Gezimizin ilk durağı Saraybosna’ydı. Gezimizi tamamladıktan sonra kiraladığımız arabayı bırakıp yine buradan İstanbul’a dönmeyi tercih ettik. Aracı kiraladığımız şirketten Türkçeyi iyi bilen bir Boşnak bizi karşıladı, bu sayede daha rahat anlaştık. Gideceğimiz ülkeleri onlara söyledik ve bu ülkeler için bize arabanın tam sigortalı olacağı yeşil geçiş yani green pass belgesini verdiler. Kosova bu sigortaya dahil değildi ve sınır kapısında başka bir işlem yapmamız gerekti. Otomatik SUV bir araç kiraladık. Hem bizi daha az yordu hem de arazi şartları kötü olsa bile daha rahat hareket edebilmemizi sağladı. Araba kullanmak ile ilgili bilmeniz gereken şeyler kısaca şöyle:
- Trafik kurallarına uyun.
- Park ettiğiniz yerleri dikkatli seçin.
- Kısa lambaları devamlı açık tutun.
- Kiraladığınız arabayı havalimanında kısaca kullanarak güvenli olduğundan emin olun.
Bosna-Hersek’e vardığımızda burası için Avrupa’nın Kudüsü dendiğini duydum. İçim cız etti. Aslında birçok kültürü ve dini barındırdığı için söylenen bu söz, yapılan katliamlar için de benzerlik gösteriyordu. Bosna’yı anlamak Kudüs’ü de anlamaktı. Bu nedenle benim için ayrı bir öneme sahipti ve gezip öğrendikçe daha da önemli hale geldi.
Bosna-Hersek İsminin Hikayesi
Bosna-Hersek ismini Bosna ve Hersek adındaki iki bölgeden alıyor. Bu isim aynı zamanda ülkenin en uzun nehirlerinden biri olan Bosna Nehri için de kullanılıyor. Bir teori, “Bosna” adının Slav kökenli olabileceğini ve “bojana” (akmak) veya “bos” (ormansız yer) gibi kelimelerden türemiş olabileceğini öne sürüyor. Ancak, bu teoriler tam olarak kanıtlanmış değil ve Bosna Nehri’nin isminin kökeni hala tartışmalı.
Bosna Nehri’nin kaynağı, Bosna-Hersek’te Saraybosna’nın batısında yer alan Vrelo Bosne. Biz burayı gezerken bilmiyorduk ve yazıyı yazarken öğrendim. Bir daha Bosna gezisi nasip olursa buraya gitmeyi de planlıyorum. Bosna Nehri, bu kaynaktan doğarak doğu yönünde akıp Bosna-Hersek’in çeşitli şehirlerinden geçerek Sava Nehri’ne dökülüyor. Bosna Nehri’nin toplam uzunluğu yaklaşık 271 kilometre ve ülkenin içme suyu, tarım ve enerji üretimi gibi birçok alanda önemli bir rol oynuyor.
Bosna-Hersek tabiat yönünden muhteşem bir güzelliğe sahip. Gezerken yolunuz muhakkak bir su kaynağı ile kesişiyor ve güzelliğinden dolayı nefesiniz kesiliyor.
Ülkede dört nehir bulunuyor:
- Bosna Nehri: Ülkenin en uzun nehirlerinden biri. Saraybosna yakınlarında doğup kuzeye doğru akıyor.
- Neretva Nehri: Mostar şehrinden geçip Adriyatik Denizi’ne dökülüyor.
- Drina Nehri: Sırbistan sınırına paralel olarak akıyor ve bu nedenle Bosna-Hersek ile Sırbistan arasında doğal bir sınır olarak kullanılıyor.
- Sava Nehri: Bosna-Hersek’in kuzey sınırında yer alan bu nehir Hırvatistan ile sınır oluşturuyor.
Hersek bölgesi ise adını Stjepan Vukčić Kosača adındaki bir asilzadeden alıyor. Bu asilzade, Osmanlı öncesinde bu bölgede hüküm sürmüş olan Bosna Krallığı’nın bir üyesi ve vefat tarihi olan 1466 yılına kadar Bosna Krallığı’nın güneydoğusunda önemli bir iktidara sahip olmuş. 1463 yılında Osmanlı İmparatorluğu bu toprakları fethetmesine rağmen onun iktidarına karışmamış ve üç sene daha çeşitli koşullar altında hüküm sürmüş.
1448’de Stjepan, Kutsal Roma İmparatoru Friedrich III tarafından “Herceg” (dük) unvanıyla ödüllendirilmiş. Bu unvan, Almanca “Herzog” kelimesinden türeyip “dük” anlamına gelmekte. Böylece, Stjepan Vukčić Kosača, “Herceg Stjepan” olarak tanınmış ve onun toprakları “Herzegovina” olarak adlandırılmış. Bugünkü Hersek bölgesinin adı işte buradan gelmekte.
Ekonomik ve Demografik Faktörler
Ülkenin ekonomisi büyük oranda metal ve metal ürünlerine dayanıyor. Bunun dışında tarım, turizm ve enerji de ekonomik faaliyetler arasında yer alıyor. Türkiye’nin buraya olan ihracatı ülke ihracatının yaklaşık %5-6’sını oluşturuyor. Ülke ihracatının yaklaşık %1-2’si ise Türkiye’ye gerçekleştiriliyor. Bankacılık sisteminde Türkiye’nin önemli bir ağırlığı olduğunu görüyorsunuz. Ülke genelinde pos cihazları genellikle Ziraat Bankasına ait. Bunun dışında Türkiye’nin giyim markalarına da denk geliyorsunuz. Uluslararası ticaret detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.
Ülkenin nüfusu yaklaşık 3.3 milyon olarak gösteriliyor. Kilometrekareye 65-70 kişi düşüyor. Bosna-Hersek, üç ana etnik gruptan oluşuyor:
- Boşnaklar: Ülkenin en büyük etnik grubu. Müslüman olan Boşnaklar, Bosna-Hersek nüfusunun yaklaşık %50’sini oluşturuyor.
- Sırplar: Ortodoks Hristiyan olan Sırplar, nüfusun yaklaşık %30’unu oluşturuyor. Özellikle Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska) bölgesinde yoğunlaşmışlar.
- Hırvatlar: Katolik Hristiyan olan Hırvatlar, nüfusun yaklaşık %15’ini oluşturur. Hırvatlar, ağırlıklı olarak Bosna-Hersek Federasyonu’nun batısında yaşar.
Boşnakların Dini Kökeni ve Değerleri
15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Bosna’yı fethetmesiyle Boşnaklar, İslam dinini benimsemeye başlamışlar. Şimdi büyük çoğunluğu Müslüman. İslam, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Boşnaklar arasında yayılmış ve Osmanlı yönetimi altında Boşnaklar, önemli idari ve askeri roller üstlenmişler. Günümüzde de İslamiyet, Boşnak kimliğinin önemli bir parçası. Boşnak Müslümanlar, genellikle Hanefi mezhebine mensup.
Farklı Bir Mezhebin Etkileri: Bogomilizm
Osmanlı öncesinde Boşnaklar, Hristiyanlığın farklı mezheplerine (Katolik ve Ortodoks) mensuptu. Ayrıca, Bosna bölgesinde Bogomilizm adı verilen ve Hristiyanlığın heterodoks bir mezhebi olan Bogomiller de vardı. Bosna Krallığı’nda Bogomilizm adlı Hristiyanlık mezhebi oldukça yaygındı. Bogomiller, Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi’ne karşı muhalif olan bir mezhep idi. Bu dini yapı, Bosna’nın kültürel kimliğinde önemli bir rol oynamıştır. Bogomil mezhebinin etkisiyle Bosna Kilisesi’nin varlığı, bölgedeki dini ve kültürel çeşitliliğin bir kanıtıdır.
Bogomilizm, Orta Çağ’da Balkanlar’da ortaya çıkan ve Bosna’da da yaygın olan bir Hristiyan mezhebidir. Boşnaklar arasında Bogomilizm dini belirli bir dönem yaygındı, ancak zamanla farklı dinler ve mezhepler tarafından yer değiştirdi. Bogomilizm, 10. yüzyılda Bulgaristan’da ortaya çıktı ve 12. ve 13. yüzyıllarda Bosna’ya yayıldı. Bosna’da Bogomilizm, halk arasında geniş kabul gördü ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun Bosna’yı fethetmesinden önce yaygındı. Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgeyi fethetmesiyle birlikte, Boşnaklar arasında İslam hızla yayıldı ve Bogomilizm’in etkisi azaldı. Birçok Bogomil, İslam’ı kabul etti veya diğer Hristiyan mezheplerine (özellikle Katolik ve Ortodoks) geçti. Sırp ve Hırvatlar Hristiyanlığın diğer mezheplerinde kalırken Boşnakların bu mezhepte olanlarının İslamiyeti benimsemesi dikkatimi çekti ve mezhebin temellerini incelemek istedim.
Bogomilizm’in Temel İnançları
Bogomilizm, iyi ve kötü arasındaki sürekli bir mücadelenin varlığına inanan dualist bir mezhepti. Bu inanç, Bogomillerin dünya ve ruhani alem arasında keskin bir ayrım yapmasına neden oldu. Bogomiller, maddi dünyanın ve bedenin şeytan tarafından yaratıldığına, ruhun ise Tanrı tarafından yaratıldığına inanıyordu. Bu nedenle, dünyevi hayatı ve maddi varlıkları reddetme eğilimindeydiler. Bogomiller, sade bir yaşam tarzını benimser ve asketik (maddi dünyadan elini çeken kimse, zahit) yaşamı teşvik ederdi. Kiliseye ve kilisenin lükslerine karşı çıkar, sade ve mütevazı bir dini pratik savunurlardı. Bogomiller, Ortodoks ve Katolik Kilisesi’nin ritüellerini ve sakramentlerini reddederdi. Özellikle vaftiz, evharistiya ve diğer kilise sakramentlerini (Hristiyanlıkta Tanrı’nın aktif olarak yer aldığına inanılan kutsal törenlere verilen ad) kabul etmezlerdi. Bogomiller, Katolik ve Ortodoks kiliselerinin hiyerarşik yapısını ve otoritesini reddederdi. İnançlarını doğrudan ve aracısız bir şekilde yaşama eğilimindeydiler.
Bogomilizm, Katolik Kilisesi’ne ait bir mezhep değildir. Aksine, hem Katolik hem de Ortodoks Kiliseleri tarafından sapkınlık olarak kabul edilmiştir. Katolik Kilisesi, Bogomilizm’i sapkınlık olarak gördüğü için, Bogomiller üzerine çeşitli baskılar uygulamış ve engizisyon aracılığıyla Bogomil inancını ortadan kaldırmaya çalışmıştır.
Geziye Devam…
Saraybosna Havalimanından indiğimizde öncelikle Umut Tüneli’ni ziyaret ettik. 1992 yılı sonrasında Sırp ve Hırvat askerlerinin yaptığı katliamlara karşı direnen Müslüman Boşnaklar, iki bölge arasında lojistik bağlantıyı bu tünel yardımı ile sağlamışlar. Tünel yaklaşık 800 metre fakat biz gerçek tünele giremiyoruz. Bunu yaşatabilmek için daha kısa bir versiyonunu yapmışlar. Orada çalışan insanların resimlerini ve döneme ait eşyaları görebiliyorsunuz. Arabayla yaklaşık 10 dakikalık bir mesafede ve burası şehir merkezine uzak. Bu yüzden havalimanında indiğinizde önce buraya uğrayıp sonrasında şehir merkezine geçebilirsiniz. Mostar’a uğrarken de merkezden buraya gelebilirsiniz. Tercih size kalmış. Umut Tünelinde yalnızca Bosna Markı kabul ediliyor. 1 Euro, 2 Bosna Markı. Tünele kişi başı 15 Mark verdik. Açıkçası en çok para verdiğimiz yerlerden bir tanesiydi.

Buradan merkeze geçtik ve Airbnb’den tuttuğumuz eve vardık. Rahatsız olacağımız şeyler görmemek için yapılan yorumlara dikkat ettik. Oda kiralamalar yapılmasına karşın biz ev kiralamayı tercih ettik. Böylesi bizim için daha uygundu. Otele kıyasla çok daha ucuza geldi. Öğle namazımızı evde kıldık ve Saraybosna’yı keşfetmek için dışarı çıktık. Sarı Tabyalar ve mezarlık önünden geçerek meşhur Bosna Sebiline uğradık. Buradan Baş Camiye geçtik. Namaz vakti olmadığı için Baş Cami açık değildi. Bosna’da camileri görmek istiyorsanız namaz vakitlerine göre camilerde bulunmaya dikkat etmeniz gerekiyor. Buradan Gazi Hüsrev Bey Camiine gittik ve ikindi namazını caminin dışarısında kıldık ve oradaki Türklerle muhabbet ettik. Saraybosna’da turist Türk yoğunluğu oldukça fazla. Saraybosna’da birçok tarihi cami var ve hepsinin farklı hikayeleri var fakat Gazi Hüsrev Bey Cami şehrin tam kalbinde adeta bir simge olarak yer alıyor. Bu mekanın önemini anlamak için Gazi Hüsrev Bey’i de tanımak gerekiyor.

Gazi Hüsrev Bey, Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli devlet adamlarından biridir. 1480 yılında Serez’de doğmuş. Babası, Bosna Sancak Beyi Ferhat Bey, annesi ise Sultan II. Bayezid’in kızı Selçuk Hatun’dur. Bu nedenle hem Osmanlı hanedanıyla hem de yerel yönetimle güçlü bağlara sahiptir. Osmanlı sarayında eğitim aldıktan sonra, genç yaşta çeşitli idari ve askeri görevlerde bulunmuş. Özellikle Balkanlar’da önemli görevler üstlenmiş. 1521 yılında Bosna Sancak Beyi olarak atanmış. Bu dönemde Saraybosna’nın gelişimine büyük katkılarda bulunmuş. Hüsrev Bey, özellikle Habsburg Monarşisi ve Venedik Cumhuriyeti’ne karşı başarılı askeri operasyonlar yürüterek “Gazi” unvanını almış. 1541 yılında vefat etmiş. Türbesi ismiyle anılan caminin bahçesinde yer alıyor.
Saraybosna’da 1530 yılında inşa edilen bu cami, Hüsrev Bey’in en bilinen eserlerinden biridir. Mimar Sinan tarafından yapıldığı düşünülen cami, Osmanlı mimarisinin önemli örneklerindendir. Gazi Hüsrev Bey, Saraybosna’da birçok cami, medrese, kütüphane, hamam ve han inşa ettirmiştir. Bu yapılar, şehrin sosyal ve ekonomik hayatına büyük katkıda bulunmuştur. Özellikle Gazi Hüsrev Bey Medresesi ve Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, eğitim ve kültürel faaliyetlerde önemli bir rol oynamıştır. Caminin hemen karşısında bir saat kulesi var. Bu saat namaz vakitlerine göre her gün ayarlanıyor ve saat 12’yi gösterdiğinde akşam namazının vakti giriyor. Bu kulenin hemen altında bir fırın var ve ürünleri gayet kaliteli. Müslümanlar tarafından işletiliyor. Biz gaflete dalıp domuz ürünü satıyor musunuz diye sorduk. Oradaki teyze biraz sinirlenerek “Biz Müslümanız!” dedi.

Bu camiyi ziyaret ettikten sonra çarşı ve buradaki bakırcıları dolaştık. Meşhur köftelerini ve kaymağını denedik. Burada et ve börek yanında kaymak adeta bir gelenek yani genelde meşhur olan ürünleri kaymakla yeniyor. Tatlı ve kahvelerini de denemenizi tavsiye ederim.
Sonrasında 1. Dünya Savaşı’nın başlangıcı olarak anılan suikastin olduğu yerden Taşköprü’ye ulaştık ve nehrin karşısında bulunan Hünkar Camii’ni ziyaret ettik. Benim Saraybosna’da bulduğum en huzurlu yer burası olabilir. Bahçenin sessizliği ve yasemin kokuları adeta sizi farklı bir dünyaya götürüyor. İçeride 2 rekat namaz kılmak ve bahçesinde oturmak sizi dinlendiriyor.

Hemen yanında At Meydanı adında yeşillik bir alandan geçiyorsunuz. Nehirden yeniden karşıya geçip şehir merkezinin batısına doğru gittikçe bize Kadıköy ve Taksim’i hatırlatan bir noktaya gidiyorsunuz. Buranın tam merkezinde Sırp Ortodoks Kilisesi ve eski papalardan birinin ziyaret etmiş olduğu ve bu nedenle büstünü görebileceğiniz Sacred Heart adındaki Katolik Kilisesi karşınıza çıkıyor. Biraz daha ilerisinde Sönmeyen Ateş karşınıza çıkıyor. Burası 2. Dünya Savaşında bulunan Yugoslav askerlerinin anısına yapılmış. Bu geçişleri ve yapıyı anlayabilmek için Bosna-Hersek’in hangi zamanlarda kimler tarafından yönetildiğini bilmek önemli.
Ülkenin Yönetim Dönemleri
Bosna-Hersek sınırları farklı dönemlerde farklı unsurlar tarafından yönetilmiştir. Son 300 yılda çok sayıda değişim yaşanmıştır. Dönemler kronolojik olarak kısaca şöyle sıralanabilir:
- Orta Çağ Krallıkları (9. yüzyıl – 1463): Bosna Krallığı (1377-1463): Orta Çağ’da bağımsız bir krallık olarak var olmuştur.
- Osmanlı İmparatorluğu Dönemi (1463-1878): 1463 yılında Osmanlı İmparatorluğu Bosna Krallığı’nı fethetmiş ve 1878’e kadar Bosna-Hersek’i yönetmiştir. Bu dönemde Bosna, Osmanlı İmparatorluğu’nun bir eyaleti olarak yönetilmiştir.
- Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Dönemi (1878-1918): 1878’de Berlin Kongresi’nde alınan karar doğrultusunda Bosna-Hersek, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgal edilmiş ve 1908 yılında resmi olarak ilhak edilmiştir. Bu durum 1918’e kadar sürmüştür.
- Yugoslavya Krallığı ve İkinci Dünya Savaşı Dönemi (1918-1945): I. Dünya Savaşı’nın ardından Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılmasıyla Bosna-Hersek, yeni kurulan Yugoslavya Krallığı’nın (Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı) bir parçası olmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında, Bosna-Hersek Nazi Almanyası ve İtalya’nın desteklediği Hırvatistan Bağımsız Devleti’nin kontrolü altına girmiştir.
- Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti Dönemi (1945-1992): II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, Bosna-Hersek, Josip Broz Tito liderliğinde kurulan Sosyalist Federal Yugoslavya Cumhuriyeti’nin bir parçası olmuştur. Bu dönem 1992’ye kadar sürmüştür.
- Bağımsızlık ve Savaş Dönemi (1992-günümüz): 1992 yılında Bosna-Hersek, Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan etmiştir. Bunu takiben, 1992-1995 yılları arasında Bosna Savaşı yaşanmıştır. Bütün Müslümanların bu savaş hakkında okuması gerekir. 1995’te imzalanan Dayton Anlaşması ile Bosna-Hersek, iki entiteye bölünmüştür: Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti.
Yönetim Şekli
Ülke Bosna Savaşı sonrasında yeniden milletler arası kriz yaşanmaması için her milletin temsilcilerinin olduğu, katmanlı ve karmaşık bir yönetim sistemi benimsemiştir. Federal bir cumhuriyet olarak yönetilmektedir:
- Bosna-Hersek Federasyonu (Federacija Bosne i Hercegovine): Boşnaklar ve Hırvatlar tarafından ağırlıklı olarak yerleşilmiş bir entitedir.
- Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska): Sırplar tarafından ağırlıklı olarak yerleşilmiş bir entitedir.
- Brčko Bölgesi (Distrikt Brčko): Her iki entiteye de ait olmayan özerk bir bölgedir ve doğrudan merkezi hükümet tarafından yönetilir.
Seçim Sistemi
Bosna-Hersek’te genel seçimler dört yılda bir yapılır. Hem entite düzeyinde hem de devlet düzeyinde temsilciler seçilir. Seçim sistemi etnik grupların temsilini sağlamak üzere tasarlanmıştır fakat birçok zayıflığı bulunmaktadır ve Boşnakların bu durumdan şikayetçi olduklarını hissedebiliyorsunuz.
Entegre Yönetim
- Entite Yönetimleri: Her iki entitenin de kendi hükümetleri, parlamentoları ve yargı sistemleri var. Entiteler, sağlık, eğitim, polis ve içişleri gibi alanlarda geniş özerkliğe sahiptir. Bu da aslında ülke içerisinde yalnızca güçlerin değil aynı zamanda imkanların da bölünmesi anlamına gelmektedir.
- Ortak Kurumlar: Savunma, dışişleri ve ticaret gibi konularda ise ortak federal kurumlar bulunur. Bu kurumları ziyaret etmemiş olsam da entiteler arasında yaşanan sorunlardan dolayı dış siyaset ve olaylarda sorunlar yaşanacağını ve ülkenin dış politikasında proaktif bir tavır sergileyemeyeceğini düşünüyorum.
Yasama
Bosna-Hersek Parlamentosu, iki meclisli bir yasama organına sahiptir:
- Temsilciler Meclisi (Predstavnički dom): 42 üyeden oluşur. Üyeler, dört yıllık bir dönem için seçilir. 28 üye Bosna-Hersek Federasyonu’ndan, 14 üye ise Sırp Cumhuriyeti’nden seçilir.
- Halklar Meclisi (Dom Naroda): 15 üyeden oluşur. Her bir etnik grup (Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar) için 5 üye seçilir. Halklar Meclisi’nin görevi, etnik grupların haklarını korumak ve herhangi bir yasama sürecinde etnik ayrımcılığı önlemektir.
Yürütme
Yürütme sisteminde Başkanlık Konseyi ve Bakanlar Kurulu yer alır:
- Başkanlık Konseyi: Üç üyeli bir başkanlık konseyi, Bosna-Hersek’in devlet başkanlığını temsil eder. Üyeler, Boşnak, Hırvat ve Sırp olmak üzere üç ana etnik gruptan seçilir ve sekiz aylık dönemlerle dönüşümlü olarak başkanlık yaparlar. Bunu öğrendiğimde ülkedeki istikrar ile ilgili kafamda ciddi sorular oluştu.
- Bakanlar Kurulu: Devletin yürütme organıdır ve günlük hükümet işlerini yürütür. Başbakan, genel seçimlerle belirlenen Temsilciler Meclisi üyeleri arasından seçilir. Başkanlık Konseyi, genel seçimlerden sonra Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu sağlayan parti veya koalisyonun önerdiği başbakan adayını atar. Bu aday, genellikle Temsilciler Meclisi’nde en büyük parti veya koalisyonun lideri olur ve başbakan Bosna-Hersek Parlamentosu’nun Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmalıdır. Temsilciler Meclisi, adayın onaylanması için basit çoğunlukla oy kullanır.
Başbakan seçildikten sonra, kendi Bakanlar Kurulu’nu oluşturmak için bakan adaylarını seçer. Başbakanın seçtiği bakan adayları, Başkanlık Konseyi tarafından onaylanır. Onaylanan bakan adayları, Temsilciler Meclisi’nin onayına sunulur. Bakanlar Kurulu’nun tüm üyeleri, Temsilciler Meclisi tarafından onaylanmalıdır. Bosna-Hersek’in karmaşık siyasi yapısı nedeniyle, başbakan ve bakanların seçilme sürecinde etnik ve bölgesel dengeye dikkat edilir. Hükümet, üç ana etnik grubun (Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar) temsilini sağlamak zorundadır.
Bu sistem, ülkenin etnik çeşitliliğini ve farklı grupların temsilini sağlamak için tasarlanmış olsa da göreceğiniz üzere karmaşık ve uzun süren hükümet kurma süreçlerine neden olabilir. Son 24 senede yalnızca 9 sene boyunca bir Boşnak partisinden başbakan çıkmıştır. Geriye kalan 15 sene Hırvat ve Sırp menşeili hükümet ve başbakanları ülkeyi yönetmiştir.
Geziye Devam…
Buradan şehrin merkezine giden başka bir yol seçerek Soykırım Müzesini ziyaret ettik. İbret almak için buraya bence en az 1 saat ayrılmalı. Her eşyanın hikayesi incelenmeli ve tefekkür edilmelidir. Tefekkür edilmeyen tarih tekerrür eder.

Akşam namazını Ferhadiye Camii’nde kıldık. Küçük ve güzel bir camiydi. Şehrin seküler merkezinin tam ortasında bir cami. Barlardan yükselen sesler kaybolunca camiyi karşınızda görüyorsunuz.
Buradan Yellow Fortress yani Sarı Tabyalara uğrayıp Bosna akşamını seyrettik. Yatsı namazını Gazi Hüsrev Bey Camii’nde kıldık. Sonrasında Morica Han’a geçip Boşnak kahvesi içtik. Kahveleri iyiydi fakat burada çalınan müzikler bizim biraz garibimize gitti.
Sabah namazından sonra yürüyerek Nakşi dergahına geçtik. Dergahın içine giremedik fakat bahçesi ve dışarıdan görünüşü son derece bakımlı ve huzurluydu. Kahvaltımızı ünlü börekçilerinden birinde yaptık. Dükkandaki bütün müşteriler Türk’tü. Böreklerin porsiyon fiyatları 5 Bosna Markı ve kaymak ile servis ediliyor. Türk böreklerine göre hamuru daha ince ve az yağlı. Bence en lezzetlisi kıymalı olanı. Üzerine güzel bir Türk çayı içtik ve saat kulesinin altındaki meşhur fırından yolluk bazı ürünler aldık. Eşyalarımızı toparlayıp yola çıktık ve Saraybosna’dan ayrılmadan önce Beyaz Tabyaları ziyaret ettik. Tabyalar bakımlı değil, giriş ücreti var. İçeri girdiğimizde ilk başta şaşırtıcı bir şey ile karşılaşmadık. Sonrasında kulenin pencerelerinden çıkarak tabyanın dağlara bakan kısmını görebileceğimiz engelsiz bir düzlüğe geçtik. Buraya iyi ki gelmişiz. Çok güzel bir manzarası vardı. Balkanların yeşil ve dağlık yapısını temaşa edebildiğiniz ve içinizi ferahlatan bir manzara. Buraya sabah gitmenizi tavsiye ederim. Gece manzarayı göremezsiniz.

Buradan ayrıldık ve arabamız olduğu için teleferiğe binmeden teleferiğin son noktasına gittik. Buraya arabayla çıkan çok az kişi vardı fakat hiçbir sorun yaşamadık. Çoğu kişi teleferikle yukarı çıkarak aşağı yürüyerek iniyor ki doğa manzarası ve havası gerçekten çok güzel. Teleferiğin son noktasında biraz gezdik ve fotoğraf çektik. Teleferik binasının en tepesinde manzaranın tadını çıkarabileceğiniz bir kafe var. Burada taze sıkılmış bir portakal suyu içmenizi tavsiye ederim.
Buradan Mostar’a geçerken Konjiçe kasabasına uğradık. Bu kasaba Blagaj tekkesine geçerken ortada durulması ve dinlenilmesi gereken bir yer. Yıkılmış minaresi olan cami dikkat çekici. Küçük camileri ve güzel bir köprüsü var. Geçişte çok hoş bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Burada aracınızı kenara çekip durmanızı tavsiye ederim.
Sonrasında Blagaj Tekkesine geçtik. Görülmesi gereken bir yer. Tekkenin hemen yanındaki restoranların alkollü olması bizi üzdü. Buradan Mostar’a geçtik. Çok fazla turist var. Burasıyla alakalı reklam bence çok başarılı şekilde yapılmış. Taş yolları ve eski şehri sizi mutlu ediyor. Şehrin biraz ötesinde nehre bakan bir ev kiralayabilirsiniz. Evlerde 1990 yıllarından kalma mermi izlerini hala görebiliyorsunuz. Bilinçli olarak bu evleri bu şekilde bırakıyorlar. Bence çok güzel bir uygulama. Keşke 100 yıl önce Türkiye’de yapılanlara dair bizim için hatırlatıcı şeyler yer alsa. Mostar camilerinin çatılarının tamamı taştan. Mostar köprüsünden ve taş kaldırımlardan ilerleyerek tabiat ve tarihi güzellik ister istemez insanı etkiliyor.

Mostar köprüsünde fotoğraf çekerken yukarıda dev bir haç görüyorsunuz. Milenyum Haçı olarak adlandırıyorlar. Katolik Hırvatların yaptırmış olduğu sembolik bir haç. Sanki “Biz buradayız” dercesine tepeden bakıyor.
Akşam yemeğimizi Urban adındaki restoranda yedik. Yemekleri güzel. Belki biraz pahalı fakat bir kere gelen biri için enfes bir manzaraya sahip. Eşinizle birlikte gelecekseniz önceden burayı rezerve ettirerek manzaranın en güzel olduğu yerde eşinize jest yapabilirsiniz. Mostar akşamında şehirde küçük bir tur atınca şehrin gecesi ve ışıklandırması da ayrıca hoşunuza gidiyor. Mostar köprüsünün önünde akşam fotoğrafı çektirmek güzel oluyor. Turistik bir yer olsa da akşamları esnafları dükkanlarını erken kapatıyor ki bence bu güzel bir şey. Akşam namazını Nasuh Ağa adlı küçük bir camide kılıp imam ile sohbet ettik. Namaz kılan Türkleri sıcak karşılıyorlar. Camilerin bazısı namaz vakitleri dışında giriş ücreti alıyor. Ücretini vererek minaresine çıkabiliyorsunuz. Namaz vakitleri dışında camiler kapalı. Namazları kılarken en çok dikkatimizi çeken şeylerden biri kadınların namaz kıldığı bölümlerin parmaklıklarla kapatılmamış olması. Türkiye’de müezzinlerin durduğu arkada kalan bölümde kadınlar namazlarını kılıyor. Bununla karşılaşınca aklıma Peygamber Efendimizin namaz sonrasında bir miktar oturduğuna ve kadınların çıkmasını beklediğine dair rivayet geldi. Namazı bitirince ben de biraz bekleyip öyle çıktım. Havalimanında ise erkek ve kadınların farklı kapılardan girdiği fakat aynı odada sol tarafta bayanların, sağ tarafta erkeklerin namaz kıldığı bir mescide denk geldik. Bu bize garip geldi. Hiç değilse ortadan bir perde çekilebilirdi.
Mostar’da Türk çayına rastlayamıyorsunuz. Bu nedenle yatsı namazı vaktine kadar Karagöz Bey Camii’nin avlusunda sohbet ederek vaktimizi geçirdik. Abdest tazeleme açısından gayet rahat.
Elektrikli bisikletlerin tamamı Türkiye’den bir şirketin yönetiminde. Pos cihazları da tek bir Türk bankasına ait. Olympia adında su ve maden suyu markası en meşhur olanı fakat sodaları bizim sodalarımıza göre asit açısından zayıf. Soda bağımlısı arkadaşlar Türk markası soda görünce dayanamayıp aldı ve kendine geldi. Esnaflar eğer eskilerden ise daha çok usul bilen insanlar olma ihtimali yüksek fakat Türkiye’den yeni gelmiş ve burada Türklüğünü kullanarak esnaflık yapmaya çalışan insanlardan dolayı yakındıklarına da şahit olduk. Camiler İstanbul camilerini gördükten sonra sanatsal olarak sade kalıyor. Zaten halkın durumu yerinde olmadığı için cami restorasyonu konusunda çok ciddi çalışmalar yapamıyor olabilir. Restorasyon yapılan her yerde TİKA’nın izlerini görüyoruz. Balkan ülkelerinin çeşitli bölgelerinde Alaca Cami olarak adlandırılan camiler dikkatimizi çekiyor. İsmi ile müstesna olarak içlerindeki işlemeler dikkat çeken alacalı cinsten. Diğer camiler sade ve hoş. Cami bahçelerinin peyzajları çok güzel. İmamlar görece kültürlü insanlar ve yabancı dil biliyorlar. İmamlar ve müezzinler genellikle genç.
Sabah kalkıp Mostar halkının tercih ettiği Pekara Lucy Most adındaki fırıncıdan kahvaltılık aldık ve Kraviçe Şelaleleri’ne geçtik. Kişi başı giriş ücreti 10 Euro. Görmeye değer. Bazı insanlar yüzüyor. Bazısı yanında bir şeyler yiyor. Buradan Poçitel’e geçtik. Taş evler ve doğal güzelliklerden oluşan harika bir kasaba. Tamamen turist mekanına dönmüş durumda. Burada yaklaşık 40 kişi kalıyor. Şehrin iki kenarında kalan kulelere çıkıp manzarayı seyredebilirsiniz. Camisi küçük. Zamanında yıkılmış ve restore edilmiş. Kasabanın kuru inciri ve nar suyu meşhur. Nar suyunu denedik. Tavsiye ederim. Buradan Trebinje’ye geçebilirsiniz. Biz buraya uğramadık. Bir daha nasip olursa gitmeyi düşünüyorum. Sonrasında ise Karadağ’a doğru yola koyulduk.

Balkanlar ve Bosna-Hersek ile alakalı Müfid Yüksel’in yazı serisinin başlangıcına buradan ve Bosna tarihi ile alakalı önemli bilgiler veren sosyal medya hesabına buradan ulaşabilirsiniz.





"Genç Vicdânın Sesi"
Bosna Hersek gezilmesi gereken harika bir yer yalnız Kreviçe bölgesinde gece hava karadığında Yerleşim yeri dışı özellikle polislerin sizi çevirip rüşvet aldıkları bir yer. 2 kasım tarihinde Karadağ‘dan Mostar‘a Giderken Kreviçe bölgesinde ıssız ve karanlık bir yerde polis tarafından çevrildik arkada oturanların kemeri takılı olmadığı iddiasıyla 100 $ ceza yazacaklarını söylediler yazın dememe rağmen bizi oyalayarak yolumuzdan alıkoydular mecburen 50 Km Rüşvet vererek yolumuza devam ettik bu tür olayların bir çok kişinin başına geldiğini bilmenizi isterim federasyonlar olması dolayısıyla her biri kendi başına derebeylik oluşturmuş bu adamları şikayet etseniz bile sonuç alamıyorsunuz ben yine de büyükelçilik nezdinde şikayetimi oluşturdum.