Kelâmbaz

Torosyan’ın Acayip Hikâyesi: Kim Neden Okusun?

Bir ara ne oldu nasıl oldu hatırlamıyorum Hakan Erdem’in biraz da başlığının albenisine kapılarak “Torosyan’ın Acayip Hikâyesi” isimli kitabını sipariş verdim. Kitabın serlevhası üzerinde daha küçük punto ile bir yazı daha var “Gerçekle Kurmaca Arasında” ve onun da üzerinde büyük harflerle “TARİH”. Tüm samimiyetimle itiraf edeyim ki, bu kitabın gerçeklerden esinlenmiş bir tarihi kurmaca roman olduğunu düşündüm. Hatta şöyle geçirdim Hakan Erdem gibi ciddi bir tarihçinin içinde de demek ki böyle kurmaca bir eser yazmak hevesi olabiliyor.

Kitabı aldım ama Torosyan diye bir adamın acayip hikâyesi uzun süre alakamı çekmedi. Nihayet iş yerinde, avam tabirle goygoy ortamında ciddi kitap okunmuyor, bari şuna göz gezdiririm nihayet roman diyerek götürdüm. Aman Allahım ne büyük bir gaflet, ne büyük bir safdillik. Kitap şu vakte kadar okuduğum hiçbir kitaba benzemez bir şaheser çıktı. Ben de başlığı biraz müellif gibi iç gıcıklayıcı bir şekilde yazayım dedim.

TOROSYAN TÜRKİYE GÜNDEMİNDE

Spoiler vermeden (detay vermeden) anlatmaya çalışacağım, inşallah muvaffak olurum. Kitap Sarkis Torosyan isminde Osmanlı ordusunda muvazzaf bir Ermeni subayın, 1947 senesinde Amerika’da neşretmiş olduğu hatıraları esas alıyor. Bu hatıralar yıllar sonra, 2007 senesinde Robert Fisk isimli Amerikalı bir gazeteci tarafından spekülatif bir şekilde gündeme getirilince, ülkemiz kamuoyu kitaptan haberdar olmuş. Fakat Torosyan’ı 2010 yılında Türkiye gündemine esas taşıyan Ayhan Aktar isimli bir sosyoloji profesörü. Dönemin en tantanalı ve gündemi sarsan gazetelerinden Taraf gazetesinde Ayhan Aktar, hem Torosyan’ın büyük bir Çanakkale kahramanı olduğu haberini patlatmış, ve en bayıldığı ifadeyle “tarihimizin ütülenecek tarafları” olarak Yüzbaşı Torosyan özelinde Türkiye’deki hakim milliyetçi dışlayıcı ideolojiye meydan okumuş. Makalemize mevzu Hakan Erdem’in eseri hem Ayhan Aktar’ın hem de Torosyan’ın orijinal eserini inceleyip bunlarla ilgili son derece ilginç neticelere varıyor. Eserden bahsetmeden önce Torosyan kimdir, ne söylemiştir biraz bundan bahsedelim.

TOROSYAN NE ANLATIYOR

Torosyan’ın anlatmasına göre, kendisi Develilidir. Liseyi Edirne’de bir mektepte okumuştur. Burada tanıştığı bir Türk arkadaşı ile samimi dost olmuştur. Bu Türk, bir paşazadedir. Paşa, oğlu gibi sevdiği Sarkis’in Mekteb-i Harbiye’ye girmesi için tüm nüfuzunu kullanır. Harbiye’yi bitiren Torosyan, teğmen rütbesiyle Çanakkale cephesinde vazife almıştır. Boğazın girişindeki Ertuğrul tabyasında ve sonra Rumeli Mecidiye tabyasında kumandan olarak vazife yapmış ve büyük deniz zaferinde 2 zırhlı batırmıştır. Yaralı olarak yattığı hastaneden taburcu olduktan sonra, Enver Paşa’nın kendisiyle tanışmak istemesi üzerine İstanbul’a yola çıkmış, Bu esnada Ermenilerle alakalı yapılan planları gözlemleme ve işitme şansı olmuştur. Enver Paşa kendisine bir takdirname verip harbin devamı ile ilgili, cephe ile ilgili görüşlerini öğrenmiştir. Bu takdirname orijinal hatıratta ve Ayhan Aktar’ın neşrettiği terceme de var. Daha sonra Torosyan güney cephesinde vazife almıştır. Burada Ermenilere ve ailesine karşı yapılanlardan dolayı ülkesine düşman kesilip, Türk ordusuna karşı Araplarla birlikte hareket edip, içerden Türklerin altını oymuştur. Nihayet Fransız işgali ile Kilikya’da Ermeni hakimiyeti için çarpışmış ise de Fransızların Türklerle anlaştığını görünce pılını pırtısını toplayıp Amerika’ya göç etmiştir.

MÜELLİF TOROSYAN’IN İZİNDE-ENSESİNDE

Çok çok özetle Torosyan’ın hikayâsi budur. Tabii ki gençliğinde, cephelerde aktardıklarında ve hususi hayatında pek çok ilginç noktalar var. Hakan Erdem, Torosyan’ın hatıralarıyla alakalı kendisinde hasıl olan düşünceyi ifade edip meseleyi rafa kaldırabilirdi. Fakat öyle yapmayıp Torosyan’ın önce hatıralarının, ardından bizzat kendisinin peşine düşüyor. Tarih usulünde klişeleşmiş çapraz okuma, kaynakların tahlili, mukayeseli incelenmesi gibi ifade ederken kimsenin mangalda kül bırakmadığı hususlarda, kılıcını savuran bir şövalye edasıyla engin ve muğlak bir sahraya cansiperane atılıyor. Yaptığı mesai, Torosyan’ın izinde onu adım adım izlemesi, adeta yediği içtiği konuştuğu cümlelerin peşine düşmesi, bir noktada kriminal bir tv programı izliyormuşcasına heyecanla kitaba bağladı.

Kitap başlığından da anlaşılacağı üzere gerçek ile kurmaca arasında bir yerde. Burada iştahı kabaran müstakbel karilerin hevesini kursağında bırakmamak adına detaya girmeyelim. Şu kadarı söyleyelim ki Hakan Erdem, bir tarihçinin sebatkar, farklı ihtimalleri her daim hesaba katması gereken, bir dedektif edasıyla ne kadar ince bir mesai yapması gerektiğini ustaca bir eserle ortaya koyuyor. Bu bakıma naçizane, tarih fakültelerinde okumakta olan talebenin ve anı/hatıra okuyan entelektüel meraka sahip herkesin bu kitabı mutlaka okumasını şiddetle tavsiye ederiz. Yazımızı müellifin bizzat kendi cümleleri ile hatıra türünden eserlere yönelik kitaptan alıntıladığımız şu paragraf ile bitirelim:

“Nasıl ki tarih, geçmişin ta kendisi değil belirli kurallar ve metadolojiler çerçevesinde geçmiş hakkında üretilen metinlerse, hatırat da insan hayatının, geriye bakılarak üretilen, bir yansımasıdır. Sadece bir yansımasıdır. İnsanın hayatının aynısı veya kendisi değildir. Her hatırat sahibi, sahip olduğu aynanın temizliğine göre bir görüntü yansıtır. Ama en temiz aynadan yansıyanın da tanım gereği bir görüntü olduğunu unutmamak gerekir. Belki ayna temizdir de yeterli ışık yoktur. Dolayısıyla her hatıratta kaçınılmaz olarak bir kurgu, hatırat sahibinin birbirine bağlayarak vurgulamak istediği bir olaylar zinciri veya tam tersine susmayı tercihi ettiği noktalar olabilir.”

Yorum Yaz

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.