Anasayfa Tarih

Tarih Dersi Müfredatı ve Tarih Şuuru

PAYLAŞ

Tarih, evet tarih… Nereye gidersen git, ne okursan oku, ne söylersen söyle. Tarih elbet bir şekilde karşına çıkacaktır. Tarih, ecdad ile evlad arasındaki bağdır. Bu bağın sağlam kalabilmesi için de şuur gereklidir. Bu şuurunun kazanılmasında da doğru bir eğitim şarttır.
Son bir buçuk asırlık zaman dilimi içerisinde tarih şuuru yerlere inmiş, evlat ile ecdad arasındaki bağ kopma derecesine gelmiştir. Evlat, şanlı tarihine hayranlık duymak yerine kin ve nefret beslemiş durumdadır. Maalesef, bu duruma okullardaki öğretim programı ve bu programların yetiştirdiği bazı öğretmenler de yardımcı olmaktadır. Cemil Meriç’in şu sözü halimizi açıklar niteliktedir: “Haçlıların en büyük zaferi tarih kitaplarımızdır.”

“İNGİLİZ’İN OYUNUNU İYİ GÖREBİLMEK LAZIM”
İngilizler, İslamiyet ve Türkler ile en çok uğraşan ve savaşan devlettir ve tarihimizin, dinimizin aslının bozulması için asırlardır uğraşmıştır. Uğraşmaya devam etmektedir. En çok da İngilizler başarılı olmuşlardır. Bugün okullarımızda İngiliz’in kim olduğunu anlatamıyoruz. İşittiğim bir sözü buraya nakletmek istiyorum: Keşke okullarda 6 saat İngilizce öğrettiğimiz gibi, İngilizlerin kim olduğunu 1 saat öğretseydik.

Türkiye Gazetesi’nde yayınlanan bir haberde Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, kendi tarihimizi yazamadığımızı kaydederek şunları söylüyor: Maalesef tarihimizi 150 yıldır İngilizler ve muhipleri yazıyor. Bu yüzden tarih müfredatını mutlaka yeni baştan kaleme almak lazım. FETÖ durduk yere yeşermedi. Din, tarih ve edebiyat kitaplarının değişmesi lazım. Üniversitelerimiz de çok kötü durumda. Akademilerde işleri sadece Osmanlı’yı kötülemek olan bir sürü hoca var. Batılı akademisyenler Osmanlı’yı araştırıyor, Türkiye’dekiler ise araştırma zahmetine katlanmadan kötülüyor. Bu zihniyet nasıl ortaya çıktı iyi düşünmek lazım…

Bakınız! İyi bakınız! Bugün okullarda gösterilen tarih eğitimine bakınız. Haftada sadece 2 ders saati yani 80 dakika. Üstelik bu program öğretmeye de yönelik değil. “Talebe not alsın geçsin” diyerek tarih şuuru kazanılmaz. Öğretmen yıl boyu konuları yetiştirmeye çalışarak da tarih şuuru kazandıramaz. Tarih konuları, müfredatımızda çok yüzeysel olarak geçilmekte ve öğrenciler sadece olay zincirini ezberleyerek geçiştirmektedir. Örneğin, Kanuni Sultan Süleyman hakkında anlatılması gereken o kadar çok şey varken derslerde sadece birkaç sayfayla geçilmesi ne kadar doğrudur?

Bunu tekrar tekrar söylemek gerek ki maalesef bu kötü durumdan en çok zararı alan Osmanlı tarihi olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu kadar iftiraya uğrayan, kulaktan dolma bilgilere maruz kalan, sürekli kötülenen bir devlet olmamıştır. Hatta bazı iftiralar tarih kitaplarına kadar geçmiştir. Gençliğe aşılanmış, gençlik Osmanlı’dan nefret eder hale getirilmiştir. Düşününüz! Siz hiç “Gazneli düşmanı” diye bir ifade duydunuz mu? Duymadınız. Halbuki Gazneli’de bizim tarihimiz ancak kurgulanan tüm iftiralar Osmanlı üzerine yöneltilmektedir. Bu yüzden “Osmanlı düşmanı” ifadesini duymamızın sebebi bu gösterilebilir. Mekke-i mükerreme şehrinin büyük alimlerinden şâfii müftisi Seyyid Ahmed Zeyni Dahlan “rahmetullahi aleyh” (Ed-devletül Osmâniyye) adlı kitabında Osmanlı devleti hakkında şöyle demektedir: Alimler şu hususta ittifak etmiştir: “İslam tarihine vakıf olan bir kimse kesin olarak bilir ki, Osmanlı devleti Hulâfa-i Râşidin devrinden sonra İslam devletlerinin en iyisidir. Çünki onlar doğru itikatlı idiler. Ehl-i sünnet mezhebindeydiler. Ehl-i sünnetin yardımcısıydılar. Eshâb-i kirâma ve Ehl-i beyte “radıyallahü teâlâ anhüm ecmaîn”, alimlere ve salihlere hürmetkar ve saygılı idiler. Onlarda bid’at ve bozuk inanışlardan hiçbirisi yoktu. Büyük fetihler ve gazalar yaptılar. Her yerde İslamın emirlerine göre hareket ettiler. Çok hayır ve hasenet yaptılar. Hac işlerini düzenleyip hacılar ve mukaddes yerleri ziyaret edenler için yol emniyetini sağladılar. Bu sebeple her müslimânın onların bekâsı ve devamı için duâ etmesi, onların muvaffak ve muzaffer olması için dua etmesi lazımdır.

 

Bu yazımız “Tarih Şuuru” konulu ancak biz daha çok Osmanlı üzerinde durduk bunun asıl sebebi de anlayacağınız üzere tarih şuurunun Osmanlı üzerinden bozulması idi.

Türk Eğitim Sistemini Amerika’ya Teslim Eden Anlaşma: Fulbright Antlaşması

1949 yılında imzalanan ve bugün hala yürürlükte olan bir antlaşma. Bu antlaşma ile Türkiye’deki eğitim sistemi ABD’ye teslim edilmiştir. Zihinler sömürge yapılmaya başlanmıştır. Bu antlaşma sadece ABD-Türkiye arasında gerçekleşen bir antlaşma değildir. ABD bu antlaşmayı farklı ülkelerde de uygulamaktadır. Yani bir insanı ne kadar kendine benzetirsen onu o kadar çıkarların için kullanırsın anlayışı..

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun Hedef Türkiye adlı kitabında Sezar’ın harf inkılabı üzerinden şu örnek verilmiştir: Romalılar Keltler’in ülkesi olan bugünkü Fransa’yı işgal ediyor. Jul Sezar burayı işgal ediyor(?) ama sonrasında ömür boyu bunların isyanları ile meşgul oluyor. Roma bir türlü rahat edemiyor. “Bunlardan bıktık, usandık, bunlar bir türlü adam olmuyor, Keltkiklerinden bir türlü vazgeçmiyorlar.” Roma’da senato toplanıyor ve çare arıyorlar. Bir tanesi diyor ki: Gidip hepsini keselim. Olur mu diye itirazlar yükseliyor. İtiraz etmelerinin sebepleri merhametlerinden değil; Gücümüz ve zamanımız yetmez diye itiraz ediyorlar. Pratik olmadığı için yapmıyorlar. “Askeri açıdan sürekli işgal altında tutalım” teklifi de rağbet görmeyince, bir senato yeni bir teklife bulunuyor ve diyor ki: Onları Latince çukuruna sürelim, Latince bilmeyen adam değildir diye propaganda yapalım, eğitim dilini Latince yapalım. Sonra bunlar dilini unutur. Dili giderse her şeyi gider. Bir nesil sonra bunlar Latin tavşanı olurlar. Bu teklif çok mantıklı bulunuyor. Öyle ya, çok pratik. Bunları kesersek, köleliğimizi hamallığımızı yapacak adam kalmaz. Enayi miyiz? Bunları evcil Latince tavşanlar yaparız. Olur biter. Nitekim bir nesil sonra Kelt isyanı biter.

“Türkiye’deki milli eğitim ne millidir ne de eğitim.” [Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu]

Süleyman Demirel, bu milleti tarihinden nasıl uzaklaştırdıklarını şu şekilde itiraf etmektedir: Artık Osmanlı’yı suçlamamızın manası kalmamıştır. Rejim oturmuştur. Rejim oturana kadar Osmanlı’yı kötülemek gerekiyordu ama şimdi buna ihtiyaç kalmadı. [09.10.1999]

Ord. Prof. Fritz Neumark (1900-1991), Hitler’den kaçarak 1933’te Türkiye’ye gelir. İstanbul Üniversitesi İktisat ve Hukuk fakültelerinde dersler vermiştir. Alman profesör Neumark ile bir kısım talebesi Boğaziçi’nde geziye çıkarlar. Talebelerden biri Prof. Neumark’a “Avrupa bizi neden sevmez?” diye sorar. Prof. Neumark’ın verdiği cevaplardan bir kısmı şudur: “Osmanlı arşivi tam olarak ortaya çıkarsa, bugünkü tarihlerin yeniden yazılması gerekir. Sizi silah ile yenemeyenler, sizleri kendilerine benzeterek hakimiyet sağladılar.”

Bu iktibaslar sadece denizden birkaç damla. Mevzu uzun ve çetrefilli, söylenecek şey çok. Biz hulasa olarak geçiyoruz. Bu eğitim programı ile talebelere tarih şuuru kazandırmak mümkün değildir. Selçuklu Devleti yıkıldığında Osmanlı, Selçuklu’yu kötülemedi. Onu bir köşeye atmadı aksine ona sahip çıktı ve Selçuklu’nun mirasçısı oldu. Peki biz ne yaptık? Osmanlı 1922’de yıkıldığında ondan kalan pek çok şey çerçöp edildi. Osmanlı arşivleri Bulgarlara kilosu 1,5 kuruştan [o zaman ki para birimine göre] satıldı. Vagonlarla gönderildi. Koca bir tarihin muazzam belgeleri elden gitti. Osmanlı’dan kalan bazı mimari yapılar talan edildi, yıkıldı, tahribe uğradı. 1924 yılında Osmanlı Hanedanı hiçbir şekilde bir sebep yokken sürgün edildi. Ceplerinde beş parası yoktu. Fakirlik içinde yaşadılar ve öldüler. Vahdettin Han, giderken yanına hiçbir devlet malını, mücevheri almadı. Bir kaşıkçı elmasını götürse ailesine bir ömür fazlasıyla yeterdi.Vefatında tabutuna haciz konulan bu padişah, istese bunları yanına alabilirdi. Ve arkalarından kaçtılar diyerek dedikodu çıkarıldı ve torunları tarafından hain bilindiler senelerce.

Devlet okullarında 10. sınıflarda kullanılan Tuna Matbaacılık’a ait Tarih kitabı baştan sona Osmanlı Devleti’ni konu edinmektedir. Eksikler sıralanacak gibi değildir. Bu kitaptan 1 sene boyunca ders yapan talebeye “Osmanlı Devleti’nin gayesi ne idi?” diye sorulsa cevap veremeyeceği kesindir. Osmanlı Devleti üzerine 232 sayfalık bir kitapta Osmanlı Devleti’nin gayesinin ne olduğu yazmamaktadır. Kitapta Osman Gazi’nin vasiyetnamesi bile yoktur. Olaylar sıralanmış, ezberleme modeli örnek alınmış. Çocuklara not alsın diye tarih öğretme işini girişilmiştir. Hatta kitapta doğru düzgün Osmanlı İmparatorluğu’nun en geniş haritası bile verilmemiştir. Osmanlı tarihindeki önemli olayları ve dönemleri bir-iki sayfada geçilmiştir. Aslında yayınevide haklı. Çünkü haftada 80 dakikada 1 yılda bu kitabı yetiştiremiyorsun daha ne kadar uzatabilirim ki? diye bir sebep sunabilir…

Tarih, edebiyat ve dini eğitim başta olmak üzere sistem baştan sona yeniden ele alınmalı, milli ve manevi değerlerimiz öne çıkarılmalı, doğru ve güvenilir bir tarih eğitimi verilmelidir. Aksine bu zehirli eğitim sisteminden çıkan öğrenciler ileride meslek sahibi olacaklar okudukları bir-iki sayfayla biliyorum sanıp ecdadını küçümseyecekler. Sadece bununla sınırlı kalmayacak. Tarihi basit görecekler. Ve tarih şuuru vermedikçe insanlar tarih düşmanlığına maalesef devam edeceklerdir. Unutmayın Türk-İslam medeniyeti, Batı kültürüne zerre muhtaç olmayacak kadar zengin bir medeniyettir.

Geçtiğimiz günlerde vefat eden, merhum Prof. Dr. Fuat Sezgin’in söylemekten kendimi alıkoyamadığım bir sözü de şudur: “Batı uygarlığı, İslam Medeniyeti’nin çocuğudur”

Bu mevzuda kitap önerileri:

Ama Hangi Osmanlı – Ekrem Buğra Ekinci

Osmanlı Gerçekleri – Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil

Osmanlı’ya Atılan İftiralar – Serhat Arvas

1 YORUM

  1. Temel sıkıntı Osmanlı düşmanlığı değil, İslam düşmanlığıdır. Cumhuriyet’i kuran tayfa tarihini şarkiyatçılardan öğrenmiştir. M. Kemal İslam Tarihini, İslam düşmanı şarkiyatçı Leon Caetani den okumuştur. Onların da temel tezi, İslam ın insanlığın terakkisine mani olduğu yönündedir. İslam’a düşman oldukları için Osmanlı’ya düşmandırlar. Kemalizm in temelinde bu yanılgı vardır. Tüm fikri sistem bu yanılgı üzerine kurulmuştur. Binanın temeli çürükse boya badana kurtaramaz!
    Milli (!) Eğitim in temel amacı ise her şeyden önce Kemalist yetiştirmektir. İslam’ı düşman olarak gören nesillerin Osmanlıya muhabbet duymalarını beklemek en hafif tabirle cehalettir.
    Türkiye nin en büyük şansızlığı kurucusunun Fransızca bilip, Fransa dan beslenmesidir.
    Fransız Rasyonalizmi, geçmişi karanlık bir devir olarak görür. Devrimle ülke aydınlığa kavuşmuştur. Aynı zihniyet Kemalistlerde de tecelli etmiştir. Devrimden öncesini karanlık bir dönem olarak görmektedirler.
    Yine katı laiklik anlayışı Fransız tarihinin bir neticesidir.
    Her anlamda Fransa’dan beslenen bu taife, kendi halkına kendi kültürüne Fransız kalmıştır. Onları ilahlaştıranlar da yine aynı şekilde bu millete ve değerlerine Fransız kalmıştır, kalmaktadır.
    Bu taife ne İngilizlerin emperyal geleneğini anlayabilmiştir. Ne de geçmişi romantize ederek ona düşman olmayan Alman Romantizmi nden haberdardır.
    Enver in, M. Kemal e göre daha milli ve yerli olmasının sebebi de Almanya’da eğitim görmüş olması ve Alman Romantizmi’nin etkisinde kalmasıdır!

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.