumda şaşırmıştım, pedagoji ve yengeç bağlantısını kuramamıştım. Kitabın yazarı Salzmann’ın hayatını anlatırken meşhur yengecin hikayesine değimeceğim.

Kitapta isminden de anlaşılacağı gibi çocuk eğitimiyle ilgili yanlışlar vurgulanarak doğrular anlatılmaya çalışılıyor. Bu ilginç tercih anlatılanları daha akılda kalıcı yapmakta. Okuyucu bir nevi kritik düşünmeye zorlanmış. Yazar tatbik ettiği metodla aslında bizi zahmetten kurtarmış.  Bendeniz kitap okurken daha kalıcı olmasını istediğim yerleri; kitabın anlattığına muhalefet eden düşünceleri de zihnimden geçirerek okurum. Böyle okumanın pek çok defa faydasını görmüşümdür.

“Çocukları insanlardan soğutmanın yolları

Çocuklarınıza daime kötü insanlardan bahsedin. Herkesin menfaat peşinde koştuğunu, dünyada güvenilecek kimse kalmadığını söyleyin. “

Yazar çocuğa kötü bir haslet kazandırmak için yapmanız gerekenleri birkaç cümleyle özetleyerek başlıyor konuya. Sonra bu anektodla alakalı iki üç kısa hikaye paylaşıyor. Hikayeler istisnasız hep kötü sonla bitiyor. Bu da muhtemelen anne babanın meseleyi daha ciddiyetli ele almasına matuf bir tercih. Nitekim yapılan araştırmalarda insanı en çok harekete geçiren duygunun “korku” olduğu tespit edilmiş. Korku dediysek abartılı anlaşılmasın, “acaba ben de böyle yapıyor muyum” diye en azından bir düşündürecek kadar bir korku.

Kitap aslında sığ sayılabilecek bilgiler ihtiva ediyor. Zaten daha fazlasını da iddia etmiyor, pedagojiye giriş kitabı vazifesini yerine getiriyor. Kitabın asıl iddiası paradigmasında saklı; yazar bunu şöyle hülasa ediyor;

“Eğer benden bu kitabın bir özetini yapmam istenseydi, şöyle derdim: “Kötü çocuk yoktur, kötü eğitilmiş çocuk vardır.” Kötü bir çocuk ebeveyninin eseridir. Bu sebeple çocuğunuzda gördüğünüz kötü bir huyun sebebini mutlaka kendinizde aramalısınız. ”

Kitap Zafer yayınları ve merhum Kadir Mısıroğlu’nun Sebil yayınevi tarafından basılıyor. Ben Ali Çankırılı tercümesiyle Zafer Yayınları’ndan çıkan baskıyı okudum. Karakterler ve hikayeler değerlerimize göre revize edilmiş, Hans’ların yerini Hasan’lar almış. [Yeri gelmişken Ali Beyin pedagoji konulu diğer kitaplarının da başarılı olduğunu söyleyebilirim. Çocuklara söz geçirme sanatı isimli kitabı da faydalı bir çalışma.]

Zamanın Ötesindeki Eğitimci; Salzmann ve Yengeç

Salzman bir papaz çocuğu olarak 1744’te Almanya’da dünyaya gelmiş. Ailesi onu küçük yaşlardan itibaren kendisi gibi dindar olarak yetiştirmiş. Kaydolduğu eğitim bilimleri fakültesindeki arkadaşları ateistliğe kayarken kendisi ise ailesinin ona verdiği din bilgileriyle imanını muhafaza ettiğini gururla anlatıyor. Salzmann sonra ayrıca ilahiyat fakültesini de bitiriyor ve küçük bir kasaba kilisesinde vaiz oluyor.

Daha göreve başladığı ilk aylarda işinin ne kadar zor olduğunu anlamıştı. Babasına şöyle yazmıştı; “Cemaate ne anlatsam itiraz etmeden dinliyorlar, fakat kiliseden çıktıktan sonra yine bildikleri gibi hareket ediyorlar. Aman Allah’ım, cehalet içinde yüzen bu insanları alışkanlıklarından vazgeçirmek ne kadar zor!”

Salzmann bir gün çakıl taşları arasında bir baba yengeç ile üç yavru yengeç görür. Baba yengeç, adımlarını geriye doğru atıp ters yürüyor, yavru yengeçler de onu taklid ediyordu. Yani baba ne yapsa yavrular da onu taklit ediyordu. Birden Salzmann’ın beyninde şimşekler çaktı. “Çocuklar, anne babalarından gördükleri yanlışları taklit ederek kötü bir kişilik özelliği kazanıyorlar. O halde eğitime babalardan ve annelerden başlamalıyım.” dedi. 

Salzmann katı hristiyanlık eğitimini benimsemiş bir okulda öğretmenlik yapmaya başladı. Fakat o bu sistemi beğenmiyor kendi eğitim metodunu tatbik etmek istiyordu. Zamanla okul idaresiyle ters düştü ve okuldan ayrıldı. Fakat namı yayılmıştı bir kere.

Yaşadığı yerin önde gelenlerinden, zengin bir soylu ona kendi okulunu açması için yardım etti. “Bu zamanda sizin gibi imanlı ve bilgili bir eğitimci bulmak çok zor. Mutlaka okulunuzu açmalı ve çocuklarımızı eğitmelisiniz.” dedi. Salzmann kendi okulunu açtı ve burada kendi eğitim sistemiyle çok öğrenci yetiştirdi. Pedagojiye dair tecrübelerini aktarmak için Yengeç Kitabı ve bunun yanında iki-üç kitabı daha neşretti. Salzmann okul açması için kendisine yardım eden kişiyi hiç unutmadı, her sabah derse başlamadan önce öğrencileriyle birlikte bu ileri görüşlü kimseye dua etti.

Netice

Hiç yazmayacağım bir pedagoji kitabının bende saklı olan adıydı; “Mert isen kendine baba ol” Sözün hakiki sahibi bir tasavvuf üstadı olunca onun gerçekte, bütünüyle neyi kastettiğini bilmek haddime değil. Lakin sözün zahirine bakarak zihnimde beliren şeyler şöyle; başkalarına akıl vermeyi, onların defterini tutmayı bırak da kendine hâkim, baba ol.

Biz kendimize iyi bir “baba” olduğumuzda çocuklara babalık yapmak için ayrıca çok çaba göstermemize  lüzum kalmayacak. Onlar zaten tıpkı yengeçlerin yaptığı gibi peşimizden gelecektir.

Pedagoglarımıza ve rehber öğretmenlerimize, bizim değerlerimiz ekseninde hazırlanacak pedagoji kitapları için çok iş düşüyor. Belki de Salzmann gibi kendini bu meselede geliştirmiş, kendi eğitim metodunu uygulayacak veya kendi kitaplarını yayınlayacak salahiyetli kimseler vardır lakin gönlü zengin bir kimsenin desteğini bekliyorlardır. Bu mesele bizim gerçek beka meselemiz, ilgilisine duyurulur.
Bünyamin Ekmen

Bünyamin Ekmen

Makina mühendisi, müteşebbis. Altın Çınar Gençlik Derneği başkanı.

Okumayı ve paylaşmayı sever. Burada olmaktan dolayı çok mutlu.

Yorum Yaz