Anasayfa Hayat

Sosyal Bir Sermaye: İnsan

PAYLAŞ

Bir ticari teşebbüsün gerçekleştirilmesi ve yürütülmesi için lüzumlu olan, bu işte kullanılan para ve paraya çevrilebilecek malların tümüne sermaye adı verilir. Ticari hamlelerin başarılı olması için sermaye şarttır. Hatta denilebilir ki sermaye olmadan hiç bir fiil şahsi öz davasında muvaffak olamaz! Sözlerimi yanlış anlamayınız lütfen. Burada kastettiğimiz mana: ’’her şeyin ilacı para!’’ demek değil; bizim bahsettiğimiz sermaye, sosyal sermaye. Yani kalifiye insan hazinesi…

Sosyal sermaye kavramının ilk ilmi incelemesi Durkheim’a kadar gitmektedir. Ancak biz bu yazımızda ilgili konu hakkında tefferruatlı araştırmalar yapmış olan John Field’den faydalanmanın daha isabetli olacağını düşünüyoruz. John Field ‘’Sosyal Sermaye’’ adlı kitabında  “Sosyal sermayenin ana fikri, sosyal iletişim ağlarının değerli bir servet olduğudur.” açıklamasını yapar. Yani Field eserinde, ekonomik, siyasi, ictimai tüm meselelerde insani ilişkilerin kaliteli olması, bizleri başarmak istediğimiz her işin altından kalkacak güce ve mertebeye ulaştırır mesajını verir okuyucularına. Çünkü giriştiğimiz işte birlikte çalışacağımız vasıflı elemanlar ve onların gerçekleştirecekleri vasıflı iletişimler o işte muvaffak olma durumumuza ekonomik gücümüzden daha fazla fayda sağlar. Çevremizde sıkça gördüğümüz aile şirketlerini değerlendirelim isterseniz: Ailenin babası, aynı zamanda şirketin patronu olan  X Bey yaşı belli bir kemale geldiğinde koltuğunu evladı Y Bey’e devretmek ister. İşin başına Y Bey geçer. Y Bey kendi ekibini kurar ve başlar ticaret yapmaya… Hikaye sizlere tanıdık geliyor değil mi? Hikayenin sonunda Y Bey aile şirketini batırır. Halbuki X Bey yani aile şirketinin patronu yola garip gureba bir genç olarak çıkmıştır; oğlu ise ekonomik durumu güçlü olan bir şirketi devralmıştır. Anlaşılacağı üzere kalifiye elemanlardan oluşan kadronuz, bilgi ve deneyimleriniz mevcut değilse dünya adlı gezegende koskoca bir HİÇSİNİZ!

Silah kullanmayı bilmeyen birine tabanca verdiğinizi düşünsenize! Hedefe atış yapabilir mi? Hadi atış yapmaya muvaffak oldu diyelim. Hedefi vurabilir mi? Cevap basit:Ya yanlış yerleri vurur ya da mazallah tabancayı kurcalarken kendi kendine sıkar. İşi bilmeyen kişilere vermek işi ya bir kör kuşuna veyahut da yağlı bir urgana teslim etmektir. Nitekim sosyolog, pedagog en mühimi de bir mütefekkir olan Seyyid Ahmet Arvasi hoca bu durumu şöyle özetler: ’’Kadrolar değişmedikçe, anayasalar, kanunlar, kararnameler ve tüzükler değişse bile bir mana ifade etmez..’’ Yüzde yüz isabetli bir tespit olduğu kanaatindeyim! Peki, kadrolar nasıl değişecek? Ucuz, köklü olmayan üç beş ıslahatla veyahut topyekün geçmişi devirerek mi? Hayır! Maziden ilham alıp, ufuklarımıza muasır medeniyet mefkuremizi koyarak!

İlk’ler mühimdir.İlk’lerin ortaya koymuş oldukları eserler de mühimdir.Çünkü onlar ‘’ilk’’tir! Daha önce yapılmalarına cesaret dahi edilmemiştir. (Tabi burada ilklerin her zaman ve her şartta doğru olduğunu müdafaa etmiyoruz. Ancak ilk’lerin doğruluk/yanlışlık hükmünü bilerek okunmasını faydalı görüyoruz. Çünkü yanlıştan ibret,doğrudan ilham alarak tecrübe hanemize ‘’+’’ puanlar eklemiş oluyoruz. Bu sebeple ilk’lerin teferruatlı bir usulde analiz edilmesi lüzumludur.) İlk tarihi romanımız Cezmi’nin ve ilk edebi romanımız İntibah’ın yazarı(Bu sebeplerden ötürü dikkatli ve dürüst bir usülde incelenmesi mühimdir.)  Namık Kemal Hürriyet Kasidesi’nde: ‘’Biz ol nesl-i kerîm-i dûde-i Osmaniyânız kim/Muhammerdir serâpâ mâyemiz hûn-ı hamiyetten/Biz ol âl-i himem erbâb-ı cidd ü içtihâdız kim /Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten’’ diyerek mühim bir tespitte bulunmuştu. Kıymetli okuyucular ufak bir aşiretten bizi cihangirane bir devlete sürükleyen neydi? Tabii ki de Osmanlının sebepleri yapışmayı bilen ve yüksek gayelilerden oluşan zengin sosyal sermayesiydi. Gelin sayalım isterseniz bu birbirinden kıymetli insanları: Şeyh Edebali Hazretleri, Dursun Fakih Hazretleri, Osman Gazi, Köse Mihal, Turgut Alp, Gündüz Alp, Malhun Hatun, Rabia Bala Hatun… İşte yiğidin hakkını yiğide veren, mazlumu koruyan, zalimi ezen, Orhanlar, Alaaddinler doğuran, fenne yapışmakla kalmayıp dua ordusu kuran ve hayatın hayal olduğunu bilecek tefekküre ve şuura sahip olmakla kalmayıp, gönülleri topyekün ve nizami bir usülde: ’’Adalet vazgeçilmezimizdir!’’ diyerek kemale eren bu zatlar temel attı Devleti Aliyyeyi Osmaniye’ye!

Net bir şekilde ifade etmekten çekinmeyerek söylüyoruz ki; Türk milletini tekrar muasır medeniyetler seviyesine çıkaracak sosyolojik formül sosyal sermayeye sahip olmaktır… İnanın bu sermayenin kaynağı yabancı devlet bankaları, IMF hatta ekonomik tetikçiler de değil. Bu sermayenin kaynağı özbeöz Milli ve  mukaddes maarif sistemi olmalıdır! Vasıflı mektepten, kalifiye talebe çıkar. Yıllarca nadasa bırakılmış Anadolu topraklarımızın yanık bağrına su serpelim. Akabinde terbiye ve ilim ekelim o pak topraklara… Emin olun, hasat vakti binlerce mütefekkir ve müteşebbis biçeceğiz!

Milyonlarca Türk genciyle alakadar olmamız temennisiyle…

Allahaısmarladık…

 

PAYLAŞ
Önceki YazıTürk’e Karşı Duaya Çağrı
Sonraki YazıŞiir: Kabûl…
İstanbul Üniversitesi Sosyal Hizmet Bölümü. Türk İslam mefkûresinin gönül eri

1 YORUM

  1. Sitede okuduğum en dolu yazıydı.Takip ediyorum son 3 yazınızın son paragrafları beni mest ediyor.Tebrik ederim sizi.Bahsettiğiniz gibi kadrosuz hiçbir şey olmuyor.Tüzükler,anayasalar istediği kadar değişsin bize vasıflı ve liyakatli insanlar lazım Cemal hocam

CEVAP YAZIN

Please enter your comment!
Please enter your name here

WordPress spam blocked by CleanTalk.