Kelâmbaz

Mühendisliği Sanata Çeviren Dȃhi: El-Cezerî

Cezerî’nin Olağanüstü Makineleri

Geçtiğimiz günlerde 15 Şubat’ta UNIQ Expo’da açılan Cezerî’nin Olağanüstü Makineleri sergisindeydik. “Tarihine bak, geleceği yaz!” sloganını kullanan sergi, 15 Haziran’a kadar açık kalacak ve yeni ziyaretçilerini bekleyecek.

Tekerleğin keşfine istinâden sergide yer alan bir poster.

İstanbul Cezerî Müzesi geniş muhtevalı, merak giderici, hayret uyandırıcı, büyüleyici sıfatlarına lâyık bir sergi düzenlemiş. Organizasyonun küratörleri Cezerî’nin yanı sıra Eski Çağ, Antik Yunan/Roma, Antik Çin, ilk İslâm devri, Osmanlı, son Orta Çağ, Rönesans ve Endüstri Çağı’ndaki mekanik ve teknolojik terakkîlere de yer vermiş. Bunları yaparken îzahnâme bâbında tafsîlâtlı posterler, rekonstrüksiyonlar, demonstrasyonlar, dijital videolar kullanılmış. Hem muhteviyat zenginliği sağlanmış, hem de ziyaretçilere Cezerî’nin makineleriyle tanışırken zihnen hazırlanma imkânı oluşturulmuş. Böylece mekaniğin Cezerî evvelindeki ve sonrasındaki tarihine selam verilmiş.

Mekaniğin Merkezinin Etrafında Bir Devir

Dünya mekanik tarihinin tam merkezinde Cezerî’nin oturduğunu düşünürsek, onun büyük hikâyesini kavramak için çevresinde dolaşmak biraz da lüzûmlu. Sergi bizi bu çevrede dolaştırıyor ama merkezden hiç koparmıyor. Mesela Arşimet’in MÖ 3. asırda Nil Nehrindeki suyu sulamada kullanmak ve gemilerde biriken suları tahliye etmek için yaptığı Arşimet Burgusu isimli aletini gösteriyor. Sonra gelen her mekanikçi gibi Cezerî’nin de bunun gibi mekanik buluşları atlama taşı olarak kullandığını görüyoruz.

MÖ evvel 3500’lü senelerde Sümerlilerce* keşfedilen ahşap tekerlek, tekerleğin keşfinin çark sistemine ön ayak olması, başka kavimlerin yaptığı temel keşifler derken nihayet “Erken İslâm Mekaniği” başlıklı posterle, Orta Asya’dan ta İspanya’ya kadar ışık saçan Müslüman bilim adamlarının dünyasına giriliyor.

“Erken İslâm Mekaniği” isimli posterin ilk paragrafı:

İslâm mekanikçileri, Arşimet, Philon ve Heron gibi Yunan mekanikçilerini her zaman saygı ile anmışlar, eserlerinin hemen hepsini Arapçaya çevirmişlerdir. Bu bilgi birikimi sayesinde Cezerî’den önce birçok önemli Müslüman mekanikçi ortaya çıkmıştır.

Erken İslam Mekaniği posterinde yer alan bir usturlap aksamı.

Devamında Cezerî’den evvel ilm-i hiyel (mekanik ilmi) kitapları yazan Müslüman bilim adamları Benû Mûsa kardeşlerin (Muhammed, Ahmed, Hasan) ve Ebu Câfer el Murâdî’nin keşiflerinden bahsediliyor. Böylelikle İslâm dünyasının, hava-boşluk-denge prensibinin teorik ve pratik birikiminden faydalanmasının 9. asra uzandığı mâlûmatına sahip oluyoruz.

Cezerî’nin eşiğinin bir basamak gerisinde meşhur İslâm bilimcisi Birûnî’nin hukkel-kâmer (ay kutusu) adını verdiği mekanik astronomik takvimi var ve bu cihazı da birçok cihaz gibi interaktif çalıştırma şansı vermiş küratörler.

Ve artık Cezerî’nin hayal âleminin kapıları sonuna kadar açılabilir.

*(Yazının bu bölümüne bir şerh düşelim. Yukarıda Antik Çağ medeniyetine dair sergi konseptinde yer alan bazı bölümler yazıldı. Yazılması tamamının tasdik edilmesi manası taşımıyor. Antik Çağ’dan evvel de şimdikinden farklı teknolojik versiyonlar, medeniyetler vardı. Allahü Teâlâ’nın ilk insan ve ilk peygamber Adem aleyhisselama her ilmi ve sanatı öğrettiği ayet-i kerimelerde bildirilmiştir. Makalenin sonunda bu hususa temas edeceğiz.)

Mühendislerin Atası El Cezerî

İslam dünyasının en parlak çağlarında, 12. asırda, o günün şartlarını çok çok aşan mekanik sistemlerle mühendislik biliminin temelini atan ve cihanşümûl bir itibara kavuşan Bedîuzzaman İsmail Ebûl İzz bin Rezzâz el-Cezerî, o zamanlar Artuklu Türklerinin hâkimiyetindeki El-Cezîre (ada) bölgesinde dünyaya gelir. Doğduğu yer Nuh aleyhisselamın gemisinin durduğu Cudi Dağı’nın hemen yanında, tarihi ehemmiyeti çok büyük olan ve şimdi Cizre olarak bilinen eski bir yerleşim yeri. İsmail Ebûl İzz bin Rezzâz yaşadığı bölgeye atfen Cezerî lâkabını kullanır, Batı’da ise Al-Jazari ismiyle tanınır. İsmindeki lâkaplardan Bedîuzzaman “zamanın harikası”, Ebûl İzz “şeref ve izzet babası” manasına gelir.

Nasıl ki İbn-i Sinâ tıp, Harizmî matematik, Câbir bin Hayyân kimya ilminin pîrleri kabul ediliyorsa, Cezerî de kendi kendine hareket eden insan taklidi otomatik aletlerin, yani robotik biliminin pîri olarak bilinir. Her ne kadar Milattan Önce Yunan bilim adamları tarafından buharla çalışan bir otomat yapıldığı rivayet edilse de literatürde robotikle alâkalı en eski çalışmaların Cezerî’ye ait olduğu kabul edilir. Aynı zamanda mühendis kimliği olan Rönesans devri sanatçısı Leonardo da Vinci’nin de 15. asırda çizdiği fakat yapamadığı robot tasarımlarında Cezerî’yi örnek aldığı görülür.

Sergideki Çocuklu Otomatik Lavabo isimli Cezerî otomatı.

Cezerî, zamanını verimli şekilde kullanır, 60 farklı buluşla mekaniğe boyut atlatır. Sibernetik* çalışmalarıyla bugünün bilgisayar teknolojisinin altyapısını kurar. Buluşları gözleri üzerine çevirir. Artuklu Devleti’nin sultanlarınca 25 sene Artuklu Sarayının başmühendisi olarak vazîfelendirilir. Otomatik makinelerini yapar ve sarayın hizmetine sunar. Saray mensupları Cezerî’nin cihazları sayesinde o devirdeki insanların hayal bile edemeyeceği teknolojik konfor içinde yaşar.

(*Sibernetik bilimi, kendi kendine karar veren ve tatbik eden komplike teçhîzatların kontrolünü, idaresini tetkik eder. Siber, İngilizce “cyber” kelimesinden lisânımıza girmiştir. Robotları tahayyülümüzde insana benzer makinelerle sınırlandırmamalı. Çoğu robot şeklen android-cyborg (insan suretli) değildir, insana benzemez.

Günümüzde bu tür teçhizatlara vazîfelerinden fazla mana vermek, kahramanlaştırmak, kusursuz yaratılan insan biyolojilerine alternatif görmek bir hayli ironik. İnsan eli değmeden vazîfelerini yapan robotlar en nihayetinde insan elinden çıkmış hudûdu belli sunî nizamlardır. İnsan nefsinin nihâî maksadı Allah’a şirk koşmak olduğundan, yaptığı aletlere fantastik manalar yüklemesi, “gücü, güçlüyü ben yarattım” vehmine kapılması tabiatına ters düşmüyor.)

Artuklular ve Göz Alıcı Saray Kapısı

Artuklular, 12-15. asırlarda Doğu ve Güneydoğu’nun kaotik coğrafyasında hüküm sürmüş, bilimde, mimarîde geleceğe köprü olacak hamleler yapmış bir devlet olarak geçiyor tarih sayfalarında. İdare merkezleri olan Diyarbakır’da, Diyarbakır surları içinde inşa edilen sarayları meşhur. Sarayı göz alıcı yapan en mühim husûsiyet ise kapısı. Sanatın, geometrinin, mimârînin uç noktalarını zorlayan bu muhteşem kapıyı yapan ise o adam, yani El-Cezerî. Evvelki asırlarda görülmemiş bir çalışma metoduyla  her teferruatına ilmek ilmek sanat işlenmiş kapıya Cezerî’nin yüksek dehâsının bir temsilcisi olarak bakılır.

Cezerî’nin Olağanüstü Makineleri sergisinde, saray kapısındaki motiflerin geometrik kurgusunu ilk çizgisinden son çizgisi tamamlanana kadar gösteren, tüyleri diken diken edici birkaç dakikalık dijital video mevcut. Kapı, sanat ve emek açısından öylesine vasıflı ki, aynı nitelikte olmasa da benzerlerine ancak 16. asırda rastlandığı söyleniyor.

Çağın Ötesinde Aletler ve Kitab-ül Hiyel Kitabı

Cezerî’nin buluşlarının dünya çapında şüyûunda Artuklu Sultanlarının büyük desteği göz ardı edilemez. Bilhassa Sultan Nasuriddin Mahmud, Cezerî’ye gözbebeği gibi kıymet verir, keşiflerine büyük bir takdir hissiyle yaklaşır; üstelik ardı ardına mekanik sistemler kuran, zamanına göre akıl almaz robotlar tasarlayan bu dâhiyi ve eserlerini dâimî kılmak için kitap yazmaya sevk eder. Bunun üzerine Cezerî, “Kitâb-ul-Câmî Beyn-el-ilmi vel-Amel-in-Nâfı fi Sınâat-il-Hiyel  (Makine İşinde Faydalı İlimler ve Tatbîkatları Kitabı) isimli kitabını yazar ve Sultan’a takdim eder.

Cezerî, nesiller boyu hayranlıkla hatırlanmasını sağlayan ve kısaca Kitab-ül Hiyel denilen kitabının hikâyesini şöyle anlatır:

Bir gün onun huzurundaydım ve yapmamı emrettiği bir şeyi (cihazı) getirmiştim. Bana baktı, yapmış olduğum cihaza baktı.  Ne düşünmekte olduğumu anladı ve açığa çıkardı:  

“Paha biçilmez cihazlar yaptın, onları gücünle çalışır duruma getirdin. Seni yoran ve kusursuz bir şekilde inşa ettiğin bu cihazlar kaybolmasın. Benim için yaptığın bu cihazları ve her birinden ve resimlerden numûneleri bir araya getiren bir kitap yazmanı istiyorum” dedi.

Cezerî’nin Sultan’a Kitab-ül Hiyel’i takdim etmesini gösteren bir tasvir. Fotoğraf yine sergide çekilmiştir.


Boyun eğmekten başka çarem yoktu. Kararını kabul ettim ve bütün kuvvetimle bazı iktibâs ve tarafımdan çizilmiş resimler ilâve ettiğim bu kitabı kaleme aldım. Hikmet sahibi kimseler herkesin fıtratında getirdiği kâbiliyet ölçüsünde başarıya ulaşacağını bilirler. Bu kitapta bazı noksanlıklar giderilmekte, usûller sınıflandırılmakta ve keşfedilen yeni düzenler verilmektedir. Bu cihette başka bir eserin var olduğunu zannetmiyorum. Bu husûsu konuya vâkıf olan ehil insanların insafına bırakıyorum. Bir karara varırken bazı kişilerin bazı işleri daha kolay yapabilecek yaradılışta oldukları unutulmamalıdır. Herkes bildiği şeyleri başkalarına nakletmekle mükelleftir. Hiç kimse faydalı olabilecek ilimleri başkasından esirgemeyeceği gibi yapabileceğinin daha fazlasından mesûl tutulamaz.

Makinelerin En Meşhuru Filli Su Saati

Cezerî’nin, otomatik saatler, su pompaları, robot lavabolar, abdest alma cihazları, kan almada kullanılan ve ölçüm yapan aletler, debi makineleri, ileri safhada matematik kâbiliyeti isteyen şifreli ve kilitli mekanizmalar, günümüz motorlarının bir parçası dört zamanlı sistemler ve daha birçok otomatının içinde en dikkat çekeni “Filli Su Saati”dir. Filli Su Saati bir bakıma onun bütün aletlerinin demosudur. Hem sistem hem de dekor olarak Cezerî’nin entelektüel bakışını temsil eder.

“Cezerî’nin Olağanüstü Makineleri” sergisinde orijinaline göre ölçeklendirilmiş Filli Su Saati’nin işleyişini görme, bu komplike makineyi çalıştırma imkânı da verilmiş.

Filli Su Saati’nin Kitab-ül Hiyel’deki orijinal çizimi.

Filli Su Saati her yarım saati ve ara dakikaları gösterir. 13 ayrı yapı taşından oluşur. Her biri fonksiyonunu yerine getirdiğinde otomatik olarak diğerine komut verir ve hareket tamamlandığında çalan flüt sesi yarım saatin geçtiğini haber verir. El-Cezerî, Filli Su Saati’ndeki 13 parçada fil, ejderha, şahin başı, Zümrüdüanka, kâtip, sultan, vazo, seyis (fil sürücüsü) gibi figürler kullanarak mâzîyi ve kendi devrini ustaca harmanlar. Bu dekoratif tercihleri, Hint, Mısır, Çin, Mezopotamya, Yunan, İran gibi medeniyetleri bir araya getirip şuurlu bir kültür sentezi yaptığına işaret eder. Onun aletlerinin birçoğunda bu tür (mesela tavus kuşu gibi) efsanevî semboller bulunur.

Bir Kâşifi Keşfetmekte Geç Kalmak

Cezerî onlarca mekanik sistem yaptı, yepyeni bir bilim dalı kurdu, keşfettikçe çalıştı, çalıştıkça keşfetti. Peki dünya, bilhassa ait olduğumuz Türk-İslâm dünyası mühendislik ilminin üstâdı, tarihimizin en eksantrik şahsiyetlerinden biri olan Cezerî’yi ne zaman keşfetti?

Evvela Avrupalılar

Kitab-ül Hiyel’i ilk olarak Alman fizikçi Prof. Eilhard Wiedemann (1852-1928) dünyaya duyurur. İslâm bilim ve teknoloji tarihiyle alâkalı 200’den fazla çalışma yapan Wiedemann kitap üzerinde yoğunlaşır, teferruatlı makaleler yazar, yanı sıra makineleri kendi çizimleriyle anlatır. Prof. Wiedmann’ın 20. asrın ilk dönemlerinde İslâm medeniyetine ışık tutan araştırmaları neticesinde 700 senelik karartı kalkar ve Cezerî’nin ilmî çalışmaları gün yüzüne çıkar.

Kitab-ül Hiyel’in tıpkıbasım sayfalarından biri.

(Wiedemann genç yaşta Arapça öğrenir. İslam bilimlerine alâka duyunca Arapça eserleri tetkik eder. Bazı şarkî tarihçilerle irtibâta geçer ve Orta Çağ olarak isimlendirilen periyotta buluşlarıyla dünya bilim tarihine yön veren Müslüman bilim adamlarının meziyetlerini Batı’ya ispat eder. Son asırlarda İslâm ülkelerini acımasızca sömüren Batı’nın “Müslümanların Yunan-Roma keşiflerini taklit ettiği ve orijinal ilâvelerde bulunmadığı” iftirasını çürütür. Wiedemann’ın veya insaflı sâir Batılı ilim adamlarının objektif çalışmalarını, İslam bilim tarihini meydana çıkarma gayretlerini takdir etmeliyiz. Ömrünü İslâm Bilimler Tarihine adayan Prof. Fuat Sezgin de Wiedemann’ı kılavuz kabul eder, onun yaptığı numûne aletlerin tesiriyle yüzlerce bilim aletinden oluşan bir koleksiyon oluşturur.)

Wiedemann’dan sonra Avrupalı birçok araştırmacı Cezerî’yi tanıtan çalışmalarda bulunur. Böylelikle robotik ve sibernetik bilimini kuran bu Müslüman dehânın ismi dünyanın her yerinde bilinir ve kabul görür.

Cezerî’nin Bizim Ülkemizde Tanınması

Ülkemizde Kitab-ül Hiyel cevherini açığa çıkaran kişi meşhur tarihçi, müzeci ve arşiv mütehassısı İbrahim Hakkı Konyalı’dır. Yazma ve basma binlerce eserlik kütüphanesiyle Devlet Arşivlerine büyük hizmeti olan Konyalı (1896-1984), evvela “Tarih Hazinesi” (1951), sonradan “Kara Amid” dergilerinde Cezerî’den bahseder. Sonraki senelerde birçok bilim adamı TÜBİTAK dergileri dâhil makalelerinde Cezerî’ye yer vermiştir.

Ülkemiz Cezerî’nin eserinden mahrum değildir aslında. Kitabın üç nüshası Topkapı Sarayı lll. Ahmed, Süleymaniye ve Ayasofya kütüphanelerinde uzanacak bir el bekler durur. Nihayet 1990 yılında Kültür Bakanlığı geç de olsa bu vazifesini icrâ eder. Kitab-ül Hiyel’in Topkapı Sarayı’ndaki en eski nüshasından tıpkıbasımlar neşreder. Kitaba “Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap” ismi verilir. Kitabın isminde İngiliz bilim adamı Donald Hill’in de payı vardır. Wiedemann’ın çalışmalarından sonra Kitab-ül Hiyel üzerindeki en mühim emeği, eseri Arapça’dan İngilizce’ye (izahatlarla beraber) tam tercüme eden Donald Hill vermiştir ve İngiliz bilim adamı bu kıymetli tercüme kitabını “The Book of Knowledge of Ingenious Mechanical Devices (Maharetli Mekanik Aletler Kitabı) ismiyle neşretmiştir.

İstanbul Cezerî Müzesi ve Durmuş Çalışkan

2015 senesi Cezerî’nin Türkiye’de ekalliyetle hudutlu şöhretinin umûma taşınmasında dönüm noktası olur. 15 sene boyunca Kitab-ül Hiyel üzerine çalışan makine mühendisi Durmuş Çalışkan, 2015’te neşrettiği “Cezeri’nin Olağanüstü Makineleri: Kitab-ül Hiyel” eseriyle hepimize Cezerî’nin renkli hayatına girme fırsatı verir. Bu neşriyat hem Şükran ve İhsan Fazlıoğlu’nun Türkçe’ye tercüme ettiği orijinal metni, hem de Durmuş Çalışkan’ın üzerinde titizlikle çalıştığı Cezerî’nin bütün cihazlarının tekniğini ihtivâ eder. Durmuş Çalışkan her cihazın mühendislik malûmatlarını noksansız yazmış, metinleri resimlerle de desteklemiştir.

Cezerî ve eserlerini şu ana kadar en iyi ifade eden, en geniş şümûlda ele alan iki ciltlik “Cezerî’nin Olağanüstü Makineleri” kitabındaki açıklamadan:

Elinizdeki bu kitap ise Cezerî’nin eserinin çevirisi ve çizdiği resimlerin yanı sıra, makinelerinin tam olarak anlaşılmasına yönelik, geriye bir eksik bırakmayacak şekilde modern çizim ve hesaplarla desteklenmiş olan geniş bir açıklama olarak hazırlanmıştır. Orta Çağ’da Mezopotamya’nın aydınlığından günümüze uzanan bu mühendislik harikası eser üzerine 100 yılı aşkın bir süredir yapılmış tüm çalışmalardan sonra bu kitapla Cezerî’nin makineleri ve mühendisliği hakkında incelenmeye muhtaç en ufak bir nokta kalmamıştır.

Durmuş Çalışkan ayrıca vefat etmeden hemen evvel, 2018’de İstanbul Cezerî Müzesi’ni kurarak özel atölyesinde dizayn ettiği ve yaptığı makineleri bir araya toplar. Cezerî’nin Olağanüstü Makineleri sergisinin ana unsuru da işte bu ölçekli ve orijinal imâl teknikleriyle yapılmış hârikulâde makinelerdir.

Bugün, bu makalenin yazılmasına, Cezerî ve eserlerine müteallik etraflı mâlûmat sahibi olmamıza, Durmuş Çalışkan’ın kurduğu İstanbul Cezerî Müzesi’nin ve bu müzenin organizasyonu “Cezerî’nin Olağanüstü Makineleri” sergisinin vesîle olduğunu hatırlatalım. Son olarak büyük Müslüman bilim adamı Cezerî’nin Kelime-i Tevhîd’in her yerde yayılması temennisiyle bitirdiği Kitab-ül Hiyel’deki mukaddemesinin bir kısmına yer verelim:

“Benden çok evvel gelen âlimlerin kitaplarını ve onları takip edenlerin çalışmalarını gözden geçirdim… Nihayet nakillerden kurtuldum, başkalarının yaptıklarından sıyrıldım ve problemlere kendi gözümle bakabildim… Uygulamaya dönüştürülemeyen her teknik ilmin doğru ile yanlış arasında muallakta kaldığını gördüm.”

Kitab-ül Hiyel’deki bazı otomatların çalışma prensipleri.

____________________________________________________________

(*Allahü teâlâ ilk insan ve ilk peygamber Adem aleyhisselama kitaplar gönderdi. Matematik, hendese, aritmetik, geometri, tıp, ilaçlar,  demircilik, kumaş dokumak, çiftçilik, çeşitli lisânlarda lügâtler ve her lisânda okuma-yazma öğretti. Mesela Doğu ve Batı fark etmeksizin her milletin ezberinde yazıyı keşfedenlerin Sümerler olduğu vardır. Bugün çivi yazıları veya hiyerogliflerden evvelki yazı numunelerine ulaşılamıyor. Hâlbuki ilk insandan beri okuma-yazma fiilinin mevcut olduğu ayet-i kerimelerde bildirilmiştir.

Adem aleyhisselamdan sonra medeniyette gerilemeler olması, ilk insanların barbar ve iptidâî bir hayat sürdüğünü göstermez. Bazı tabiî afetler, Nuh Tufanı gibi sebeplerle medeniyetler, teknolojik terakkîler yok olmuştur. Nitekim Nuh aleyhisselamın üç katlı olduğu rivayet edilen gemisinin buharlı mekanizmayla çalıştığı ayet-i kerimede bildirilir. (Hud suresi / 40)

(Âdem’e bütün isimleri öğretti.)

Bekara suresi / 31

(Âdem, Cennetten dünyaya inince Hak teâlâ ona her sanatı, her ilmi öğretti.) [Taberanî]

Hadis-i şerif

(Allahü teâlâ Hazret-i Âdem’e bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki: Evlat ve zürriyetin bir sanatla rızkını talep etsin! Dini geçim vasıtası yapmasın!) [Hakim]

Hadis-i şerif

Zeynep Serhan Koşal

Zeynep Serhan Koşal

Yorum Yaz

Bizi Takip Et!