Anasayfa Sinema

Deliler: Fatih’in Fermanı Filmine Dair

PAYLAŞ

Dikkat spoiler içerir.

Son yıllarda tarihi hadiseleri konu edinerek çekilen dizi ve filmler insanlarda çok alaka uyandırdı. Bu projeler kimi zaman çok tartışmalara ve yanlış anlaşılmalara yol açtı. Ben de 23 Kasım 2018 günü vizyona giren “Deliler: Fatih’in Fermanı” isimli filmi seyretmeye gittim.

Film Fatih Sultan Mehmed Han döneminde Eflak Voyvodası III. Vlad ile yapılan mücadeleyi konu ediniyor. III. Vlad Kazıklı Voyvoda yahut Drakula ismiyle meşhurdur. Hem Türk kaynaklarında hem de Batılı kaynaklarda yaptığı zulümlerle tanınır. II. Murad Han devrinde Eflak’ın alınması esnasında 12 yaşında Osmanlı’ya getirildi ve Osmanlı topraklarında kardeşi Radul ile birlikte tahsil gördü.

Delileri gösteren bir gravür.

Vlad Tepeş ve kardeşi Radul, II. Murad Han’ın sarayında Şehzade Mehmed(Fatih) ile birlikte Molla Gürani’den ders almışlardı. Rehinelerin eğitimi daha çok İslam akaidini, nazari ve uygulamalı matematiği ve mantık bilgilerini ihtiva ediyordu. [1]

Asıl konumuza geldiğimizde ise Fatih Sultan Mehmed Han 1461 yılında Trabzon seferine çıktığında Eflak Voyvodası III. Vlad bunu fırsat bilerek tâbi olduğu Osmanlı Devleti’ne baş kaldırdı. Tuna Nehri’ni geçerek Bulgaristan’da halka zulmetti. Osmanlı Devleti’ne vermesi gereken vergilerini ödememeye ve ahaliye zulmetmeye başladı. İşkence ettiği insanları kazığa oturttuğu için ismi “Kazıklı Voyvoda” olarak tarihe geçti.

Eline Türk esirleri geçince, ayaklarındaki derinin yüzülmesini, meydana çıkan kırmızı etlerin tuz ile ovuşturulmasını sonra da elem ve azabın artması için keçilere yalattırılmasını emrederdi. Bir gün memleketin bütün dilencilerini büyük bir ziyafete çağırarak, iyice doyurduktan sonra sofra masasını ateşlettirip hepsini yakmıştı. Bir defa da birtakım zavallı kadınların memelerini kestirerek onların yerine çocuklarının başlarını yapıştırmıştı. Bazı çocukları ise validelerinin ateşte kızartılmış etlerini yemeye mecbur etmişti. [2]

III. Vlad’a Macarlar tarafından “Dracul” yani şeytan, kendi halkı Ulahlar tarafından da “Tepeş” yani cellat denilmesi yaptığı zulümlerin bir neticesidir.

Film Senaryosu’na Gelince..

Filmin konusu başta belirttiğimiz gibi Eflak Voyvodası III. Vlad ile Fatih Sultan Mehmed arasında geçiyor. III. Vlad’a giden Osmanlı elçisi kafasına çivi çakılarak katledilince Sultan Mehmed, zulmün sonlandırılması için Baba Sultan’a emir verir. Baba Sultan’da Deliler birliğinin içinden 7 kişiyi Targovişte’ye gönderir. Targovişte, bugün Romanya’nın doğusunda bulunan bir şehirdir. Deliler, harekete geçmiş Vlad’ı öldürmeye doğru gelirken Vlad ise boş durmaz. Simyacısına fareler üzerinde deney yaptırararak veba hastalığını yaymayı hedefler. Böylece Fatih Sultan Mehmed’i yeneceğini düşünür. Deliler yolda iken Vlad’ın çetesinin bastığı bir köye rastlar. Köyün demircisi, çeteye karşı koymak isterken ölmüştür. Kızı da çetenin arasında kalmıştır. Tam bu sırada köye gelen deliler, demircinin kızı Alaca’yı kurtarır. Kız, hristiyandır. Bu hadiselerden sonra yolculuk Vlad’ın memleketine doğrudur çünkü kesilecek bir hesap vardır.

Senaryo Üzerine 

Deliler denilen Osmanlı askeri birlikleri filmde başrol alıyorlar. Öyle bir senaryo ki, deliler sanki ordudan bağımsız gibidir. Eflak’a doğru giden deliler birliği, filmde gerçeklere dayalı olarak yansıtmaya çalışılmış lakin tam manasıyla doğru bir şekilde yansıtıldığı söylenemez. Deliler, savaşta ölümü göze alıp düşmana ilk saldıran birliktir. Oldukça yiğitlerdir. Çeşitli hayvan derilerinden yapılan elbiseler giyerler. Hatta kanat bile takarlar. Saçlarını, sakallarını uzatırlar. Düşman üzerine hücum ettiklerinde düşmanlar aslanlar, kaplanlar saldırıya geçti hissine kapılırlar. Bu açılardan başarılı olmuş lakin yanlışlıklara da örnek verebiliriz.

Mesela bir askerin kafasında arabî harflerle yazılmış bir dövme var. Bu nasıl olur? İslamiyet’e sımsıkı bağlı bulunan Osmanlı askerinin kafasında yapılması haram olan bir şeyle düşmana karşı savaşması düşünülebilir mi? Hele de ilk dönem Yeniçeri Ocağında buna izin verilir mi? Ayrıca delilerden birinin müzik aleti çalarak garip garip sesler çıkartması, bazı saçma sapan hareketler, sahneler Osmanlı askerini tanıtmakta çok tuhaf olmuştur. Heteredoks bir tarih anlayışının yansımaları…

Fatih nerede?

Filmin adı Fatih olmasına rağmen Fatih Sultan Mehmed Han filmde neredeyse yok. Hiç yer verilmemiş. Kısa bir sahnede gösteriliyor. En azından filmin sonunda malum sahnede ortaya çıkabilirdi. Sultan Mehmed’e filmin sonunda yer verselerdi filmin doruk noktası olurdu lakin bu fırsatı ellerinden kaçırmışlar. Ya da bütçeleri yetmemiş.

Filmdeki deliler birliğinden askerler.

Tarihe baktığımızda, Fatih Sultan Mehmed 1462 baharında harekete geçti. Filibe’de yapılan yoklamada askerinin miktarı yüz elli bini bulmuştu. Mahmud Paşa, asıl ordudan evvel Tuna’yı geçip Eflak’a girdi. Padişah ise yirmi beş kadırga ve yüz elli nakliye gemisiyle deniz yoluyla Karadeniz’den Tuna’ya girdi ve Vidin’e kadar ilerledi. [3]

Buna rağmen Fatih Sultan Mehmed’in sadece filmin başında kısa bir sahnede gösterilmesi, filmin sonunda da savaş meydanında ordunun başında olmaması büyük bir hayal kırıklığıdır. Yalnız Deliler adlı bir kurgu hikaye olsaydı bunu bu kadar sorgulamazdık. Ama ismi Fatih olan bir filmde neredeyse padişaha hiç yer verilmemiş. 

Fatih Sultan Mehmed Han’ın Vlad’ı öldürmesi için ferman verdiği “Baba Sultan” diye anılan şahısın, büyücü gibi gözükmesi, davranışları vs. yükselme dönemi Osmanlı’nın Rumeli Erenlerinin profiline uymayan bir tasvir. Tarihteki meşhur Baba Sultan, Orhan Gazi döneminde Geyikli Baba ismiyle de anılan bir Allah dostudur.

Yine tarihe bakarsak; Osmanlı kuvvetleri Eflak’ı vurmaya başladığında, voyvoda büyük kayıplar verdi ve Macaristan’a sığındı. Ancak Macar Kralı Matyas, Osmanlılar ile arasını bozmamak için onu hapsetti. Halbuki voyvoda, Osmanlı kuvvetleri geri döndüğünde tahtına tekrar kavuşacağını ümit etmekteydi. III. Vlad hapis edildikten sonra kardeşi Radul, Fatih Sultan Mehmed tarafından Eflak Prensliğine getirildi ve vefat edene kadar Osmanlı’ya bağlı şekilde ülkesini yönetti.

Filmin sonunda ise III. Vlad, Eflak seferinin sonunda deliler birliğinin bir askeri tarafından öldürülüyor. Halbuki III. Vlad, Eflak seferinin sonunda anlattığımız gibi Macaristan’da hapis ediliyor daha sonra 1476 yılında Eflak’a kaçıp tahtını ele geçirmeyi başarıyor yalnız Osmanlı birlikleri tarafından öldürülüyor. Filmin sonunda öldürülmesi değil kaçması tarihi gerçeklere uygun olurdu. Hatta sonraki filmler için de güzel, ucu açıkta bırakılan bir kurguya dönüşürdü.

Filmde delilerin Vlad’ın çetesi tarafından yağma edilen bir köye yetişmesi ve orada çete arasında kalan Hristiyan bir kadını kurtarması sonrasında Hristiyan kadının ölen babasına Deliler tarafından şehid denilmesi de akılları karıştırmaktadır. Bu büyük bir hatadır. Kadın Hristiyan ise babası da muhtemelen öyledir. Böylece bir Hristiyana şehid denilmiştir.

Filmde Eflak’da delileri bekleyen “Eren” isminde bir çocuk, en sonunda onların gelişini görmesi, onlara hayran olması ve deliler ile ayrılırken “İyi ki varsın Eren” denilmesi Trabzon’da şehid düşen Eren Bülbül’e dair hoş bir gönderme olmuştur. Tabii bu benim yakıştırmam. Osmanlı’nın Rumeli erenlerine de bir gönderme olabilir. Zaten aramızda ‘Erenler’ olmasa bu cemiyet nasıl kurtuluşa erer!

Hülasa

Netice olarak film roman tarzında bir prodüksiyondur. Tamamıyla gerçekler yansıtılamamış, birtakım yanlış bilgilendirmeler mevcuttur. Deliler de gerçekte olduğunun aksine mübalağalı bir şekilde gösterilmişler. İstisnalar kaideyi bozmaz, doğru bilgi veren sahneler de vardı elbette. Film senaryosu çok hızlı şekilde gelişmiş. Öyle ki senaryoyu çok sıkıştırmışlar. Daha hoş detaylar olabilirdi. “Bu ahlak ve hoşgörü medeniyetini nasıl bir senaryoya yüklesek, Osmanlılar savaş meydanında nasıl hareket eder?” sualinin üstüne düşülebilirdi.

Bir de Eflak seferini doğruca araştırmış olmalılardı. Filmi yaparken hiç doğru bilgi vermeyi gaye edinmişler mi acaba? Dikkatimizi çeken noktalardan anlaşılacağı üzere filmin senaryosu, tarihi bilgilere pek vakıf olmayan kişiler tarafından yazılmış gibi. Bu sebeple başarılı bulmuyorum.

Hele ki Osmanlı iklimi ve ruhunu asla yansıtamamış bir film olarak görüyorum. Böyle prodüksiyonlarda amaç tarih şuurunu tazelemek, ecdad ile aramızdaki bağları kuvvetlendirmek olmalı lakin ben hakiki manada bu sevginin aşılandığını göremedim. Böylece bir hayal kırıklığı daha yaşıyoruz…

Dipnotlar:

  1. Kayı II – Cihan Devleti, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Timaş Yayınları, s. 205
  2. Kayı II – Cihan Devleti, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Timaş Yayınları, s. 206
  3. Kayı II – Cihan Devleti, Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Timaş Yayınları, s. 207

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here