Anasayfa Hayat

“Cingöz Recai Bir Efsanenin Dönüşü” Kimin Eseri?

PAYLAŞ

13 Ekimde vizyona girecek olan “Cingöz Recai Bir Efsanenin Dönüşü“ filmini pek çok kimse heyecanla bekliyor. Bütün haberlerde “Peyami Safa’nın Cingöz Recai’si beyaz perde’de!” şeklinde usta romancının adını gördük. Peki hakikat gerçekten böyle mi?

Hem Tv hem de edebiyat dünyasını takip edenlerce beklentiye girmemek pek elde değil. Çünkü zikredilen isimler çoğu kimseyi büyük bir beklentiye itiyor.

Cingöz Recai’yi Kenan İmirzalıoğlu, Serhafiye Mehmet Rıza’yı Haluk Bilginer, Hayalet karakterini de Musa Uzunlar oynuyor.

Bir de tabii senaristler Kerem Deren ve Pınar Bulut var. Beni en çok beklentiye sokan da bu isimler oldu. Ne kadar kabiliyetli olduklarını Ezel’den biliyoruz.

Tabi Peyami Safa… Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Bir Tereddüdün Romanı, Fatih Harbiye, Yalnızız… Türk edebiyatının en mühim romancısının pek çok şaheser romanı var. Psikolojik tahlil, tasvirde derinlik, ölüm, hastalıklar, metafizik, Doğu Batı çatışması, ahlaki çöküntü, mefkûre, cemiyet hayatı, aile hayatı… Peyami Safa ve roman denilince zihinlerde beliren ifadeler bunlar. Bir de tabi fikir kitapları var. Onlara hiç girmeyelim.

Peyami Safa

Hal böyle olunca insan beklentiye giriyor gibi oluyor. Ancak bir taraftan da içimden “Bula bula Cingöz’ü mü bulmuşlar” dedim. Hele bir de Onur Ünlü ismini görünce film hakkındaki beklentilerim anında kayboldu.

Çünkü her yerde Peyami Safa’nın adını gördük. Peki gerçekler böyle mi?

Yani Peyami Safa’nın eseri, hatta bazılarının “en mühim eserlerinden biri” zannettiği bu Türk polisiye roman kahramanını üstadın mıydı?

Cingöz Recai Peyami Safa’nın en mühim eserlerinden, karakterlerinden biri midir?

Ekmek Parası

Peyami Safa orta mektebi hastalığı sebebiyle bitirememiştir. Ancak okumaya ve yazmaya fevkalade merakı ve kabiliyeti vardır. Ne bulursa okur, kalemini kuvvetlendirmeye çalışır. Ancak hayat buna müsait değildir.

Onun kitap alacak imkanı bile yoktur. Kabiliyetlerini kendi gayretleriyle ve bazı yardımlarla geliştirmiştir. Mesela Adüvvullah Cevret(Abdullah Cevdet) ondaki bu iştiyakı, merakı görmüş, “Petite Larousse” adlı Fransızca çocuk lugatını hediye etmişti. O da kendi gayretleriyle ileri seviyede Fransızca öğrenmişti.

O devirde edebi sanatlarla meşgul olanlar bir meslek icra ediyor, kalan vakitlerinde zevk için edebiyatla meşgul oluyordu. Peyami Safa’nın hiç böyle bir imkanı olmamıştır. İyi derecede Fransızca bilen, kalemi fevkalade kuvvetli ancak orta mektebi bile bitirememiş bir adam ne yapabilir ki?

Ya sokakta işportacılık yapacak ya fabrikada çalışacak ya da kabiliyetleri heba olmasın diye yazı adına ne iş olsa yapacak.

Server Bedi

Peyami Safa kitapları yeni nesillerce pek okunmayan ancak edebiyat derslerinde anlatıldığı için tanınan bir isim. Ancak onun çok farklı yönleri vardır. O, yazarlıktan başka mesleği olmadığı için Server Bedi takma adıyla ucuz yazarlık yapar. Hiç bir edebi kaygı gütmeksizin, piyasada satılan, para eden ne varsa Server Bedi ile yazar. Bu müstear ismi, annesi Server Bedia hanımdan almıştır. Bunun dışında Çömez, Safiye Peyman, Serâzad takma isimlerini de kullanmıştır.

Dolayısıyla onun iki tip kitabı vardır. Biri Peyami’nin diğeri Server’in olanlar.

Bu takma isimlerle yazdığı kitaplara Peyami Safa adını hiçbir zaman yazmamış, bu kitapları sahiplenmemiştir. Bugün bazı yayınevleri Peyami Safa’nın ismini kullanarak basıyor. Hem de dilini sadeleştirerek… Bu yapılan fevkalade üzücüdür. Okuyanlar “Bu mu usta romancı denilen kişinin kitapları?” der. Aslında bu yapılan Peyami Safa gibi bir edebiyatçıya, mütefekkire hakarettir. Yaşıyor olsaydı bunların hiç birinden razı olmazdı. Onun gerek dil meselesindeki duruşunu gerekse edebi eserlerini bilenler buna hak verecektir.

Kimin Evinde Oturuyor?

Necip Fazıl ile Peyami Safa 1920’li yıllarda Beylerbeyi’nde tanışırlar. Peyami Safa, bir müddet onu Firuzağa taraflarında tuttuğu apartman dairesinde misafir eder. Burada Türkiye’ye yeni giren radyoyu dinlerken kavgalar ederler. Zira o yıllarda radyo kulaklıkla dinlenilmekteydi. Kulaklık kavgası yaparlar. İlerde de enteresan edebi kavgaları olacaktır. İkisinin de matbuat hayatında ismi bu yıllarda şöhret bulmaya başlar.

Bu birlikte yiyip içtikleri dönemde, Peyami Safa yazarlık dışında hiç bir işten para kazanmamakta kararlıdır. Ancak kendisini tek kurtaran da Server Bedi ile yazdığı ucuz aşk ve polisiye romanlarıdır. Necip Fazıl dostunun bu trajik halini esprili ve çarpıcı bir dille şöyle ifade eder:

-Nerede kalıyorsun?

-Peyami’de.

-O nerede oturuyor?

-Server Bedi’nin evinde.

Cingöz Recai kimdir?

Cingöz Recai usta romancının ilk ve orta mektep talebeleri için yazdığı düşük seviyede bir seridir. Bu kitapları son asrın en mühim romancısı Peyami Safa’nın Server Bedi takma adıyla bir şeyler karaladığı hatta belki de saçmaladığı roman serisidir. Çünkü o devirde böyle şeyler okunuyor, para ediyordu. Hoş şimdi de manzara pek farklı değil…

Hikayelerin pek çoğu devrin romanlarından aparma, oradan buradan uyarlama şeklindedir. Yani üstat çok okunan polisiye, cinayet, aşk hikayelerini Cumhuriyet Türkiye’sinin kitlesine, diline, hayat tarzına tatbik etmiştir. Hadiselerin ve karakterlerin hiç bir edebi vasfı yoktur.

1920’lerde polisiye, cinayet romanlarına büyük bir alaka vardı. Harbin de getirdiği bir alaka olsa gerek. Maurice Leblanc’ın Arsen Lupin karakteri meşhur, Avrupalı bir hırsız hikayesidir. Server Bedi onu alır. Cingöz Recai karakteri ile bunun Türk versiyonu yazar. Kahramanın hususiyetleri ise şöyle:

Cingöz Recai, zengin kötülerden çalıp iyi fakirlere veren kibar bir hırsız, kültürlü, iyi eğitim almış, anadili gibi İngilizce bilen bir serseridir. Zaman zaman dinlenip hayale dalmak için keman çalar. Sportmendir; hep hareket halinde, yerinden duramayan, her tarafından hayat fışkıran, daha da önemlisi kendi ruhî kabiliyetlerini sürekli kontrol altında tutan bir adamdır. Öldürmeyi sevmez, mecbur kalmadıkça öldürmez. Şeytanî bir kahkaha onun alâmet-i farikalarından biridir. Kendine göre mükemmel bir haber alma teşkilatı vardır. Teknolojinin en son ürünlerini ilk o kullanır; bir makyaj ustasıdır, istediği an istediği kılığa girebilir. Ve tabii çapkındır.

Yiğit ve son derece zeki bir Türk polisi olan Sertaharri Mehmet Rıza[Haluk Bilginer], aynı zamanda saygı duyduğu ve takdir ettiği, hatta gerektiğinde koruduğu (Tatavla Cinayeti macerasında Mehmet Rıza’yı ölümden kurtarmıştır) baş düşmanıdır. Aslında Mehmet Rıza da Cingöz’e gizli bir hayranlık duyar, hatta onunla zaman zaman işi sonuçlandırdıktan sonra tevkif edeceğini açık açık söyleyerek işbirliği bile yapar. Ne var ki Cingöz her seferinde Mehmet Rıza’nın elinden kurtulmayı başarmaktadır.” (Beşir Ayvazoğlu, Peyami –Hayatı Sanatı Felsefesi Dramı, sf.136-137)

Cingöz Serisi

Popülerden para kazanan bütün yayıncılar gibi Cingöz Recai karakteri tuttuğu için de onun ismi serileştirilmiştir.  1924-28 arasında 10’ar kitaplık bir seri olarak yazılmıştır. Yazar az, kitap az, tercüme az olduğu için de kitapları yalnız orta mektep talebeleri değil bütün kuşaklarca okunmuştur.

Server Bedi, yazdıkları, seviyece düşük olmasına rağmen absürtlüğü ile sevilmesi sebebiyle çok okunan yazarlardan biri olmuştur. İnsanların okuma ihtiyacını karşılaması, okumayı sevdirmesi bakımından o devrin nesilleri için de çok faydalıdır. Tarık Buğra çocukken Server Bedi’nin kitaplarını severek okuduğunu söyler.

Daha sonra ikinci bir seri hazırlamış ve burada yeni karakterler de oluşturarak Cingöz Recai’ye son vermiştir. Cıva Necati, Çekirge Zehra ve Tilki Leman… Cıva Necati Cingöz’ün kopyasıdır. Ancak bu tutmaz ve okuyucular Cingöz Recai’yi ararlar. Bunun üzerine Recai tekrar canlandırılır.

1928 harf inkılabından sonra kitaplarını Latin harflerine aktararak bastıran Server Bedi, Civa Necati’nin olduğu kitapları ismini Cingöz Recai olarak değiştirir.

Çekirge Zehra ve Tilki Leman, Cingöz’ün kadın versiyonlarıdır. Ancak bu kahramanlar pek tutmaz. Server Bedi bir de Kartal İhsan adlı kahraman bir polis karakteri oluşturur. On kitaplık Polis Hafiyesi Kartal İhsan’ın Maceraları serisi… Fakat bu seri ve kahraman da pek sevilmez. Cingöz Recai’nin yeri nedense doldurulamaz.

Server Bedi de para nereden geliyorsa o istikamette yazar. Mesela Avrupa’nın en meşhur polisiye romanı Sherlock Holmes meşhur olduğu için “Sherlock Holmes’a Karşı Cingöz Recai” serisini yazacaktır. Cingöz’ü yakalamaya çalışan Serhafiye Mehmet Rıza, Sherlock ve Dr. Watson’u  İstanbul’a davet eder. Ve Cingöz Recai bunlarla mücadele eder. Kitap dediğimiz de 16’şar sayfalık kısa hikayelerdir. Sonra tek kitap haline getirilir.  (Daha fazla bilgi için bkz.  Erol Üyepazarcı, Korkmayınız Mister Sherlock Holmes)

Cingöz Recai Beyaz Perde’de

Cingöz’ün böyle sevilmesi onu beyaz perdeye de taşıdı. İlk olarak 1954 yılında siyah beyaz olarak uyarlanır. Sonra 1969’da farklı bir hikaye ile Yeşilçam’da tekrar çekilecektir. Ayhan Işık’ın oynadığı filmde, karakter tam da kitaplarda anlatıldığı şekildedir. Cingöz kılık değiştirme kabiliyeti, ses taklidi ve kıvrak zekası ile her zorluğun üstesinden gelir. Bütün esrarı çözer.

Bu filmlerde de Peyami Safa’nın adı kullanılmaz. Eser sahibi olarak Server Bedi yazılır. Yapımcılar Peyami’yi bildikleri halde bu ismin, Server’in hatırasını saygıyla anarlar.

13 Ekimde vizyona girecek olan Cingöz Recai Bir Efsanenin Dönüşü filmi ise Peyami Safa’nın adıyla anılıyor. Evvela bu eser sahibine bir saygısızlıktır. Kitap ve karakter Peyami Safa’nın değil. Yazarın vefatından sonra çekilen 69’daki filmde bile eser sahibi olarak Server Bedi yazılmıştır. Şimdi Peyami Safa’nın kullanılıyor oluşuna aldanmamak lazım.

Onun alelade eserleri ve kitapları üzerinden böyle para kazanılması, adı üzerinden reklam devşirilmesi ayıptır. Açıkça insanları kandırmaktır.

Karakter zaten absürd ve sığ, Onur Ünlü de absürd komedi tarzı film ve dizileriyle bilinir. Herkes Kenan İmirzalıoğlu, Haluk Bilginer, Peyami Safa adını görünce ciddi bir şey zannediyor. Hatta belki Türk Sherlock’u zanneden bile olabilir. Hoş onda da komedi görülür. Ancak Guy Ritchie’nin tarzıyla cekilmiş, ciddiyeti ve derinliği de barındıran kaliteli komedidir. Absürt değildir.

Film buram buram ticari kaygı ve absürtlük kokuyor. Dikkat edilirse Leyla ile Mecnun’un meşhur İsmail Abisi Serkan Keskin de var. Yine onun gibi absürt komedi oyuncularıyla dolu bir kadro. Kenan İmirzalıoğlu da hep gülüyor. Hem de ona hiç yakışmayan, seyredeni güldürmeyen bir şekilde. Çünkü hikayelerde Cingöz’ün gıcık, şeytani bir kahkaha atışı vardır hep. Onu yapmaya çalışmışlar.

Velhasıl beklentisiz şekilde filmi seyretmenizi tavsiye ederim. Zira kötü çıkarsa “kitaplara göre yazdık” diyeceklerdir. İyi çıkarsa da “ modern bir çehre kazandırarak…”, “Usta oyuncunun…” gibi cümleler kurulacaktır.

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.