Anasayfa Tarih

Harun Reşid Devrinin Maddi ve Manevi Zenginliği

PAYLAŞ

Orta Çağ karanlığı sözünü çoğumuz duymuşuzdur. Orta Çağ karanlık olabilir ama kime göre karanlık bunu bilmekte fayda var. Avrupalılar adına zifiri karanlık olabilir.  Müslümanlar açısından aynı şey söz konusu değildir. İslam Medeniyeti Orta Çağ’da ilim ve kültürde devrin bir numarasıdır. Tarihe bakış çerçevemiz maalesef batılı tarihçilerin nazarından olduğu için kendi kültürümüze bir bakıma yabancıyız. Tarihi, orta, yeni, yakın gibi çağlara ayırmamız dahi onların bakış açısındandır. Bir zamanların görkemli medeniyetinin sahipleri olarak neden kendi nazariyelerimizi öne süremiyoruz? Yazımızda bahsedeceğimiz Halife Harun Reşid gibi nice tarihi şahsiyetlere sahibiz. Sahip olduğumuz şahsiyetleri anlatamıyoruz. Bu şahsiyetler hakkında ders kitaplarında lüzumlu malumatı veremiyoruz. Tarih kronolojiden ibaret değildir. Osmanlı tarihçisi Naima’nın da dediği gibi; “Tarih ilmi faidesi herkese şamil olan bir ilimdir. Ulemanın zekasını artırır. Ukalayı uyarır, basiret gözünü açar. Avamı eski bilgilere, havvası da gizli sırlara vasıl eder.” Bu söz hasebiyle yazımızda Müslümanların emiri Halife Harun Reşid’ten bir nebze olsun bahsedeceğiz.

Abbasiler ismi, Muhammed aleyhisselamın amcası Hz. Abbas’tan gelmektedir. Harun Reşid, Hz. Abbas’ın yedinci kuşaktan torunudur. Rey şehrinde dünyaya gelmiştir. Doğumu hakkında farklı tarihler vardır. Bağdat’ta mükemmel şekilde talim ve terbiye gördü. Gençliğinde hicri 163 ve 165, miladi 780 ve 782 yıllarında Bizans üzerine düzenlenen iki seferi sevk ve idare etti. İslam ordusu İstanbul Boğazı’ndaki Khalkedon’a (Kadıköy) kadar varınca Bizans sulh istedi. Her yıl 90.000 dinar vermek kaydıyla sulh yapıldı. Bu başarılarından dolayı kendisine babası Halife Mehdi-Billah tarafından Reşid lakabı verildi. Kardeşi Hâdî’den sonra veliaht şehzade ilan edildi. Hâdi’nin 786’da vefatından sonra halife oldu. Yahya Bermekî’yi kendisine vezir tayin etti. Kadi’l-kudat olarak İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerinin talebesi İmam-ı Ebu Yusuf’u seçti.  Donanma’yı kuvvetlendirip Girit ve Kıbrıs’ta Bizans donanmasını vurdu. Hükümdarlığının ilk yıllarında iç meselelerle meşgul olmak zorunda kaldı. Hicri 181, miladi 797 yılında Bizans üzerine sefere çıktı. Kumandanlarından Abdülmelik bin Salih Ankara’ya kadar ilerledi. İmparatoriçe İrene sulh teklifinde bulundu. 1. Nikophoros tahta çıkınca sulh tekrar bozuldu. Hicri 187, miladi 803 ve hicri 190, miladi 806 yıllarında Bizans üzerine tekrar sefere çıktı. Ereğli, Konya ve Niğde’yi ele geçirdi. Nikephoros cizye vermek kaydıyla sulh istedi. Hicri 193, miladi 809’da Rafi’ bin Ley isyan başlattı. Halife iki oğlunu da yanına alarak isyanı bastırmak için Tus şehrine vardı. Harun Reşid orada hastalandı ve vefat etti. Tus şehrinde defn edildi.

O devrin iki büyük gücü arasında birçok harp oldu. İslam ordusu Anadolu’ya defalarca sefer düzenledi. İbn Haldun’un söylediği ileri sürülen ve mübalağalı olsa da ibretli olan bir söz de; “O devirde Hristiyanlar Akdeniz’de bir tahta parçası dahi yüzdüremez hale gelmişlerdi.” Miladi 8. asırda Hristiyan Avrupa iyice içine kapanık bir hal almaya başlamıştı. Avrupa Orta Çağ karanlığına gömülmüştü. Müslümanlar ise ilim ve fende gelişmeler kat ediyordu. Harun Reşid devrinde nüfusu bir milyonu aşan Bağdat, Dicle nehrinin iki yakasına kurulmuş muhteşem bir şehirdi. Orta Çağda bu nüfusta şehir bulmak enderdi. Şehir, halife sarayından başlayıp yuvarlak planlı cadde ve sokaklarla yayılırdı. Bin Bir Gece Masalları’nın diyarı Bağdat, kültür ve ticaret merkeziydi. Halife Harun Reşid zamanında adeta bir gülizardı. İslam alimlerinin, evliyanın bol olduğu bir şehirdi. Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz atasözümüz meşhurdur.

Harun Reşid karakter olarak hassas ve hissi bir yapıya sahipti. Yaptığı hata veya günahlarla mahzun olup, ağlayan bir hale sahipti. Çok dindar bir insandı. Bizans İmparatoru 6. Konstatinos’a İslam’a davet mektubu gönderdi. Harun Reşid’in dokuz defa hacca gittiği rivayet edilir. Hacca giderken yüze yakın fakihi aileleriyle beraber yanında götürürdü. Haccedemediği zaman 300 kişiyi kendi yerine hacca gönderirdi. Kuran-ı kerim okumaya ve hadis-i şerif dinlemeye büyük önem verirdi.  Alimlere çok hürmet ederdi. Gözleri görmeyen Alim Ebu Muaviye Muhammed bin Hazim’in ellerine su dökmüştür. Ses tonunun ve hitabetinin mükemmel olduğu tarih kitaplarında yazılıdır. Mühründe “el-azametü ve ve’l-kudretü lillah”[azamet ve kudret Allah’ındır] yazılıydı. Mütevazı ve cömert bir insandı. Kendi malından fakirlere her gün 1000 dirhem sadaka verirdi. İslam’ın bereketiyle Abbasilerin ne kadar zengin olduğu bu nakillerle anlaşılır. Abbasiler en parlak devrini Harun Reşid zamanında yaşadı. Beytülmale senelik 270 tona yakın altın girerdi. Dünyanın her yerinden Bağdat’a elçiler gelirdi. Kudüs’teki Hristiyan hacılara iyi davranılması için Kral Charlemagne halifeye rica da bulundu. Bunun üzerine Halife Harun Reşid, Charlemagne’ye hediyeler gönderdi. Bu hediyelerin arasında çalar saat vardı. Çalar saat belirli aralıklarla ötünce kralın mahiyetindekiler saatin içine şeytan girmiş diye korkardı.

Harun Reşid evliyaullahın nasihatlarını dinlemeyi çok severdi. Ebu Vüheyb bin Ömer Sayrâfî’nin bilinen adıyla Behlül Dânâ’nın nasihatlarını sık sık dinlerdi. Behlül Dânâ hazretleri hak aşığı meczub idi. Evliyalık yolunda yürürken bazı sırlar insanlara açılır. Bu sırlar açılınca bazı insanlar bunu kaldıramayıp, muhafaza edemez. Söylememesi gereken sırları söyler hale gelir. Meczup denilen kişiler bunlardır. Behlül Dânâ hazretleri bu sırları gören aşıklardan biridir. Harun Reşid’e hikmetli sözleri meşhurdur.

Behlül Dânâ bir gün Harun Reşid ile karşılaştı. Halife; “Ey Behlül, seni gördüğüme çok sevindim, bana nasihat et.” dedi. Behlül Dânâ buna gülerek; “Benim böyle bir niyetim yok.” dedi. Halife yine de nasihat istedi. “Ey Müminlerin emiri! Ne nasihatı istiyorsun, şu haline bak. Bir sarayına bak, bir kabirlere bak. Bunlardan ibret almayan, nelerden ibret alsın. Yarın Cenab-ı Hakkın huzurunda halin ne olacak? Ey Harun! Yaptığın her şeyden hesap vereceksin, halin nice olacak. Bunlardan ibret almayan nelerden ibret alsın.”

Behlül bir gün Harun Reşid’in taht odasında tahtını boş buldu. Tahtın üzerine oturdu. Bunu gören askerler kamçı ile onu uzaklaştırmaya çalıştılar. Askerler vurdukça; “Vah Harun vah!” diyordu. Bu esnada Halife çıkageldi. Vakayı görünce şaşırdı. Askerleri oradan uzaklaştırdı. Behlül’e; “ Bu ne hal, Ey Behlül?” dedi. Behlül; “Senin için üzülüyorum. Tahtı bir an boş bulup, oturdum, yemediğim kırbaç kalmadı. Sen ise yıllardır bu tahtın üzerinde oturuyorsun. Ahirette halin nice olur diye düşündüm.” Harun Reşid: “Peki ne yapmam lazım?” Behlül; “Adalet üzere ol, zulmetme. Böylece tahtında otur.” dedi.

Behlül Dânâ hazretleri bir gün Harun Reşid’e; “Ey Harun! Yer içinde, yer üzerinde ve göklerde çok olan nedir?” dedi. Harun Reşid; “Yer içinde ölüler, yer üzerinde hayvanlar ve bitkiler, gökte ise meleklerdir.” dedi. Behlül; “Hayır.” dedi.  Harun; “Nedir?” deyince, Behlül Dânâ; “Ey Harun! Yer içinde çok olan ölülerin pişmanlıkları, yer üzerinde insanların hırs ve tamahı, gökte ise adil hükümdarların sevaplarıdır.” dedi. Bunun üzerine Harun Reşid hüzünlendi.

Harun Reşid bir gün Behlül Dânâ ile görüşüp, hikmetli sözlerinden nasihat almak istedi. Askerleri gönderip Behlül’ü getirmelerini söyledi. Askerler Behlül’ü kabristanda boş bir mezar içinde uyurken buldular. Askerler onu uyandırdıklarında; “Siz ne yaptınız, Beni hükümdarlık makamından indirdiniz, şimdi ben yapacağım?” dedi. Askerler olan biteni Harun Reşid’e anlattılar. Halife; “Ey Behlül! Sen hangi hükümdarlık makamından indirildin?” dedi. Behlül; “Ey Harun! Rüyamda kendimi hükümdar olarak gördüm. Tahtımda oturuyordum. Fakat senin adamların beni uyandırdı ve tahtımdan oldum.”  dedi. Harun Reşid tebessüm ederek; “Ey Behlül! Rüyadaki sultanlığın hiç itibarı olur mu?” dedi. Behlül Dânâ; “Ey Harun! sultanlığım ile senin sultanlığın arasında ne fark var. Ben gözlerimi açınca sultanlığımdan oldum. Sen gözlerini kapayıp, ölünce saltanatından olacaksın. Pişmanlığın ve hesabın başlayacak. Hangimizin sultanlığının itibarı yoktur?” dedi. Bu söz üzerine Harun Reşid mahzun oldu.

Harun Reşid bir gün Behlül Dânâ hazretlerine; “Ey Behlül! Sana sarayımda bir oda vereyim. Bu eski elbiselerden kurtul. Yenilerini giy. İnsanlar arasına karış.” dedi. Behlül Dânâ; “Müsaade ederseniz bir istişare edeyim.” dedi ve oradan ayrıldı. Halife kiminle istişare edeceğini merak etti ve arkasına adamlar taktı. Behlül şehir dışında bir çöplüğe gitti. Başını çöplere eğip dinler gibi yaptı. Bir şeyler söyledi. Sonra oradan ayrılıp, saraya gitti. Halifenin adamları vaziyeti Harun Reşid’e bildirdiler. Halife; “Ey Behlül! Cevabın nedir?” dedi. Behlül; “İnsanlar arasına karışamam.” dedi. Halife; “Ey Behlül! Sen çöplerle istişare ettin, biliyorum.” dedi. Behlül; “Evet doğrudur, onlarla istişare ettim. Onlar bana; Ey Behlül! vaktiyle en güzel ve nefis yiyecekler bizdik. İnsanlar bizi çok seviyordu. Ne zaman ki insanlar arasına karıştık. İşte bu hale geldik. Çöpe atıldık. Sen de sakın insanların arasına karışma.” dedi. Bu sözleri üzerine Harun Reşid tebessüm edip; “Haklısın.” dedi.

KAYNAKÇA
Abbasiler (750-1258), Prof. Dr. Nahide Bozkurt, İsam Yayınları
Abbasiler, Prof Dr. Hakkı Dursun Yıldız, TDVİA
Harun Reşid, Prof. Dr. Nahide Bozkurt, TDVİA
Harun Reşid, Yeni Rehber Ansiklopedisi
Behlül Dânâ, Evliyalar Ansiklopedisi
Abbasi Halifesi ve Frenk Hükümdarı Büyük Karl İlişkisi, Dr. Nadir Karakuş, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
İslam Milletleri ve Devletleri Tarihi, Carl Brockelmann, çev. Prof. Dr. Neşet Çağatay, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.