Bu hafta elime bir hediye geçti. Kıymetli Rauf Enç hocamın KTB yayınlarından çıkan Nöroterbiye kitabı. Önce yazardan bahsedeyim, şahsen tanıştığımız için oradan başlamak daha kolay olacak. Rauf hocamla üniversite senelerine dayanan bir tanışıklığımız var. O zamandan beri “Ne yapabiliriz?” sorusu etrafında oturup konuştuğum arkadaşlarımdan birisi. Kelambaz sitemizin de yazarlarından. Elektronik mühendisliği tahsiliyle ön plana çıkan analitik zekası ile, ilahiyat eğitimiyle tescillediği İslami ilimler birikimini sentezleyen bir dostum. Farklı tarafları olan müktesebatını her zaman enteresan ve faydalanmaya değer buldum. İdealizminin getirdiği motivasyonla imam hatip okullarında öğretmen oldu ve bu sayede tabiri caizse ülkenin gençlik piyasasının nabzını yerinde tutuyor. Problemlere yakinen hakim ve çözüm önerileri geliştirebiliyor.
Yazarın da dahil olduğu dost meclislerimizde mevzu bir şekilde sosyal bilimlere çıkar. Psikoloji, sosyoloji ve felsefe üçlüsünün hayatımızdaki tesiri ve mütedeyyin kesimin buradaki eksikliğini konuşuruz. Herkes kendince bir şeyler yaparken, Rauf hocam “Euraka, Euraka” diye bağırmadan meğer beyindeki kimyasallarla nefs arasındaki bağı irdelemeye başlamış bile. Beynimizin işleyişi, nörotransmitterlerin hislerimize ve dolayısıyla hayatımıza tesiri, nefsin ve aklın bu işleyişteki rolü konusunda konuştukça biz de meraklandık. O vakit henüz teorisi yeniydi, onun da zihninde henüz oturmamış yerler olsa gerek, ilk zamanlar pek de iyi anlayamamıştım. Çok muhtemelen kitabı yazarken teorinin kompozisyonu kafasında çok daha iyi oturmuş olacak ki kitapta teori hem basitleşmiş hem ayakları yere daha sağlam basan bir hal almış.
Kitaba gelirsek. Nöroterbiye bir kitapçı rafına konulacaksa yeri kişisel gelişim ve psikoloji bölümlerinin ortasında olmalı. Aslında kitabın konusu ve metodu çok yabancı değil. Beynin uyaranlara verdiği tepkileri cihazlarla kolayca izleyebildiğimiz günden beri nöropazarlamadan nörosinemaya nöro ön ekiyle bir çok kitap yazıldı. Bunların arasında kişisel gelişim kitapları da var. Fakat bunu nefs ile ilişkilendirip çıtayı yükseltmek Rauf hocama nasip oldu. Kitabın maksadı bilimin rehberliğinde nefsimize biraz çeki düzen verebilmek.
Kitap bir eğitimcinin elinden çıktığı için tümevarım metoduyla yazılması şaşırtmıyor. Önce nöro başlığıyla hayatımızı yeni yeni işgal eden beyin bilimi tanıtılıyor. Ardından sinir sistemimizdeki temel nörotransmitterlerin fonksiyonlari. Bendeniz Psikoloji YL terk olduğum için anlatımın mümkün olduğunca sade olduğuna sizi temin edebilirim. Sonrasında ise hangi davranışların bu hormonları nasıl etkilediği, yine tersi şekilde bu hormonların hangi davranışları tetiklediği anlatılıyor. Yani size önce nefs makinanızı tanıtıp sonrasında kullanım kılavuzunu veriyor.
Esasen kitabın ana fikri şu: İnsanın kötü olmayı istemesi başka, vücudun biyolojik olarak iyiyi ve kötüyü ayırt etmeden hormonlarını çalıştırmak istemesi başka şey. Yaptığımız her hata bizim şuurlu kötülük tercihimiz olmayabilir. Karadenizlinin çabuk sinirlenip sonra da pişman olması gibi. İşte biz bu hatalarımızı nasıl azaltabiliriz, konu bu.
Çok kabaca nefsin iki talebi var. Heva, yani şehvet ve arzular, dopamin ile ilişkilendirilirken şöhret ise serotonin ile ilişkili. Bu iki hormonun biyolojimiz üzerindeki tesirlerini bilerek nefsimize nispeten “baba” olmamız mümkün. En azından bir davranışı yaparken benim kalbim aslında bunu istemiyor, küt küt atıyor, bu aklımın işi değil, dopamin isteyen vücuduma yol veren nefsimin işi diyebilirsiniz. Daha sonrasında ise “bu dopamin ihtiyacının doğmaması için neler yapmalı?” Veya “bu dopamin haram yoldan değil de helal yoldan temin edilebilir mi?” sorularına cevap arıyorsunuz.
Hepimizin nefsiyle imtihanı da aynı değil. Hem nefslerin gücü farklı hem de öncelikli ihtiyaçları. Bu da vücudun istekleri kadar içinde doğulan kültürden anne babanın yaşadıklarına kadar çok geniş bir yelpazeden etkileniyor. Kitap bunların da sebeplerini irdeliyor. Böylece nefsimizi daha iyi tanımamıza, daha iyi mücadele etmemize de ön ayak oluyor.
ZEYL
Hazreti Peygamber –sallallahü aleyhi ve sellem- Tebük seferinden dönüşte eshabı kirama -aleyhimürrıdvan- şöyle buyurmuşlar: “Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz.” Yani büyük bir ordu ile katıldığı Tebük seferini “küçük cihad” olarak vasıflandırırken; nefse karşı verilecek mücadeleyi “büyük cihad” olarak vasıflandırmışlar.
Ama Hazreti Peygamberin –sallallahü aleyhi ve sellem- nefsinin iman ettiğini de biliyoruz. Mektubatı Rabbani’de buradaki büyük cihattan maksadın vüdunun biyolojik ihtiyaçları olduğunu bahsediyor. Bu zamana kadar burayı okuduğumda aklıma yemek içmek uyku gibi insani ihtiyaçlar gelirdi ama şimdi acaba nefsi iman ettirmenin yanında bu hormonal düzeni düzeltmek de bedeni itaate getirmek midir diye bir soru belirdi zihnimde. Allahü alem!
Mektubatı Rabbani 260.mektuptan:
Ey oğlum “rahmetullahi aleyh”! Bu mutmeinne, islâmiyyete karşı gelemez. Baş kaldıramaz. Bütün varlığı ile, Rabbine dönmüşdür. Ona tutulmuşdur. Onun rızâsını kazanmakdan başka, hiçbir düşüncesi yokdur. Ona itâ’at ve ibâdet etmekden başka bir düşüncesi yokdur. Önce, mahlûkların en kötüsü olan nefs-i emmâre, şimdi itmînân kazanmış ve Allahü teâlâyı râzı ederek, Âlem-i emrin latîfelerinden üstün olmuşdur. Arkadaşlarının şefi olmuşdur. Evet, muhbir-i sâdık [ya’nî hep doğru söyleyici] “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm”, (Câhillikde en ileride olanınız, islâm âlimi olunca, en ileriniz olur!) buyurmuşdur. Bundan sonra, insanda islâmiyyete uymamak, başkaldırmak gibi şeyler görülürse, bunlar cesedi meydâna getiren maddelerden hâsıl olur. Gadab, şehvet, hırs gibi aşağı düşünceler bu maddelerden ileri gelmekdedir. Birşeye düşkün olmak, cimrilik, bayağı işler hep onlardan doğmakdadır. Hayvanlarda nefs-i emmâre yokdur. Hâlbuki bu kötülükler, hayvanlarda dahâ çok vardır. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Küçük cihâddan döndük, cihâd-ı ekbere geldik!) buyurduğunda, cihâd-ı ekber olarak, çok kimselerin dediği gibi nefsle cihâdı değil, belki cesed ile cihâdı bildirmişdir. Çünki nefsleri itmînâna kavuşmuş, Rablerinden râzı olmuş, Rableri de o mubârek nefslerden râzı olmuşdur. Bu nefsler islâmiyyetden ayrılamaz. Rablerine karşı baş kaldıramazlar. Cesedi meydâna getiren maddelerin islâmiyyete uymuyor görünen arzûları ve baş kaldırmaları, dahâ iyisini yapmağı istememeleridir. İzn verilen şeyleri yapmalarıdır. Azîmeti ya’nî en iyisini terk etmeleridir. Yoksa, harâm işlemeği ve farzları, vâcibleri terk etmeği istemezler.
Hâtime
Sinir sistemimizdeki nörotransmitterlerin davranışlarımıza tesiri ve nefs arasındaki ilişki güzel yakalanmış ve iyi bir kitap konusu olmuş. Bence nöroterbiye kitapları bir seriyi kaldırır. En azından uygulama kitabı olarak 2. 3. serileri de gelir diye ümit ediyorum. Şahsen kitabın hızlıca bir tozunu aldım ve faydalandım. Şimdi önemli yerleri çizerek tekrar okuyacağım. Size de tavsiye ederim. Marifet iltifata tabi, sizlerin de kitabı satın almasını tavsiye ederim.
Başa tutturmaya kalemimin gücüm yetmedi, bitirirken paylaşmış olayım:
Nefsini terk etmeden, Rabbini arzularsın
Sen hayvânı geçmeden, insânı arzularsın
“Men arefe nefsehû, fekad arefe Rabbe” “Nefsini bilen rabbini bilir”
Sen kendini bilmeden, Rabbini arzularsın





"Genç Vicdânın Sesi"
Yorum Yaz