Kelâmbaz

Ehli Sünnet Klasiklerine Selefi Tahrifi

Türk alimlerinin baş tacı olarak bilinen İmam Birgivi’nin , et-Tarîkatü’l-Muhammediyye ve’s-sîretü’l-Ahmediyye isimli İslam dünyasında meşhur bir eseri vardır. Arap alimlerinden Abdülganî Nablûsî’nin ise bu kitaba  el-Hadîkatü’n-Nediyye şerhu’t-Tarîkati’l-Muhammediyye ve’s-Sîreti’l-Ahmediyye isimli bir şerhi bulunuyor. Bu kitaba kısaca Hadîka da deniyor.

Mahmûd Muhammed Mahmûd Hasen Nassâr isimli bir araştırmacı 2011 senesinde Hadîka kitabını tahkik ederek Beyrut’ta bulunan ve günümüzde Arapça dinî kitapların basımında en meşhur yayınevi olarak bilinen Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye yayınevinden 5 cild (2.632 s.) olarak bastırıyor.

Selefi araştırmacıların tahkik eserlerinde sıkça karşımıza çıkan durumlardan birisini burada da tesbit ettik. Kitabı tahkik eden araştırmacı kitabın orjinalinde bulunmayan bazı cümleleri kitabın içine derc ederek güya Abdülganî Nablûsî’ye Eşarileri zemmettirmiş. Nablusî, Fetâvâ-yı Tâtârhâniyye’den Mücbire (Cebriyye) bahsini şerh ederken ehl-i sünnetin mezhebini şöyle naklediyor;

DKI 2011, c.2 s.80, 1.–7. satırlar.

… Cebriyye ise «Kuldan sâdır olan fiillerin hepsi, Allahü teâlânın fiilidir» der ve kul için bir kesb isbât etmezler. (Aslı (1276 + 1290))

Ehl-i sünnet ise iki uç arasında vasat (orta yol) üzeredir; ne tefrît (eksiltme) ne de ifrât (taşkınlık) [vardır]. Onlar, Allahü teâlânın hem kulun hem de işlediği [fiilin] hâlikı olduğuna i’tikad ederler; kul için bir kudret isbât ederler ve bu kudretten sâdır olan şeye «kesb» derler; Aslı (1276 + 1290)

İlâvenin tercümesi — Nablusî’nin sözü değildir

(Kesb ıstılâhı Eş’arîlerin koyduğu bir ıstılahtır. Vehme düşüren (mûhim) bir ıstılahtır; maksadı bilinmez, öyle ki darb-ı mesel olmuştur: «Eş’arî’nin kesbinden dahâ çürük».* Bu ıstılah ehl-i sünnet ve cemâati hiçbir husûsta temsil etmez.)

1276 taşbaskısı, cüz 1 s.208
1290 İstanbul baskısı, c.1 s.306

Yukarda kitabın Osmanlı devrinde yapılan baskıları ile 2011’de Beyrut’ta yapılan baskısının resimlerine bakılırsa kıymetli bir Ehli Sünnet alimi olan Nablusî’nin kitabında yapılan tahrif görülebilir.

Yukarda sadece tek bir misal verdik. Bu misalleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Bu spesifik misalden din kitaplarının yeni baskılarına itimat edilemeyeceği bir kere daha anlaşılıyor. Nitekim Sultan Abdülhamid’den (1908’den) sonra basılan kitaplar mutemet değildir. Çünki ondan evvel Maarif Encümeni, basılan kitapları kontrol ederdi.

Ne yapmak lazım?

Arapça bilen ilim adamlarının klasik İslamî eserleri tanımadıkları bir muhakkikin hazırladığı modern nüsha yerine güvendiği, itimad ettiği itikadı düzgün bir muhakkikin nüshasını okumaları gerekiyor. Eğer böyle bir nüsha yoksa yapılacak iş, kitabın eski nüshalarına müracaat etmek. Bu da her ne kadar meşakkatli olsa da din işi şakaya gelmez. Tehlikenin daha da çok farkına varmak adına şunu söyleyeyim; günümüzde yüzbinlerce araştırmacının rutin bir şekilde istifade ettiği Şamile isimli bünyesinde binlerce Arapça eser bulunduran dijital kütüphanedeki kitapların yarısından fazlası selefilerin tahkik ettiği nüshalar. Yapay zekanın daha da gelişmesi ile selefilerin nüshalarda yaptıkları sahtekarlıkların daha da ortaya çıkıp bu tahribatların gün yüzüne çıkacağına ve ehli sünnet ilim adamlarının da muadil dijital kütüphaneler oluşturarak bunlara alternatif oluşturacaklarına inanıyorum.

Ahmet Faruk Şenkaya

İlahiyat fakültesi mezunu,
Yazı yazmasının sebebi; yazarken hem kendisi birşeyler öğrenmek hem de öğrendiklerini başkalarıyla paylaşmak,
Herhangi bir iddiası yok.

Yorum Yaz

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.